|
Bu ülke insanının birbirini çekememesi, kıskançlığı olmasaydı, bireyler komşusunun sorununu kendi sorunu gibi görseydi herhalde durumumuz çok daha iyi olurdu. Ancak durum öyle değil, illa ki gözü başkasının kazandığında, başkasının yediğinde, başkasının kaldığı evde, başkasının kullandığı otomobilde... Başkası neden çok kazanıyor, başkası neden o mevkie geldi kendisine dert edinecek illa ki. En yakınlarının sorunlarında bile “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” düşüncesi… Öyle tuhaf mahluklar olduk ki sormayın gitsin. Kıbrıslı Türk, illa ki kuyruğuna biri basınca sesini çıkaracak... UBP Hükümeti, ipleri çektikçe ve daralttıkça herkesin aklı başına geldi. Şimdi herkes bağırıyor. Bağırıyorlar, çünkü ahtapotun kolları her tarafı kapsadı. Önceleri hükümete sıcak bakan emekliler de, “memurdan kesin” diye hükümete alkış tutan üretici, sanayici kesim de ticaretle uğraşanlar da bağırıyor şimdi. Sanayicimiz fabrikalarını kapatmakla tehdit ediyor hükümeti... Ne üreten, ne ticaretle uğraşan ne de küçük esnaf memnun... Ahtapotun bir kolu memuru, emekliyi kavrarken, diğer kolların da kendilerini saracağını düşünemeden alkış tuttular. En büyük gelir kaynakları olan kamu çalışanlarını düşman gibi gördüler, onlardan kesilirken kıs kıs güldüler. Hade emekliden memurdan kesilince kendi gelirlerinde de azalma olacağını akıl edemediler, bu ahtapotun kollarının kendilerine de uzanacağını hiç mi düşünmediler? Bir taraftan gazetelere ilanlar verip memurun maaşına, 13’üncü maaşına talip olacaksın diğer taraftan da onu düşman gibi göreceksin... Sanırım bu, dürüst bir tavır olmaz... Özeli kamu çalışanlarının seviyesine çıkarmak için çalışacaklarına, kamuda çalışanı özeldeki gibi sefalete indirmek istediler. Bu kıskançlıktan, bu çekememezlikten bir türlü kurtaramadık kendimizi... “Kamu çalışanına zam yapma”, “kamu çalışanının ek mesai ödeneğini kes”, “aman ha asgari ücreti artırma”, “13’üncü maaşı verme”, “hayat pahalılığı ödeneğini kaldır”, “sınırlarda vatandaşı taciz et güneyden alışveriş yapmasın”, “KKTC vatandaşı olmayan işçiye ihtiyat sandığı yatırımı yapmayayım”… İsteklerinin ardı arkası kesilmedi... Neymiş efendim; düzgün bir ekonominin şartlarıymış bunlar... Hiçbir yeri düzgün olmayan, tutar bir tarafı bulunmayan ülkenin düzgün ekonomisi için ha... E peki şimdi yurt dışından gelen ürünle sizin ürettiğiniz arasında fiyat farkı olmaması da acaba o çağdaş ekonominin bir parçası mıdır? Ey ticaret adamları, sizi Güney Kıbrıs ile rekabet edemez duruma düşüren KDV artışları çağdaş ekonominin bir parçası mı acaba? Bu ülkede kurtuluşu top yekün değil de parçacık parçacık sağlayacağını sananlar çok yanılıyor. Canavar bugün belki size dokunmaz ama diğerlerini yiyip de semirdiğinde ve karnı acıktığında sizi de yiyecektir... İşte şimdi UBP Hükümeti’nin yaptığı budur. Canavar, her gün yeni kurbanlar arıyor, siz birbirinizle didişirken o sizi nasıl mideye götüreceğinin planlarını yapıyor. Ülkede bir sıkıntı olduğu gerçektir, rahat günlere ulaşmak için tabii ki bir süre kemer sıkılabilir. Ancak hükümet bunu yaparken tüm kesimleri inandıracak bir tavır izlemelidir. Hükümet temsilcileri tüm kesimleri çağırıp anlatmalı; tüm toplumu ikna etmeli ki taşın altına herkes elini koyacak, herkes eşit fedakarlık edecek diye. Halbuki öyle olmuyor, zaten inandırıcılığını yitirmiş, hiçbir sözünü tutmayan, sürekli insanları kandıran hükümet, sözde tedbir alıyor, bunları oldubittiye getiriyor. Ne ülke şartları dikkate alınıyor, ne eşitlik ilkesine uyuluyor, ne insanların psikolojik durumuna bakılıyor... Bir taraftan halkı tasarrufa çağırırken, bir taraftan da insanların gözüne batan şatafatlı işler yapıyor, partizanca icraatlar gerçekleştiriyorlar. Ortada sefalete sürüklenen KTHY çalışanları varken ve o konuda hiçbir şey yapılmazken, insanlar nasıl inansın bu hükümete? Sanırım herkes anlamıştır ki bir birimizi kıskanarak, bir birimizin ayağını çekmeye çalışarak, kişisel kurtarışlar arayarak bir yere varamayız... Ahtapotun kollarının kendisine ulaşmayacağını sananların yaşadığı hayal kırıklığı bir bakıma iyi oldu. En azından bencilliğimiz ve komşularımızın sorunlarına duyarsızlığımızın bir gün bizi de vuracağını öğrenmiş olduk.
|