|
Temmuz sıcağına yenik düşen buz parçası gibi eriyecekti zaman...
O, coşku dolu çocukluk yılları devam ederken...
Yıllarla dalga geçtiğimizi sanırken, yılların bizimle dalga geçtiğini çok sonra anlayacaktık...
"Bakakalırım giden gemilerin arkasından, serde erkeklik var ağlayamam"...
Sonunda erkeklerin daha ağlayacağını görecektik...
Akkoyunlu'nun şiirinde olduğu gibi...
"Ağlar be güneylim, erkek de ağlar... Karasuyun aynasında bağlar, seven ağlar öğretmenim sevilen ağlar"...
***
Ortaokula o yıllar devlet sınavı ile girilirdi...
Biz o dönemin üç uyanığı, beşinci sınıftan sınava dahil olduk...
Bugün bile şükranla yad ettiğim, bana göre çok değerli insan Şeref Özsoy, beni ilk kutlayandı...
Adımız Halkın Sesi gazetesinde yayınlanmıştı...
Ve, bu büyük bir başarıydı...
Şeref Özsoy'un yüreğindeki burukluğu, bir baba olma duygusuyla her zaman yaşadım...
Bunu kendisine söyleyemedim...
Acının böylesini kimse yaşamasın diyemedim...
***
Şeref Özsoy, gün görmüş bir efendiydi...
Hala daha öyledir...
Bir köy çocuğu veya Lefkoşa varoşunun en büyük merkezinde yaşayan ben, kutlamalardan o denli uzaktım ki, bir insanın elini uzatarak kutlamasını kavrayamamıştım...
***
Nazım Hoca el koydu bu gidişe...
Tamamen ters görüşlü iki insanın, yani babam ile hocanın diyaloğu, bana bir yıl kaybettirdi...
Altıncı sınıfı okumadan, Ortaokul'a gitmememde anlaşmışlardı...
Bu bir yıl, geriye dönüp baktığımda bana çok şey kaybettirecekti...
Sadece bana mı?...
Bu bir soru işaretidir aslında...
Yılların arkasından özür dileyenlere de çok şey kaybettirecekti...
|