|
Hazanın insanı sürükleyeceği, yaprakların düşeceği, ayrılık siteminin insanı yüreğinden vuracağını zannettiğimiz bir zamandı yaşadığımız...
Hiç kimse değişimin farkında değildi...
Yüzlerindeki belirsiz tebessüm, yeni olaylara bakış açılarını belli ediyordu...
Genç yaşta emekli edilmiş bir toplumun günahını siyasilere yüklemeden yaşanan demokrasi ortamında, yenilen kazıkların kimler tarafından atıldığı da hâlâ bir tartışma konusu...
***
Uzayan bir banka kuyruğunda, gözlerdeki umutsuzluk yansıyordu etrafa...
Adam, uzamış sakalı, gözlerinde ışığı sönmüş kahverengi de son dansını yapar gibiydi...
Yüzüme baktı ve hafifçe gülümsedi...
"Ben, bunu on yıl önce söylemiştim" dedi...
"Neyi" dememi beklemeden sürdürdü sözlerini...
"Bir gün gelecek, zengin ve fakir kalacak, orta direk diye bir kesim kalmayacak"...
***
Bilgisayara bağlanmış vezneler, bazen otomatik bir silah gibi arka arkaya işlerlerken, bazen de tutukluk yapan bir Takarof tabanca gibi çalışıyordu...
Hani o sessizlik içinde düşen tetiğin sesinden sonra gelmeyen patlama gibi...
Kuyrukta kırk kişi yoktu, ama son gördüğüm adamın önünde seksen kişi olması gerekirdi...
İçine edilmiş bir sistemin kurbanı olduğunun bilincine varamayanlar, hâlâ daha arka pencereden iş yaptırmanın becerisini yüzlerindeki o sözde mağrur ifadeye yansıtıyorlardı...
***
Zaman geçiyordu ve kötüye gidiyordu...
Gözyaşını, kanını ve canını namlumun ucuna koyarak özgürlüğünü kazandığına inanan halk, gördüğü manzara karşısında donuyordu...
"Bu bir rüya mı, yoksa bir film sahnesi mi?" diye soranlara verilecek cevap da yoktu...
Herkesin işi uyarındaymış gibi bir hava hakimdi...
Çıkmayan canda umut var diyenler, acaba bu kez yanılacaklar mıydı?...
Esas soru buydu...
Kapıdan çıkarken kahverengi gözlerinde umutsuzluk taşıyan adam, son kez yüzüme bakarak sordu: "Bu ülkeye bahar ne zaman gelecek..."
Başımı önüme eğdim ve yürüdüm...
"Hiçbir zaman" dememek için...
|