|
Ne günlerden geçiyoruz yine? Önce iktidar partisine bakalım; büyük vaatlerle iktidara gelen, geçmiş hükümetin yaptığı ve yapmaya çalıştığı icraatları yerden yere vuran ve asla onların düştüğü yanlışa düşmeyeceğini açıklayan UBP’ye bir bakar mısınız? Balon erken patladı... Muhalefette atıp tutmak kolay ama işbaşına geçildi mi foyası meydana çıkıyor siyasetçilerimizin. Biz aslında biliyorduk UBP’nin verdiği uçuk sözleri tutamayacağını, bu sözlerin altında kalacağını... Başta da istihdam sözlerini yerine getirmesi imkansızdı. Göreve talipken önlerine gelene devlette iş sözü verdiler ama şimdi kanun gücünde kararname yaparak, özel sektöre sağlayacakları bazı avantajlarla, işsizleri özel sektöre yerleştireceklermiş. Yaa, zannedersiniz de o vaatlerde bulunduğunuz kişiler özel sektörde bulduğunuz iş için size teşekkür edecek. Keşke olsa böyle bir şey ama ben bu projenin tutacağını, ilgi göreceğini, devreye gireceğini hiç sanmıyorum. Yükselttiğin çıtayla sunduğunun arasında dağlar kadar fark var. Zaten UBP’nin açmazı budur, dağları vaat etti, insanların önüne tepecikler koymaya çalışıyor. Onlar, aslında çoğu kimseye göre yapılması mümkün olan şeyleri de yapamıyor. Azacık KDV ve stopajı indirip göz boyadılar; gerisi ise tufan. Örneğin elektrik ücretlerini düşüreceklerini söylediler ama göreve gelir gelmez birtakım mazeretlerle indirime gitmediler. Seyrüseferde indirim derken, bir takım kalem oyunlarıyla trafikte suç işlemeyenlere yönelik mükafatı da kaldırdılar. Ve “dokunmayacağız” dediği kazanılmış haklara elleyerek, kendi ipini çekmek üzeredir UBP. Seçim bildirgeleri ortada, daha mürekkebi kurumadı ama siz daha işin başında hayat pahalılığını yılda ikiye düşürdünüz. “Zor günlerden geçiyoruz, mecbur kaldık, zaten ekonomistler de bunu destekliyor” diyebilir UBP’liler. Ama o zaman seçim öncesi açıklamalarını, seçim bildirgesini hatırlatırım size. Eski hükümetin bu yönde niyetini açıklamasıyla birlikte ne sert açıklamalar yaptığınızı, seçim meydanlarında söylediklerinizi hatırlatırım. Muhalefetteyken ekonomi uzmanlarınız, danışmanlarınız farkında değil miydi “ekonomik gerçeklerin” de iktidara gelince mi hatırladılar. Söyleseydiniz ya “iktidara gelince eşel-mobili elleyeceğiz” diye. Yoksa dün dündür, bugün bugün müdür? Hayat pahalılığına elleyen, yarın 13’üncü maaşa da eller. Sakın bana “Ne yapalım, Türkiye böyle istiyor” demeyin. Hani Türkiye’deki yetkililere ülke gerçeklerini anlatacaktınız, hani siz Türkiye iktidarları ile onurlu ilişkiler içerisine girecektiniz? AK Parti’ye şirin görünmek için inanmadığınız Kuran kurslarını bile serbest bıraktıktan sonra, bakalım daha bu şirin görünme adına ne tavizler verilecek? Ülkeye işçi giriş çıkışını artık bir standarda, doğru dürüst bir sisteme bağlamak varken, siz gözü kapalı 35 bin kişiye af çıkarıyorsunuz. Bu nasıl bir mantıktır, ne yapmaya çalışıyorsunuz? Yarın siz, önünüze gelene vatandaşlık da dağıtırsınız eskiden olduğu gibi. Tekrar bu “hayat pahalılığını yılda ikiye düşürme” işine gelecek olursak; eşel-mobilin bütçeye yüklü bir külfet getirdiği gerçektir ama Kuzey Kıbrıs’ın çok pahalı bir ülke olduğu da gerçektir. Türkiye’yi örnek gösterip de illa ki maaşlara ve benzeri haklara takanlara anlatmak gerekir; Türkiye özellikle yemekte, mutfak giderlerinde, giyimde çok ucuz bir ülkedir. En azından her bütçeye uygun ürün bulunmaktadır orada, ama Kuzey Kıbrıs öyle değildir. Türkiye’de 5 TL olan mal, Kuzey Kıbrıs’ta 40 liradır. Daha fazla kemer sıkamaz bu ülkenin insanı, bunu anlamaları gerekir. Ve son nokta... En sonunda yapılacak yardımların koordinasyonuyla ilgili müsteşar da atadı ya Türkiye, tamamdır artık, o hep söylenen “atanacak bir vali orayı yönetir” sözü de gerçek olmuştur. Yollanan yardımları koordine edecek yetenekli bir adam yoktur ya Kıbrıs’ta işte onu da atadılar! Zaten maliye bakanının görevi Türkiye’den alıp dağıtmaktı, yani bir tür mutemetlikti, artık o işi de Türkiye’den gelecek müsteşar yapacağına göre maliye bakanına da ihtiyaç yok demektir. Ah güzel ülkem ah, bakalım daha neler bekliyor seni? Bir de “devletiz” diye böbürleniyorlar, Sayın dışişleri bakanımız “KKTC, Kıbrıs Cumhuriyeti’nden daha yasal bir ülkedir” diyebiliyor, Sayın Başbakanımız “Görüşme masasında KKTC’yi yok etmeye çalışıyorlar” diye öfke saçıyor. Hangi devletten söz ediyorsunuz acaba, hangi devletten? Nereye kadar gidecek bu “devletçilik” oyunu? Başınıza vali atadılar, siz daha devletten mi söz ediyorsunuz? Hiç olmadığı kadar çözüme ihtiyaç var bu ülkede, milliyetçi söylemlerin yerini kısa sürede ahlar, vahlar aldı, ama ahla vahla daha nereye kadar gidebiliriz ki?
|