|
Yıl 1983...
Ayrılık ve öfkelerin yılı...
"Ayrılık yaman kelime, benzetmek zordur ölüme"...
Veya, bir başka ses dolar kulağınıza, eğer kulak taşıyorsanız..
"Ayrılmak ne kadar zor, unutulmak ne acı"...
***
Fazla dokunursanız başka bir taş plak girer devreye...
"Ada'nın yeşil çamları aşkımıza yer olsun...
Ne çare ayırdı felek kalplerimiz bir olsun"...
***
Onu işte, o yukarıdaki yılda taşımıştım...
1983'te...
Daha önce hiç mi karşılaşmadık?...
Çok önceleri de karşılaşmıştık...
***
Demir yumruk altında geçen günlerdi o günler...
Bursa'ya yaklaşırken, Erten takılmıştı bana; "Doğrusöz bu manzara karşısında ne yazılar yazar diyerek"...
Şeftali ağaçları yavuklusu ile buluşmaya giden utangaç bir kız havasındaydı çünkü...
Bunu Erten'e söylemedim...
Çünkü, acıyı içimde hissediyordum...
***
İlginç bir davet ve ilginç bir geziydi...
Gezide iki sima renkliydi...
Biri o zamanın kahramanı Necati Özkaner, ikincisi ise, Gazeteciler Birliği Başkanı ve bizden biri Sadi Togan...
İlk molada, Özkaner'e sordular, "Ne alırsınız" diye...
Hepinizi bus ederim diyen Paşa'yı anlamayanlar vardı...
Bus etmek, öpmek demekti aslında...
"İncik" dedi Özkaner...
Sadi hemen, o kendine has incelik ve latif kibarlığı ile "Ben de incik alayım" dedi...
***
Benim ne sipariş verdiğimi unuttum...
Ancak, maydanozu hiç sevmezdi...
"Ben her yerde maydanoz yemem" derdi...
Yaptığım espriler sonucu, bir sabah kahvaltısında rafadan, yani bizim dilimizde "melada" yumurta dudaklarından masaya akıp gitmişti...
O geziden sonra artmıştı dostluğumuz...
***
Kendi doğrularında yaşadı...
"Halkın Sesi, Bozkurt ve Hürsöz" diye sabahın seherinde uykumuzu bölen ve bugünlerde ön sırada koşan yapıcı ustalığını, gazete dağıtıcılığına tercih eden Bekir Usta gibi kayıp gitti...
Mutluluğu göremeden kayıp gidecek tüm yıldızlar gibi...
|