|
Hiçbir hastalık korkusunun yaşanmadığı yıllarda, avlularda, yattığımız nemli ıslak gecelerin yorganların üzerine sinen ful kokularının doyumsuz kokusuyla sarmalanıp, bir rüya aleminde yaşar gibi yaşadığımız nice yazlar vardı...
Çevre kirliliğinden uzak, trafik canavarından habersiz, üç kağıdın kol gezmediği mahallelerde süren gösterişsiz bir hayatın, gösterişe meydan okuduğu günlerdi o günler.
Nemli yorganların üzerine yağan sisin insanı saran büyüsü ile, pembe şafakların gökyüzüne en güzel renk harmonisini yansıttığı saatlerde güneşin ilk ışıklarıyla yeni bir güne merhaba demenin mutluluğu ile yapılan kahvaltıların tadı, belki de bugün hiçbir dünya mutfağının bize sunamayacağı bir lezzetti...
***
Yapay çiçekler acaba hangi doğal çiçeğin yerini tutabilir...
Otomobil egzozlarının, sonradan ekleme soba borularından çıkan zehirli gazlarından azade bir yerleşim merkezi acaba şimdi nerede...
Veya hangi dağın ardında...
Ya beş arkadaş bir araya gelip, ortaklaşa ödenen paralarla konan iki galon benzinle bir deniz sefasının yaşandığı doyumsuz günler...
Nerede şimdi...
Ya o haftalık filmler...
İlk gördüğümüz Türkçe filmler arasında belleğimizde unutulmaz bir yer eden Kanun Namına'nın makinist Nazım ustası...
Belli ki giden kralların yerine kolay kral yetişemiyor artık...
İlk İstanbul görüntüleri ve hayal şehir İstanbul'un yollarının simgesi parke taşlarına ve dik yokuşlarına ve gecekondularına duyulan hasret nerede?
Nerede o ilk gençlik yılları...
Nerede o güzellikler, o dostluklar o arkadaşlıklar...
Yan bakanın "vay haline" dediğimiz o delişmen ruh nerede?
Muşta takınıp ömür törpülediğimiz kaldırımlarda dün bizim unuttuklarımızın bakışlarında anlayamadığımız mesajların, ne söyler ne anlatmak ister babındaki unutulmuş şarkılar nerede...
Değişen bir şeyler mi var acaba?
İçimize arada bir de olsa düşen yorgunluk izleri tarih boyu deli dalgaların aşındırdığı kayaların derdinden daha mı büyük acaba?
Mesele bunlar da değil aslında...
Mesele yaşamak ve yaşatmakta...
İnsanoğlunun tarihsel varoluşunun temelinde yatan ve yüzyıllardır değişmeyen iyi ve kötü arasında son bulmayan kavganın son raunduna yaklaşmanın hassas dengesinde zorlanıyoruz yine...
Ve önemli olan insan gibi bir hayat için yollara düşüyoruz yine...
Kaybedileceği önceden sezinlenen belli kavgaların kahramanları gibi...
Yılmadan ve usanmadan...
Dün yaşadıklarımızın yarın yaşayacaklarımızın teminatı olduğunu bilerek...
|