DENKTAŞ'TAN "CİNSEL BİLGİLER" DERSİ!

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   11 Temmuz 2004, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Artık fazla ciddiye alınmadığından mıdır nedir, Denktaş Bey dikkat çekmek için yeni yöntemler buldu.

Örneğin "cinsel bilgiler" alanlarına kaymış durumda...

Bir tıp doktoru bilgeliğine bürünerek, gençleri; sigaranın cinsel yaşamı da etkilediği, iktidarsızlık yaptığı yönünde uyardı.

Keşke söylemese, bugün gençlik statükonun başının bizi nerelere sürüklediğini kavramış durumda...

Bakarsınız sırf Denktaş söyledi diye doğru olduğu halde tam tersini yaparlar.

Öte yandan, Denktaş neden mi bu konuyu seçti?

Cevabı basit, "İnsan yaşlanınca 'cinsellik' diline vurur" diye boşuna söylediler herhalde!

************************************************************************************

RUM STATÜKOSU İLE DENKTAŞ-EROĞLU

İKİLİSİ, AB AÇILIMLARINA AĞLIYOR

Avrupa Birliği Komsiyonu'nun Kıbrıslı Türklere yönelik öneri paketi tartışılıyor.

Daha önce de bu sayfada defalarca yazdım, hiçbir önlem Kıbrıslı Türkler için "çözümün" yerini tutamaz ama ihracatın önünü açacak AB paketini hiçe saymak, "önemsiz bir olguymuş" gibi değerlendirmek de doğru değildir.

Tamam, belki beklendiği kadar geniş kapsamlı değildir, sınırlı açılımlar sunmaktadır ama o katı ABAD kararlarından sonra bu bile bir "devrim" niteliğindedir.

Rumların by-pass edilmesi, Kuzey Kıbrıs'a doğrudan ticaret yolu açılması "küçümsenecek" bir kazanım değildir.

Şimdi bunu en iyi şekilde değerlendirip, çözüme kadar yeni açılımlar elde etmek için çalışmalıyız.

Bu kazanımları Kıbrıs'ı taksim için değil de "çözüme hazırlık", Kıbrıs'ın birleşmesi için atılan adımlar olarak istediğimizi ortaya koymalıyız.

Kuşkusuz AB Komisyonu'nun tutumunda Kuzey Kıbrıs'taki "evet"in rolü büyüktür.

Evet çok bekledik ama bir takım kazanımlar öyle hemencecik olmaz, sabredersek, kararlılığımızı ortaya koyarsak yeni kazanımlar da elde edeceğiz.

Ve en büyük şoku da Rum statükosu yaşadı.

AB üyeliğini garantilemenin güveniyle referandumda "hayır"ı körükleyip Kıbrıs'ta çözüme gidilmesini engelleyen Güney Kıbrıs'taki statüko, AB'nin Kıbrıslı Türklere getirdiği açılımlar karşısında büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.

AB'yi de arkasına alıp o "çözümsüz" ve Kıbrıslı Türklere yönelik "insafsız" politikasını perçinleme kararında olan başta Papadopulos olmak üzere Rum statükosu, AB'den gelen açılımlarla tokat yemiş gibi oldu.

Bir olimpiyat meşalesinin Kuzey Kıbrıs'tan geçmesine tahammül edemeyen ve annesi veya babası Türkiyeli olan Kıbrıslı Türklere kimlik vermeyecek derecede ırkçı tutum içerisine giren Papadopulos yönetimi, son zamanlardaki birçok uygulama ile aslında Kıbrıslı Türklere karşı samimi olmadığını göstermiş, Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıs'ta eşit haklara sahip olduğunu kabul etmek istememiştir.

Kıbrıslı Türklerin kurtuluşu olan "çözümün" yolunu birtakım çekinceleri öne sürerek tıkayan, "popülist" davranıp elini taşın altına koymayan başta AKEL olmak üzere Rum siyasiler, şimdi zehir zemberek demeçler vererek, AB Komisyonu'na öfke kusuyor.

Pek de alışık olmadıkları bir durumla karşı karşıya kaldılar.

"Hayır"ın cezasını çektiklerini kavradılar.

Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar altında ezilmesinden en ufak rahatsızlık duymadılar...

Güneyden gelecek "evet"le Kıbrıslı Türklerin de kurtulacağını görmezden geldiler...

Söylemleri ile yaptıkları bir birini tutmadı, AP seçimlerindeki örnek gibi birçok alanda aslında Kıbrıslı Türkleri, Rumlarla eşit haklara sahip görmediler.

Kıbrıslı Türkleri kaderine terk eden bencillik içerisine giren Rum yönetimi, Verheugen'in "bu KKTC'yi tanıma anlamına gelmez" demesine rağmen "AB taksimi kalıcılaştırıyor" çığlıkları da gerçekçi değildir.

AB üyeliğine "Kıbrıs'ta çözüm için onay verdiğini" açıklayan AKEL'in referandumdan beridir takındığı tutum gerçekten üzüntü vericidir.

Olimpiyat ateşinin engellenmesi vesilesiyle açıklama yapan barışsever Rumların varlığını görmek de gerçekten sevindirici.

Rum yönetiminin yanlışlarını vurgularken, Denktaş mantığında olduğu gibi "tüm Rumlar aynıdır" demiyoruz, gerçekleri görenler de vardır.

Güneydeki "çözüm" yanlılarının da çoğalmasını sağlamak zorundayız.

Ve güneydeki statüko gibi kuzeyde de AB'nin açılımlarından üzülenler vardı.

Denktaş ile Eroğlu, AB açılımlarından rahatsız oldu.

Geçmişte ABAD kararlarının alınıp, Kıbrıslı Türklerin kapalı bir hayat sürmesinde başrol oynayan Denktaş ve Eroğlu, aynen Rumlar gibi AB'ye öfke duyuyor, ticaretin önünün açılmasından rahatsız oluyorlar.

Bu iki adamın Kıbrıslı Türklerin iyiliğini istemediğini, yalnızca kendi saltanatlarını düşündüklerini defalarca yazdım, işte kanıtı ortada.

Denktaş Bey, raporu okuyunca kanı donmuş...

Kıbrıslı Türklere dünyanın kapılarının açılması kanını dondurdu, çünkü kapalı ve kendilerine dayalı düzenin bitmesini istemiyorlar.

Hangi yüzle insan içine çıkıp bu açıklamaları yapıyorlar, şaşıyorum.

AB açılımları sayesinde, "Papadopulos, Denktaş ve Eroğlu'nun aynı uğurda mücadele verdiği, çıkarlarının, politikalarının aynı olduğu" bir kez daha teyit edilmiş oldu!

 

************************************************************************************

BENİM GÜNDEMİM DE "BEL FITIĞI"!

Geçen iki hafta Markaj sayfasını hazırlayamadım.

Evlenip balayına çıktığımdan beridir Markaj'ı iki hafta üst üste yapmadığım olmamıştı.

Geçtiğimiz hafta arkadaşlarım, "yıllık iznimi" kullandığım için sayfamı hazırlayamadığımı yazdı.

Aslında bu öyle tam da yıllık izin sayılmaz, biraz da mecburiyetten kaynaklanan bir izin.

"Böbrekte taş" ve "ülser"den sonra başıma gelen üçüncü büyük derdim "bel fıtığı" ile cebelleşiyorum...

Aslında ben fazla hasta olan birisi değilim.

Grip, nezle, öksürükten yattığım, baş ağrısından hap içtiğim görülmemiştir.

Okul yıllarında, askerliğimi yaparken ve iş yaşamımda aldığım "hastalık raporlarının" sayısının toplamı dördü geçmez.

Gelin görün ki "acısına dayanılmaz" üç bela hastalık sırayla başıma musallat oldu.

Askerliğimi yaparken 1990'da böbreklerim taş yapmıştı, hayatım boyunca en çok acıyı bu hastalık sayesinde duymuştum.

Geçmişte bir komşumuzun böbreğindeki taş nedeniyle attığı çığlıkları "abartılı" bulmuş, "Bu kadar bönürmeye ne gerek var?" diye yorumlamıştım ama benim de başıma geldiğinde o kadının az bile bağırdığına kanaat getirdim.

İnsanın böbreğinde taş olması beline bıçak sokuluyormuş gibi oluyor ve duyulan acıdan dolayı "çığlık atma" hissi veriyor.

Yaklaşık bir buçuk yıl önce de "stres" ve "düzensiz beslenmeden" dolayı ülser geçirdim.

Ülser tam bir gazeteci hastalığı.

O da insana inanılmaz bir ağrı veriyor.

Ve yaklaşık 20 gün önce de birden bire sol ayağıma inen ağrıların "bel fıtığından" kaynaklandığını öğrendik.

O da bizim gibi "masa başı" çalışanların, hareketsizlikten hamlaşan vücutların hastalığı.

Bel fıtığında ise en büyük dert, aldığınız ağrı kesicilere rağmen, ağrıların sızıların bir türlü gitmemesi, her hareketinizde dayanılmaz sızılar vermesidir.

Biz daha başındaymışız, başlangıcı böyleyse ileri safhada birisinin çektiği acıyı düşünmek bile istemiyorum.

Ağrıların verdiği "bezginlikten" dolayı Markaj'ı da yapamadım...

Televizyon, radyo ve gazetelerle gündemi yakından takip ettim ama benim gündemim olan "duyduğum acılar" tümünün önüne geçti!

İnsanın başına gelmeyince başkasının çektiği ıstırabı anlaması biraz zor oluyor.

Çevremde "bel fıtığı" hastalığına yakalanıp yan yan yürüyen insanları şimdi çok daha iyi anlıyorum.

"Çaresi bulunan" bir hastalık olması kuşkusuz en büyük tesellim.

Hasta olunca insan sağlıklı olmanın kıymetini daha iyi anlıyor.

Gözümüz işten başka bir şey görmez oldu, çalış, çalış, çalış ve ay sonu kazandığın paraları bir çırpıda dağıt.

Hayatımız tekdüze bir hal almış durumda.

Sonsuza kadar yaşayacakmışız gibi kendimizi kaptırdık gidiyoruz.

Bu kısa ömürde yaşanacak birçok güzel şeyi es geçiyoruz...

Bir süre sonra dönüp de ardımıza baktığımızda "hayatımızın büyük bölümünü" boşa harcadığımızı görüp hayıflanacağız.

Bu "mecburi istirahat" günlerimde bunları düşündüm...

Gerçi bu "bol taksitli", "dövize endeksli", "çok çalışmaya mecburiyetli", "ilişkilerin çıkarlara dayalı olduğu", "çözümsüz ve belirsiz" düzenek içinde yaşamımı nasıl renklendirebileceğim, nasıl daha yaşanır yapabileceğim konusunda bir formül bulabilmiş değilim ama düşünmem, buna kafa yormam bile iyi bir ilerleme değil mi?

Size de hastalıksız günler dilerim.

************************************************************************************

   6235 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?