MARKAJ 03/10/2004

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   3 Ekim 2004, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

GERÇEKLE YÜZLEŞMEK!

Türkiye, AB ile Gümrük Birliği kapsamına "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni de dahil etti.

Bu gerçekle bir gün yüzleşecektik ve o gün geldi.

Yıllar süren yanlış politikalar bizi bu noktaya getirdi.

Ne bekliyordunuz yani, AB'yi hedefleyen Türkiye, Güney Kıbrıs ile Gümrük Birliği'ne gitmeyecek miydi?

Dünya gerçeklerinden kaçamayız!

Gümrük Birliği demek, Türkiye'nin Rum yönetimini tanıması anlamına gelmiyormuş.

Laf işte, öyle diyecek oluyorlar.

Zaten bir anlamda tanıdı, bal gibi de tanıyacak, bekleyin daha çok görecek şeyimiz var.

********************************

ÖLÜMLE DANS!

Trafik kazaları...

O kadar çok konuşuluyor, o kadar çok yazılıyor, o kadar çok habere konu oluyor ki inanın insana söyleyecek söz kalmıyor!

Ama bunlar acaba insanları etkileyebiliyor mu?

Kesinlikle hayır!

"Trafik kazalarının tartışılması" insanlarımıza sinek vızırtısı gibi geliyor.

Amacım, bu vızırtıya dahil olmak, trafik kazalarının yarattığı yıkımdan, sosyal yaradan ya da maddi kayıplardan söz etmek değildir.

Bilge takılıp, akıl verecek değilim.

Zaten bunu birilerinin dinleyeceğine de inanmıyorum...

Durup ortaya tablolar döksem, etkileyici kelimelerle anlatmaya çalışsam, biliyorum ki boşuna kalem oynatmış olacağım.

Son günlerde zaten böyle yığınla köşe yazısı, bir hayli haber, bir o kadar da televizyon haberi veya programı var...

Konuya hep kederli sözlerle, duyulan üzüntüyle giriliyor.

İnanın, insanlarımız bunları hiç dikkate almıyor, bir kulaklarından girip diğerinden çıkıyor.

Artık gazetelerdeki "kanlı", "korkunç görüntülü" trafik kazaları da insanları etkilemiyor.

Tamam kabul ediyorum, yollarımız trafik kazalarına davetiye çıkarıyor, tedbirler, devriyeler yeterli değil...

Örneğin motosiklet sürücüleri helment takmıyor, her hafta ölümlü motosiklet kazalarına yenileri ekleniyor ve halen bu konuda caydırıcı olunamıyor...

Benzer aksaklıkları sıralayabilirim, örneğin "anayollara açılan tehlikeli tali yollar" kazaların baş nedeni. Güney Kıbrıs'ta anayollara, özellikle de çevre yollarına kesinlikle tali yol açılmıyor...

Bir çırpıda size yığınla "trafik kazasına nedeni" sayabilirim.

Gerekçeler tamam da, ya sürücüler?

Sürücülerin, yani bizlerin hiç mi suçumuz yok?

Direksiyona geçenler canavara dönüşüyor.

Trafikte, "anlamsız bir acelecilik", "sorumsuzluk", "dikkatsizlik", "saygısızlık" aldı başını gidiyor.

Bütün bunlara bir de gençlerin "macera" tutkusu eklendi ve yollarımız "arenaya" dönüştü.

Otomobil kullanan herkes, her an ölümle burun buruna.

Sizin kuralları uygulamanız yeterli değil, her an birisi gelip üzerinize vurarak sizi öldürebilir.

TIR, kamyon ve arazi tipi araç kullananlar diğer salon otomobilleri, motosikletleri, bisikletleri korumuyor.

"Nasıl olsa bana bir şey olmaz" mantığıyla, kızgın boğalar misali yollarda dehşet saçıyorlar.

Ralli yaparcasına arabaları delicesine geçip de kırmızı ışıkta durduğunuzda o geçtiğiniz on küsur arabanın gelip de arkanızda biriktiğine bakarak, "Bu aceleye hiç gerek yokmuş" diyebiliyor musunuz?

İki dakika daha harcayıp çemberi kullanacağımıza, hayatımızı riske atıp, "U" dönüşü yapılması yasak ve sakıncalı yoldan dönmenin ne anlamı olabilir ki?

Bir dakika daha bekleyip yeşil ışıkta geçmek varken, kendimizi riske atıp süratle kırmızıda geçmek saçmalık değil midir?

Bir arkadaşınızla yola birlikte çıkın. O, 85 kilometre yapsın, siz de 120-130 kilometre...

Taş çatlasa 8-10 dakikadan fazla süre kazanmazsınız.

İki dakika, beş dakika, on dakika kazanmak için hayatımızı riske etmeye değer mi?

İçki içerek yola çıkanla bir azılı bir katilin ne farkı var ki?

Ölümle dans etmeye ne gerek var?

Bana bütün bunları, sayfada gördüğünüz fotoğraflar yazdırdı.

Fotoğraftaki maceraperest gençlerin kullandığı yol, Gönyeli ile Lefkoşa arasındaki Kermiya yolu, Kiler Market'in yakınları...

Kapılar açıldıktan sonra, burası Lefkoşa'nın en yoğun yolu oldu.

Çok kullanıldığı için kapıların açıldığı günlerde yeniden asfalt dökülen bu yol, maalesef gençler tarafından yarış pisti gibi kullanılıyor.

Fotoğrafta gördüğünüz maceraperest gençlerden motosiklet kullanan, motosiklet seyir halindeyken kalkıyor ve motosikletin üzerinde duruyor, daha sonra ellerini kullanarak, ayaklarını havaya kaldırıyor.

Tam bir sirk akrobatı gibi...

Arazi tipi araçtaki efendi de onu videoya çekiyor.

Ne heyecanlı, ne zevkli bir iş değil mi?

Sonra da videoyu seyredip, "Ne mühim iş yapmışım" diye böbürlenecektir herhalde.

Ama yaptığı cambazlık sırasında kayıp düşebileceğini, panikleyip karşıdan veya arkadan gelen otomobillerin altında kalabileceğini, yola düşerken başka otomobillerin de kaza yapmasına, hatta zincirleme kazaya sebebiyet verebileceğini hiç aklına getirmiyor.

Bu, ölümle dans değil de nedir?

Lefkoşa'nın en çok kullanılan, en yoğun yolunda bu akrobatik gösterinin hem bu gencin, hem de başkalarının hayatına mal olacağını nasıl düşünemezler?

Üstelik son günlerde o kadar çok trafik kazası olup onlarca can giderken, insan nasıl olur da canını bu kadar tehlikeye sokar?

Saat 02.00'de bomboş yolda süratten dolayı yoldan çıkıp duvara çarparak veya ovaya uçarak ölmenin izahı nedir Allah aşkına?

Para cezaları artırıldı, içkili yakalanan sürücülerin ehliyetine el konulmaya başlandı ama kazalarda azalma yok.

Ölümden korkmayanların, para veya hapis cezasından, trafikten men edilmekten korkacağını sanmak zaten saflık olur.

Toplumumuzun trafik eğitimi almamış olmasının elbette trafik kazalarında çok büyük payı var ve eğitime bu kadar geç kalınmışken bunun üstesinden nasıl gelineceği de meçhul.

Ama bana göre, eğitimden de öte Kıbrıs Türk toplumu bunalımda, patlamaya hazır bomba gibi.

Kıbrıs sorunu insanımızı derinden etkiliyor, içe kapanık durumumuz, referandumdan sonra ödüllendirme bekleyen Kıbrıslı Türklerin daha bir kaderine terk edilmesi, gelecek endişesi, yaşamından tatminsizlik, moralsizlik...

"Ne alakası var?" demeyin, "ölümle dansın", "ölüme koşmanın" başka nasıl izahı olabilir ki?

   6494 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?