|
**************
BÖÖÖEEİİİ OLMADI!
TKP- Birleşik Özgürlük İttifakı, ya da kısa adı ile TKP-BÖİ... Bir kere bu oluşumun ismi tuhaf, zor söyleniyor. Hani birine kabaca "nedir be yaptığın?" anlamında seslenirken böööeeiii deriz ya, işte onu anımsatıyor.
Tabii oluşumu da yadırgadım, sen kalk sol görüşlü, çözüm hedefli BDH'dan çık, statüko kalıntıları ile "oluşuma" git...
Sayın Hüseyin Angolemli'yi de Sayın İzzet İzcan'ı da severim ama yaptıkları iş doğru değil, yanlarına aldıkları adamlar ne çözüme inanır ne de referandumda "evet" demişlerdir.
Onların tövbekar olduklarına da inanmıyorum.
Üzgünüm ama biraz "kişisel çıkar oluşumu" gibi oldu.
Umarım yanılıyorumdur!!
************
ŞU "LİDERLİK" MESELESİ
ABD'li yetkililer buyurdu: "Kuzey Kıbrıs'ta toplum lideri olarak Cumhurbaşkanı Denktaş'ı değil, Başbakan Talat'ı tanıyoruz..."
Söylemlerinde "yeni lider Talat" ifadeleri geçiyor.
Ben zaten hiçbir zaman Denktaş'ı lider olarak görmedim ve kabul etmedim...
Aslında ben "lider" sözcüğünü de sevmiyorum.
Ve ABD'lilerin bu yöndeki açıklamalarından da rahatsızım!
ABD'lilerin bu "lider ilan etme" tavrını, gereksiz ve zorlama diye nitelendiriyorum.
Talat'ı muhatap kabul etmeleri, ilk kez bir Kuzey Kıbrıs başbakanını Amerika'ya davet etmeleri, diplomatlarını ilk kez başbakanlık konutuna göndermeleri, onu "toplumun temsilcisi" kabul ettiklerinin bir göstergesidir zaten...
İlla ki insanların gözüne sokarcasına "yeni lider Talat"tır demeleri ve bunu birkaç kez tekrarlamaları biraz abartılı oldu.
Üstelik ABD bugünlerde yine "işkenceleri", "baskıları" ile çok fazla gündemdeyken, onlara karşı dünyada öfke en üst düzeydeyken, gelen bu açıklamalar ne kadar sempati toplayabilir ki?
Ne olur bunu bize ABD söylemesin.
Bu ülke insanına yıllardır Türkiyeli yetkililer; "Cumhurbaşkanınız budur", "başbakanınız budur", "hükümetiniz budur", "Güvenlik kuvvetleri komutanınız budur", "Merkez bankası müdürünüz budur", "KTHY Yönetim Kurulu Başkanınız budur" deyip durdu.
Yıllarca bu işlere Türkiye karıştı durdu, halen de karışılıyor...
Eksik kalanları da ABD mi tamamlayacak?
Bu halk empozeden kurtulamayacak mı?
Kıbrıs Türk toplumu zaten seçimlerde en fazla oyu Talat'ın partisine vererek onu ödüllendirdi.
Ve yine referandumda, Kıbrıslı Türkler, Talat'ın da içinde bulunduğu "evet" cephesine yüzde 65'lik bir onay verdi.
Ne olur ABD'liler bize "bizim temsilcimizi" işaret etmesin.
Bakın "liderimizi" demiyorum, çünkü bu sözcükten nefret ediyorum.
Talat için de "toplum lideri" ifadesinin kullanılmasından rahatsız oldum.
Biz bugüne kadar bize "lider" diye empoze edilenlerden çok çektik.
Ne geldiyse başımıza, o "lider" diye lanse edilen kişilerden gelmedi mi?
Bu itici nitelemeyi Talat da kabul etmemelidir.
"Denktaş'ın yerine Talat" ifadeleri çok rahatsız edicidir ve bazı kesimlerin, "yeni bir Denktaş yaratılıyor" istismarlarına fırsat vermektedir!
Seçim dönemlerinde de ABD ve AB yetkililerinin ansızın ortaya çıkıp ettiği gereksiz sözler, başta CTP olmak üzere çözümü destekleyen partileri zorda bırakmış, bu tavır ters tepmişti.
Yine hassas bir dönemden geçiliyor, halkımız çözüm için yeni bir hamle yapılmasını, en azından şimdilik verilen bazı sözlerin yerine getirilmesini bekliyor ama başta ABD olmak üzere uluslararası alandan bolca "laf kalabalığı" geliyor.
Elbette bu ülkede çözüme gideceksek, Denktaş'la değil, Talat'la daha rahat gideriz.
Ve elbette ki cumhurbaşkanlığı sembolik bir makamdır, parlamenter sistemin daha fazla yetki verdiği başbakanın Kıbrıs Türk halkını temsil etmesi çok daha doğru ve anlamlıdır.
Ama ABD'lilerin "lideriniz budur" demelerine de ihtiyacımız yoktur.
*********
GÜNEYDEKİ HASTANELER VE DOKTORLARLA İLGİLİ YALANLAR!
Yılladır tedavi etmekte çaresiz kaldığımız hastalarımızı Güney Kıbrıs'a gönderiyoruz.
En gergin zamanlarda bile hastalarımız Rum hastanelerinde tedavi gördü.
"Düşmanlık" edebiyatı yapanlar, gece gündüz hamasi nutuklar atanlar, "düşman" dedikleri insanların hastalarımıza "şifa" dağıtmasından rahatsız olmadılar.
Aynen halkını "düşman" dedikleri kişilerin yanında çalışmaya göndermekten utanmadıkları gibi...
Kapılar açılmadan sağlık bakanlığında, Güney Kıbrıs'a gitmek isteyen insanlar kuyruklar oluşturuyor, izin almak için torpiller arıyorlardı.
Kapılar açılınca halkımız güneydeki hastanelere koştu.
Neden?
Güneyi tercih etmek özentiden miydi?
Hayır, "daha iyi muamele", "daha iyi hizmet" ile ilaç ve röntgen gibi daha ucuz yan hizmetler nedeniyle Güney Kıbrıs hastaneleri tercih ediliyor.
Volkan gazetesi bir süreden beridir, Rum doktorların Kıbrıslı Türkleri kobay gibi kullandığını, halkımızın böbreklerinin çalındığını yazıp duruyor!
Yalan, hem de kuyruklu yalan!
Kimi kobay olarak kullanmışlar, kimin böbreğini çalmışlar, çıksınlar somut bir örnek versinler!
Çıksın bir kişi de "beni kobay olarak kullandılar", "benim böbreğimi çaldılar" desin ama öyle biri yok.
Rumlara karşı birçok önyargılı insan güneyde şifa bularak, düşüncelerini değiştirdi.
Güneydeki hastanelerde Kıbrıslı Türklere kötü davranıldığı doğru değildir.
Başkalarından duyduklarımı anlatmıyorum size, bizzat kendi yaşadıklarımdan dolayı böyle konuşuyorum.
Bebeğimin bir sağlık sorunu nedeniyle uzun süre Güney Kıbrıs'taki hastanelere gittim...
Şimdi burada kuzey ile güneydeki farkları anlatsam "Rum propagandası" yapıyor diyecekler.
Yalnızca şunu söyleyeyim ki; oradaki doktor ve hemşireler bize gayet "insancıl" davrandılar, hatta bizdeki bazı doktor ve hemşirelerden daha fazla!
Hele de bizim buradaki "canından bezmiş" gibi hareket eden hemşirelerin gidip de oradaki meslektaşlarını görmelerini tavsiye diyorum.
(Suçlamak da istemiyorum, kuzeydeki sistemsizlikten, kuzeyde çok daha fazla hasta baktıklarından ve daha az para aldıklarından eminim. Bu nedenle bu kadar bezgin olabilirler ama yine de hasta psikolojisinden anlamaları, tüm zorluklarına karşın insanca, sabırlı, anlayışlı davranmaları gerekiyor.)
Öyle olaylar oldu ki kuzeyde, benim "tıp cahili kafam" bile bazı şeylerin tehlikeli olabileceğini idrak etti ama bunu doktoruma anlatamadım...
Taşıdığım tüm endişelerimde haklı olduğumu söyledi Rum doktor!
Daha fazla ileri gitmek istemiyorum, Kıbrıslı Türk doktorlara, hemşirelere, tıbbi tahlilcilere ihtiyacımız var, kötülemek istemiyorum ama diplomayı alıp klinik açmakla veya kapağı hastaneye atmakla, ya da her ikisini de idare etmekle bitmiyor bu işler.
Daha fazlasını da anlatabilirim ama bazı doktorlarımız bize gücenecek, daha fazlasını anlatmak istemiyorum.
İnsanımız, bizde olmayan olanaklardan güneydeki hastanelerde yararlanıyor.
Bu işe de politika karıştırıp, insanların kafasını bulandırmasınlar lütfen.
Volkan gazetesinin yalanlarına Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da adeta destek atarcasına yaptığı açıklamayı da kınıyorum.
Kuzeydeki sağlık sisteminin iyileşmesi için destek olacaklarına, güneyle ilgili yalan pompalıyorlar!
Hiç olmazsa sağlığa politika karıştırtmayın, insanların kafasını bulandırmayın, sağlığın şakası olmaz, bir gün sizin de ihtiyacınız olabileceğini aklınızdan çıkarmayın.
**************
SAHİPLENMEK
İlişik yaşayacaksın...
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,senin o'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince,çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Sahiplenmeyeceksin o kadar.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davaranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı,yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...
********************
|