|
Vurgun yemiş bir dalgıç çaresizliğinde akıp gidiyor zaman.
Yeni bir yıla daha merhaba demeden, elveda diyenlerin hüznünü taşıyan yüreğimizdeki burukluk, yerini bir türlü sevince terk edemiyor nedense.
Oysa yeni bir yılın başındayız daha.
Ve umutlarını yitirmeyen insanlar, her gün yeni kapıları zorluyorlar. Açılsa da açılmasa da zorluyorlar.
Yılların ötesinden beraber yürüyerek geldiğiniz yollardaki insanları köşe başlarında kaybetmenin ve onları bir daha görememenin hüznü sarsa da sizi, hayatın cilveleri deyip geçeceksiniz.
Sanki, demeseniz ne yazacak.
Bir cahil için kitabın anlamı, sağlıklı bir insanın hastalığa verdiği değer kadardır çünkü.
Sağlığın kıymeti hastalık kapıya dayanınca daha bir anlamlı olur, insanoğlu dediğimiz bu mahlukatın nazarında.
Öğütlerden değil felaketlerden ders almaya şartlandırılmışız bir kere.
Bizim ülkemizde ne eğitime ne de sağlığa değer verilmemesi de herhalde bundan. Gerek beyin gerekse vücut açısından sağlıklı nesiller yetiştirmek istemiyoruz gibi. Etrafımızdaki 'angutlar' azmış, sağlıkta çağ atlamış gibi ikisine de önem vermiyoruz.
Tüm dünya ülkelerinin ön planda tuttuğu eğitim ve sağlık, her ne halse bizde son sırada. Onlara ayrılan pay hepsinden daha az. Neden mi? Nedeni kafa yapımızdaki bozukluktan kaynaklanıyor her halde.
***
Ama her şeye karşın sürüp gidiyor hayat. Gelenin gidene, gidenin gelene sevgi ve saygılarını sunarak (!)... Partizanların partizanlardan şikayetçi, solcuların solculardan şikayetçi, sağcıların da başka sağcılardan şikayetçi olduğu bir düzenle.
Yoğurdum kara diyen çıkmadıkça da bu sürüp gidecek.
Sağlıksız ve eğitimsiz bir çevrede, yarının ne olacağını bile düşünmek istemiyor insan. Bazılarının ne vurursam kardır felsefesini temel ilke yaptığı bu düzende.
Yedi yaşındaki çocuğa bile öğretmişler, karnına vurulursa, 'aman arkam' diye feryat etmeyi. Ve öğretenler öğrettiklerinden memnun, telafisi imkansız 'bir yok oluşun' mimarları, bu çirkin zafer taklarının arkasında gülümsüyorlar. Bir müddet sonra ağlayacaklarının bilincinden yoksun.
***
Yıl 1999, 2000'ne bir var. Ama o bir, ne birmiş hiç bilen yok.
Oysa etrafımıza biraz dikkatli baksak, bazen o hiç ibret alınamayan ve devamlı tekerrür eden tarih, yüzyılların yaratamadığı felaketleri bir yıla sığdırabiliyor da. Ve Fransız filozof Montaigne'nin dediği gibi, "bazen insan yaşaması gerekenden bir gün fazla yaşar" sözlerini de anımsatabilir bizlere. Ya da bizim halkımızın deyimiyle "ölseydim de bu günleri görmeseydim"
Aslında hiç karamsarlığa gerek yok. Zaten zarlar elden çıkmış nasıl olsa. Ve hayat vurgun yemiş bir dalgıç çaresizliğinde sürüyor hala...
|