|
Yaş onyedi...
Başta kavak yellerinin estiği yıllar...
Bir başka deyimle, saçlarımda bulut, gözlerimde çiğ...
Hani bir sabah vakti başınızı buz gibi suyla yıkayıp yola düştüğünüz günler...
Onyedi yaşım ateşli başım...
***
Meskenimiz Ford Garajı...
Yani Şahin Sineması...
İbrahim Avcı ve Ertuğrul Şahin'in ortaklaşa işlettiği sinema...
Ne unutulmuş isimler vardı orada...
Kapıcı Tahir Dayı...
Torunu YDÜ'de öğrencim oldu...
Babası elli metre uzaktan "Selam Hoca" der...
Hiçbir maddi değerle ölçülemeyecek güzelliklerdir bunlar...
***
Ondokuz şubat günü kardeşini Limasol'da kaybeden İsmet Dayı...
İriyarı fiziğine, dudaklarına tebessümü yakıştıran adam...
"Başın sağ olsun" dediğim an, "Vatan sağ olsun" diyen adam...
***
Taylan Kav içimdeki öfkeyi sordu...
Ben, kendimi çok sorguladım...
Öfke benim içimde değil, ben öfkenin içinde büyüdüm...
"El bebek gül bebek" çığlıkları veya körlerin deyimiyle " Dokuz körün bir deyneği"...
***
Meğer ne kadar uzaklaşmışız kimliğimizden...
Artık kendimi bile tanıyamaz olduk yürüdüğümüz sokaklarda...
Ve kendi kendime sormaktan utanıyorum...
"Kim varıdı, biz burada var iken" diye...
Keşke bu fotoğraf hiç ortaya çıkmasaydı...
Çünkü, çok anıları tetikleyecek...
Kimisi oğlun mu diyecek, kimisi başka birşey...
Nazım Hikmet ise, Aslolan hayattır Hatçem, beni unut" der...
Ya bizim unuttuklarımız, ya unutanlar, ya da affetmesek bile unutamayacaklarımız...
Boşuna dememişler, "Bir fotoğraf, bin kelimeye bedeldir" diye...
|