|
Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalar gider...
Geriye baktığınızda avucunuzda pek birşey kalmaz..
Zaman, bazen ağır paletli bir tank acımasızlığındadır, bazen hafif bir rüzgâr..
Başka bir deyimle esinti...
İnanılmaz sıcakların herşeye karşın beni cesaretlendirdiği zamanlar...
***
Onu doğduğu gün kucağıma almıştım...
Kırılacak bir bebeği tutar gibi...
Adı, adımdı...
Ve soyağacımın tescili...
***
Büyüdü geldi...
Büyü de gel diyenlere nazire yaparcasına erken büyüdü...
Belki de bahara erken kanan badem çiçeği, belki de ben bu filmleri çoktan gördüm diyen bilgiç havalarında...
***
"Mustafa dede, sigara sağlığa zararlıdır, ancak sana zarar vermez" dedi...
Gülümsedim, "Onu bir de Gülgün Vaiz'e sor" diyemedim...
Neyin nerede kopacağını bildiğim için sustum...
***
Sonra onun bir fotoğrafı geçti elime...
Günlerce düşündüm...
Bu yazıyı yazarken de çok düşündüm...
Senaristlerin hakim olduğu bu düzen, beni hep düşündürdü...
Korktuğum için değil, rezillerin düzeninde kılıç sallayacağım için...
***
Bu fotoğraf yorum istemez...
Bin değil, binlerce kelimeye bedel...
Ne annesi, ne teyzesi ve ne de başka yakını değil...
Bu onun sınıf öğretmeni...
Bana göre Nazım'ın sorduğu mutluluğun resmi bu...
Aslında mutluluğun fotoğrafı...
Neresi diye sormayın...
YDİ desem tatmin olur musunuz?..
Ama, ben mutlu oldum...
Çünkü, hiç yanılmadım...
|