|
İngiliz diplomatlarında, üzerinde bir zamanlar güneş batmayan İngiltere İmparatorluğunun miras ağırlığı, ABD'li diplomatlarda ise dünyanın tek süper gücü bir ülkenin güç ağırlığı var.
ABD'li diplomatlarla görüşürken protokol sizi baskısı altına almaz. Kısa bir süre sonra samimi bir sohbet ortamına kayabilirsiniz.
Bunu elçilik binasında da hissedersiniz. Çok sıkı güvenlik çemberini aştıktan sonra o sıkı korunan insanlarda samimi bir sıcaklık bulursunuz
Dün sabah ABD'nin Lefkoşa Büyükelçisi Frank Urbancic, kahvaltıda KIBRIS gazetesinde konuğumuzdu.
Görevimiz gereği yabancı ülke diplomatlarıyla temaslarımız olur.
Böyle olduğu için ülkelerin ağırlıklarını temsilcileriyle dünyanın değişik köşelerine nasıl taşıdıklarını da kıyaslayarak, gözlemlerimizle öğrenme şansına sahip oluruz.
* * *
ABD'nin dış politikasını geleneksel İngiliz dış politika deneyimiyle birlikte yorumlayanlar var.
Doğruya doğru ABD ile İngiltere gelenekselden öte bir kader birliği içindedir. Her zaman yüzde yüz politikaları örtüşmese de ciddi konularda aynı yolu yürürler.
Ancak İngiliz diplomatlarıyla Amerikan diplomatları aynı ekolden değil.
* * *
Hiç kuşku yok benim yazacaklarım kişisel gözlemlerimin bende yarattığı sonuçlar.
İngiliz diplomatlarında, üzerinde bir zamanlar güneş batmayan İngiltere İmparatorluğunun miras ağırlığı, ABD'li diplomatlarda ise dünyanın tek süper gücü bir ülkenin güç ağırlığı var.
ABD'li diplomatlarla görüşürken protokol sizi baskısı altına almaz. Kısa bir süre sonra samimi bir sohbet ortamına kayabilirsiniz.
Bunu elçilik binasında da hissedersiniz. Çok sıkı güvenlik çemberini aştıktan sonra o sıkı korunan insanlarda samimi bir sıcaklık bulursunuz.
Bu samimiyet iletişimin karşılıklı verimliliği açısından avantaj.
Pek çok ülkenin diplomatlarının ağzı çok sıkıdır. Anlattıklarını dinlerken satır aralarından bir şeyler bulup okuma çabası insanı perişan eder.
Kendi adıma söyleyim Amerikalılarla iletişim beni yormuyor.
* * *
Dünya devleti olmak için gücünüzün ekonomik güçle de mutlaka beslenmesi gerekir.
Amerikalılarla konuşurken hem askeri hem de ekonomik güç bir biçimde hissedilir.
Hiç kuşkusuz dünya devleti olmak lafla olmuyor.
Bunun ciddi bir bedeli var.
Dünyanın her köşesinde sorun var. Ve Sovyetlerin dağılmasından sonra tek süper güç konumunda kalan ABD, bu sorunların tümüyle ilgilenir konumdadır.
İlgilenirken de mutfağın en içerilerine kadar girerek ilgilenmektedirler.
ABD'nin temsilcileri, "Müdahale" sözcüğünü sevmez. Onlar için en sevimli tanımlama, "katkı koymak"tır.
Bu katkı içinde olabildiğince derin, olabildiğince ayrıntılı istihbarata gereksinim olduğu kesin. İşte tam bu noktada her ülkenin yabancı ülkelerdeki temsilciliklerinin yaptığının en iyisini ABD elçilik ve konsoloslukları da yapıp, kendi sorumluluk alanından azami bilgi toplar.
Bunun için de elçilik görevlilerinin gidecekleri ülkeleri en iyi bilmesi gerekir. Gidip sonra öğrenmek yerine gitmeden olabildiğince hazır o ülkeye gitmeleri için sistem çalışır.
* * *
ABD elçiliğinde hem gelenlerin "Hoşgeldinine" hem de gidecek olanları "Güle gülesine" davet ediliriz genelde.
Gelen yeni elemanların bilgi bakımından ne kadar hazırlıklı olduklarını görüp de takdir etmemek elde değil.
Kıbrıs'a gelenler içinde örneğin görev alanı Kıbrıs Türk toplumu olan elemanlar, bizim siyasi partilerimizi, politikacılarımızı, sivil toplum örgütlerini, yöneticilerini, gazetecileri, etkili işadamlarını başlangıç noktasında bilmesi gereken kadar mutlaka bilir. Hatta dilimizi de bilirler...
* * *
Frank Urbancic dün bize yalnız gelmedi.
Bu ziyarette yanında olması gerek dört isim de yanındaydı. Kimsenin ağzına kilit vurulmamıştı ama hiç biri büyükelçi dışında söze karışmadı. Söze karışmazken, sanki de birşeyler söylemek istiyorlardı da söylemediler gibi bir fotoğrafı da asla vermediler.
Herkes takım ruhuyla işini biliyor.
Sistemin kurulması değil çalışması önemli.
ABD Büyükelçiliklerinde sistem de var, sistemin çalışması da...
Çok iyi anımsarım ABD'nin Afganistan operasyonu başladığı günlerde ABD'nin Lefkoşa Büyükelçiliğinin basın ve halkla ilişkiler sorumlusundan bir yemek daveti almıştım.
Yanında genç bir meslek memuru ile geldi. Bu yemeğin bir amacı olduğunu hissediyordum. Merak yemeğin tadını kaçıracağı için merhaba, hatır sorma faslından hemen sonra, "Yemek neyin bahanesi?" diye sordum. Çok samimi olarak söyledi: "ABD'nin Afganistan operasyonunun müslüman ülke ve toplumlarda nasıl karşılandığını merak ediyoruz. Bu tür görüşmelerle fikir hızlı fikir sahibi olmak istiyoruz."
* * *
Kıssadan hisse çıkaralım mı?
İster istemez çıkarıyor insan.
Hiç kuşku yok bizim ABD ile kıyasımız söz konusu değil. Ancak sistemin özü bizler için de mutlaka geçerli olmalıdır. Biz dünyanın her yerine elçi, diplomat, temsilci, görevli yollamıyoruz. Yollama noktasında da yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz.
İşte Ankara, işte Londra örneği... Oradaki temsilcilerin görev sürelerinin dolacağı tarih aylar, hatta yıllar öncesinde bilinir olmasına rağmen hâlâ o görev yerleri boş. Bu boş kalışta kimin ne kadar haklı ne kadar haksız olduğu benim açımdan hiç önemli değil. Karar verici konumda olanlar bu önemli ama işlem bakımından basit işi halletti mi halletmedi mi? Bütün olay bu sorunun yanıtında. Son anda belirleyip koyup uçağa yollayacağız. Hani o gidecek olanın her bakımında ön hazırlığı?
Günün sözü:
Sözde büyüklük, içi boş tenekeye benzer
|