|
Bir genç rüzgârdır zaman...
Bir ayrılık rüzgârı, tozu dumana katarak giden...
Bir toz bulutudur dönüp giden başımızın üstünde...
Kimi "hortum" der, bu doğa olayına kimi Tanrı'nın öfkesi...
Ve, Tanrı'ya küfredenler kaçacak delik ararken, noktalanır her şey...
Sütlimandır ortalık...
Yaprak bile kıpırdamaz...
Ve gelecek fırtınaya değin, susar insanlar, susar yürekler...
İradelerini başkalarına yenik düşürenler, utansalar da susarlar...
Bu derin bir suskunluktur...
İnanılmaz bir hikaye olsa da anlatılan, çoğu insanın hayatı zaten yazılmamış romandır...
***
"Ateş düştüğü yeri yakar" derler...
Ateşin düşmediği yerde eser yine bahar rüzgârı...
Ateşin düştüğü yerde ise, yüreği yakan bir sıcaklık sarar bedenleri...
Kimi sarılır, hiç beğenmediği toprağa ve feryat eder; "Ben böyle ateş görmedim" diye...
Sonra, herkes yavaşça döner evlerine...
Kimi televizyon açmaz, kimi açar...
Kimi iştahsızdır o gece yemek yemez, kiminin iştahı açılır...
Beş parmak bir olamaz dedikleri olaydır da bu aslında...
***
"Beni sokmayan yılan" bin yaşasın diyenler çoğunlukta olur böylesi zamanlarda...
Altın tepside sunulan yapay bir dünyada, ayaklarının bastığı yeri arzın merkezi zanneder kimi...
Bastıkları toprak parçası kaydıkça, telaşları paniğe dönüşür...
Ve panik sonsuz bir yok oluşa doğru sürükler onları...
Azaldıkça sevinirler, çoğaldıkça sevineceklerine...
Zaman acımasız hükmünü yürütürken, yüzlerini gizlemek için maske ararlar...
Ancak, bu son sahnede maske yoktur...
***
Hayat boyu "Ağır ol da molla desinler" öğütleri, bir gün cazibesini yitirir gider...
Mollalar bakarsınız ki, bir esintiyle uçup gitmiş...
Müritler ise, zaten çoktan uçmuştur...
Son perdedeki sessizlik bunun göstergesidir...
İnanılmaz oyunlarla karşı karşıya kalanlar ise çaresizdir...
Çünkü, daha önceleri bu filmi seyretmemişlerdir...
Oysa ki hayat zaten başlı başına bir filmdir...
Öyle olmasa, beyaz perdede yaşanmış hikayelerin seyircisi bu kadar çok mu olurdu?..
Demek ki, ne varsa gerçekte var...
|