MARKAJ 05/09/2004

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   5 Eylül 2004, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

AYİNİN ARDINDAN!

Rumların Ay Mamas'taki ayini yapıldı ve bitti...

Ne söylendiği gibi 10 bin Rum geldi, ne de çan sesleriyle inledi Güzelyurt.

Sessiz sedasız ayinlerini yaptılar ve gittiler.

İddia edildiği gibi işgal edilmedi Güzelyurt.

Hiçbir Güzelyurtlunun maneviyatında bir değişiklik olmadı.

Gelen az sayıda Rum'un ziyareti, iddia edildiği gibi "Güzelyurt bizimdir ve döneceğiz" eyleminin bir uygulaması değildi.

Saraydaki adam ve onun şakşakçıları gereksiz yere gerginlik yaratmasa daha da sakin geçecek, polisler Güzelyurt'a taşınmayacak, ayin makul güvenlik önlemleriyle yapılacak ve bitecekti.

Ortalığı velveleye verdiler, sanki da Kuzey Kıbrıs'ta ilk defa ayin yapılacaktı!

Onca çirkin söze, kışkırtmaya, tahrike hiç gerek olmadığı anlaşıldı.

Ayin günü canlı yayına katılan Güzelyurt belediye başkanı ile muhtarı halen "gergin" idi.

Adeta olay çıkmamamsına üzülmüş gibiydiler.

Her şey normalken, onlar halen işgalden söz edebiliyordu.

Artık söyleyecek sözleri olmadığı için yolların, sokakların polis dolmasından, yolların kapanmasından, insanların gidecekleri yere zor ulaşmasından, bu nedenle perişan olmalarından falan söz ettiler.

Tek güne mahsus alınan önlemleri dahi istismar etmeyi ihmal etmediler, halbuki onların abarttığı kadar hayat durmamıştı Güzelyurt'ta...

Onların dediği kadar vahim değildi insanların bir yerden başka bir yere gitmek isterken verdiği uğraş.

Ay Mamas'a sandalye getirmeyecek kadar gözü kararan Güzelyurt belediye başkanı, belediyeye ait otelin Rumlar tarafından doldurulmasından ve kasalarına Kıbrıs Liracıklarının akmasından nedense rahatsız olmadı.

İşin içine para girince o yüce "milliyetçilik" de yumuşayabiliyormuş!

Denktaş Bey, "Güzelyurt'ta alınmak mecburiyetinde kalınan emniyet tedbirleri, Rumların bu tür ziyaretlerinin henüz halkımız tarafından hazmedilemeyeceğini ve siyasi açıdan problem yaratabileceğini göstermiştir" dedi.

Sen günlerdir tuhaf demeçlerinle gergin bir ortam yarat, yeraltı örgütlerini, fanatik çevreleri, ithal güçleri harekete geçir, yangın için ortam yarat, "o olacak bu olacak, olay çıkacak" diye felaket tellallığı yap, ondan sonra da sen ve senin gibiler yüzünden alınan önlemleri de kalk yorumla.

Pes doğrusu!

Kendi yazdığı senaryoları, kalıyor ondan sonra yorumluyor ve yargıya varıyor!

Efendi, siz bu işi kurcalamasanız hiç bir şey olmazdı.

Sayın efendi, Rum tarafı Türk, Türk tarafı Rum kaynıyor, güneyde çalışanların sayısı 10 bini devirdi, kuzeydeki esnaf güneyden gelen müşteriler sayesinde nefes alıyor, ilişkiler gelişiyor, düğünlere de karşılıklı gidiş gelişler arttı.

Hem güneyde hem de kuzeyde bir takım politikacılar halkları kışkırtma çabaları artık eskisi kadar rağbet görmüyor, Denktaş Bey'in tüm öfkesi de budur, başka bir şey değil.

Denktaş Bey, dış politikadaki başarısızlığını bu tür gerginliklerle, düşmanlığı körüklemekle örtbas etmeye çalışıyor ama birkaç şakşakçısı dışında, artık herkes efendinin ne yapmak istediğinin farkında ve onu ciddiye alan yok.

 

***

KARPAZ EMİRNAMESİ DE RUM İŞİYMİŞ!

Her şeyi eleştirdiği halde erken seçime "hayır" diyerek, "korkusunu" açıkça ortaya koyan UBP'nin başkanı Derviş Eroğlu, Karpaz'da incelemelerde bulunarak, "doğanın katledilmesini engellemeyi hedefleyen Karpaz emirnamesini" eleştirdi.

O bölgedeki insanların endişesini anlayabiliyorum ama Sayın Eroğlu'nun bu endişeyi istismar edip "Yapılmak istenen uygulama, Rumları memnun etmeye yöneliktir" demesi de ayıp artık.

Bir olayı eleştirirken de "Rumculuğu" kullanmasalar olmaz mı? Bu kadar ucuz politikaya da pes doğrusu!

 

****

YİNE YURT DIŞINDAKİ KIBRISLI TÜRKLER

Yurt dışında yaşayan bazı vatandaşlarımız bir türlü Kıbrıslı Türklerin neden Kıbrıs'ta çözüm istediğini anlayabilmiş değil.

Bizi felakete sürükleyen baş aktörün Denktaş olduğunu anlayamadıkları gibi, Kıbrıslı Türklerin burada çektikleri zorlukları dile getirmesini, "rahat battı" diye eleştirecek kadar gerçeklerden uzaktırlar.

Göç nedenlerini unutacak kadar gözleri kararmıştır.

"Neden siz ülkenizde değilsiniz?" dediğimiz zaman da kırmızı görmüş boğaya dönüyorlar.

Çözüm isteğimizi "Rum'un uşağı olma aruzu", Denktaş'a eleştiriyi "Rumculuk", diye niteleyecek kadar Kıbrıs sorunundan uzaklaştılar.

İngiltere'den, Avustralya'dan bana mail atan bazı kişiler, inanılmaz hakaretler ediyor, ana avrat küfretmekten çekinmiyorlar, yazdıklarımdan dolayı bana "Rum'un uşağı" diyorlar...

Kıbrıslı Türklere ambargonun kalkmasını engellemek için her türlü yola başvuran Rumları neden eleştirmediğimi, referandumda yüzde 75 hayır demelerini neden irdelemediğimi soruyorlar.

"Evet" demekle Türk tarafının kandırıldığını, ABD ve AB'nin verdiği sözleri tutmadığını göz ardı ettiğimi söylüyorlar.

Çözüm istemimizi koyu bir Rum hayranlığı ve onlarla kucak kucağa gelme isteği diye algılıyorlar.

Bir kere ben ve benim gibi çözüm isteyen, referandumda yüzde 65 "evet" diyen insanlar, bunu Rum'a duyduğu aşktan değil, insanca bir yaşam arzuladığından ortaya koydu.

İmparatora dönüşen yöneticilerinin zulmü altında kapalı bir yaşamı değil, dünyaya açılmayı, dünyalı olmayı isteğinden dolayı "çözüm" diye haykırmıştır ezici bir çoğunluk...

Kavgasız, gürültüsüz, savaşsız ve gelecek kaygısız bir yaşam için...

Pisliklerin, yolsuzlukların barındığı "illegal" bir devlet değil, yasal bir devlet için...

Bunları istemek "Rum'a aşık olmak" mıdır?

Biz çözüm istiyoruz, güneydekiler Rum değil de İngiliz, Ermeni, Yahudi ya da Arap olsaydı da aynı şeyleri isteyecektik.

Bu sayfalarda Rumları da eleştirdik, yüzde 75 "hayır"ı da irdeledik, AKEL'in tarihi yanlışına parmak bastık, Kıbrıs Rum yönetiminin "vatandaşım" dediği Kıbrıslı Türklere yönelik samimi olmadığını, bizlere haklarımızı verirken ayrımcılık yaptığını defalarca yazdık.

Kıbrıslı Türklerin henüz "evet"in karşılığını alamadığını da söyledik ama bunları görmek istemeyenler var.

İlle de her hafta Rumları eleştirmemizi bekliyorlar.

Rumlara AB'yi altın tepsiyle sunan, yanlış politikasıyla tüm kozları onlara kaptıran Denktaşladır benim derdim.

Denktaş Bey'in Kıbrıs politikasındaki başarısızlığı, bizi kuyunun başına getirmiş, çaresiz bir duruma sokmuştur, harcadığı fırsatlar Rumları güçlü bir şekilde karşımıza dikmiş, kozları eline geçiren başta Papadopulos gibi fanatik Rum politikacılar da çözümü tıkamıştır.

Tabii ki Denktaş'ı eleştireceğim, her gün Rumları eleştireceğim de elime bir şey mi geçecek?

Kendinizi Rumların yerine koyun bakalım, onlar aynı hataları yapsa, tüm kozlar elimize geçse, dünyaca tanınan ülke biz olsak, AB üyeliğimiz garanti olsa, ulusal gelirimiz Avrupa'dakilerin en iyilerinden olsa biz acaba "evet" der miydik?

Yurt dışındaki vatandaşlarımız artık ne olur gerçekleri görsünler, yıkımın sorumlusunun Denktaş olduğunu kavrasınlar, uzaktan gazel okuyacaklarına gelip birkaç ay buralarda yaşasınlar da gerçeklerle yüzleşsinler.

Evet, şu andaki durumumuz hiç de iç açıcı değil, "evet"e rağmen hiçbir şey elde edememek moral bozuyor ama biz mücadeleden dönmeye niyetli değiliz, çözüm çabamız sürecek, umudumuzu yitirmiş değiliz.

****

ÇİFTÇİLER BİRLİĞİ'NİN ANIZA KARŞI ÇIKIŞI!

Çiftçiler Birliği, anız yakılmasını yasaklayan yasaya karşı çıktı.

Çiftçiler Birliği yönetimi, hafta içinde bir açıklama yaparak, ekinler biçildikten sonra tarlalarda kalan anızların (kalemler) yakılmasını yasaklayan "Arazi Yangınlarıyla Mücadele (Değişiklik) Yasa Tasarısı"'na karşı olduğunu bildirdi.

O bilimsellikten söz eden, uluslararası örgütlere üye olmasıyla, yönetimindeki kişilerin buralarda görev almasıyla övünen Çiftçiler Birliği'nin yaptığına bakın siz.

Olacak şey değil, çiftçilerin örgütü anızın yasaklanmasına ön ayak olacağına zararlı olduğu kanıtlanan ve uzmanlarca defalarca uyarılan "anız belasına" arka çıkıyor.

Dünyada artık yasak olan anıza Çiftçiler Birliği'nin sahip çıkması tam bir skandaldır.

Sorarım kendilerine, o üye oldukları uluslararası örgütler "anıza" sahip çıktıklarını öğrense ne yapar acaba?

Bakın uzmanlar anızla ilgili ne diyor, "Kolay tarla tırmıklama amacıyla çıkarılan anız yangınları toprağın yapısını bozarak verimi düşürüyor, yağmurun olumlu etkisini azaltırken, kuraklığın olumsuz etkisini artırıyor.

Anız yakma, suni gübre ve kimyasal ilaç kullanımını, maliyetlerini önemli ölçüde da artırıyor, artmayan tek şey ürün oluyor...

Anız yangınlarından çıkan ve kanserojen partiküller içeren dumanlar ve küller solunum yoluyla insanları zehirliyor.

Yangın kalıntıları, yağmur sularına karışıp yeraltı su kaynaklarının kirlenmesine neden oluyor.

Anız yangınları nedeniyle on binlerce dönüm tarım arazisinde ve çevrelerinde biyolojik çeşitlilik yok oluyor, ekolojik denge bozuluyor. Anız yangınları on binlerce dönüm araziyi çoraklaştırıyor ve adeta "arpa çöllerine" dönüştürüyor.

Anız yangınlarının neden olduğu zararlar ve söndürme masrafları genel ekonomiyi olumsuz etkiliyor. Simsiyah olmuş ovalar, dereler tepeler ve yol kenarları, ülkemize gelen turistler için de son derece kötü görüntü oluşturuyor ve olumsuz imaja neden oluyor.

Geçmişte Mağusa yolunda anız yangınlarından çıkan dumanlar nedeniyle duran otobüse arkadan vuran araçtaki bir kişi ile Alayköy'de anız yangınını söndürmeye çalışan bir başka kişi de traktörünün devrilmesi sonucu ölmüştü. Anız yangınları nedeniyle bugüne kadar çok sayıda elektrik ve telefon direği yandı, insanlar günler boyunca sıkıntılar yaşadı."

Çiftçilik dışında bolca politikayla da ilgilenir olan Çiftçiler Birliği, sırf hükümete muhalefet olsun diye mi karşı çıkıyor bu yasaya yoksa, işin kolayına kaçıp ovaları ateşe verenlerden mi onlar da?

Uluslararası örgütlere üye olmak yeterli olmuyor demek ki, önce kafaların değişmesi gerekiyor ama görünüşe göre bu da çok zor.

   6021 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?