|
KIZDIRAN SORU!
Gazeteciler Cumhurbaşkanı Denktaş’a önceki gün, “cumhurbaşkanlığına” aday olup olmayacağını bir kez daha sordu.
Denktaş bu soruya öfkelendi, “Buna kaç defa cevap vereceğiz! İlle her gün aynı sözü söylemenin manası yok” diye çıkıştı.
Bu konudaki kararını vermiş ve aday olmayacakmış.
Niye kızıyor ki?
Sen her defasında “Aday olmayacağım” deyip son dakika fikir değiştirirsen, adamlar da sana her fırsatta bu soruyu sorar.
Denktaş Bey, daha çok muhatap olacak bu soruya.
******
AHLAKSIZ TEKLİF
Bir haftadan beridir, bir “ahlaksız teklif” muhabbetidir gidiyor.
UBP, Serdar Denktaş’a “başbakanlık ile birlikte kayınpederi Salih Boyacı’nın serbest kalmasını sağlayacak genel af” teklif etmiş.
UBP kurmayları, Serdar Denktaş’ın yumuşak karnının “Salih Boyacı’nın hapisliği” olduğunu, sırf bu yüzden aile içi huzursuzluk yaşandığını iyi kavramış ve kendilerince “yok diyemeyeceği” bir teklif götürmüş Serdar Denktaş’a...
İlginç değil mi?
UBP olayı yalanlarken, Serdar Denktaş, “Ahlaksız teklif yapıldı ama belgesi yok” dedi.
Serdar Bey, UBP’nin bu teklifine “ahlaksız teklif” adını verdi.
“Ahlaksız Teklif” sözü nedense bende “erotik” bir çağrışım yapıyor.
Herhalde erotik bir film olan “Ahlaksız Teklif” filminden dolayı.
Hatırlayacağınız gibi, gösterime girdiği 1993 yılında büyük fırtınalar koparan “Ahlaksız Teklif” filminde Robert Redford, beğendiği kadının (Demi Moore) kocasına, karısıyla birlikte olmanın bedeli olarak 1 milyon dolar teklif eden bir playboyu canlandırmıştı.
Acaba Serdar Bey, bu filmi hatırlayarak mı UBP’nin teklifine “ahlaksız teklif” dedi, yoksa öylesine mi aklına geldi?
UBP’nin teklifi, “Ahlaksız Teklif” filmindeki kadar “ahlaksız” mıydı?
DP, UBP’den kopanların kurduğu bir partiydi.
DP’nin kurmayları politikada, “UBP kadar keskin olmasa” da genelde aynı taktikleri kullanıyor.
Yani birbirlerini çok iyi tanıyorlar.
Şimdi, UBP’nin böyle bir teklif yapabileceğine ben şahsen inanıyorum.
Geçmişe baktığımızda, çok daha “ahlaksız” teklifler, uygulamalar da gördük.
Görünüz işte, parti çıkarları uğruna adamlar neler yapıyor?
UBP’nin bu tavrına kimse şaşırmadı, ancak DP’liler sanki şaşırmış, biraz da üzülmüş gibi davranıyor.
Baba oğul Denktaşlar, her fırsatta “ahlakız teklifi” gündeme getiriyor.
Neden?
Çünkü “biz onlardan farklıyız” demeye getiriyorlar.
“Ahlaksız teklif” tartışmaları, suni kriz yaratma, gündemi değiştirme çabasından başka bir şey değildir.
Memlekette geçmişte UBP ve DP tarafından onca “ahlaksızlık” ve “hukuksuzluk” yaşandı ki, onlara ne isim verebiliriz diye düşünüyorum.
*****
KİME FAYDASI VAR?
İki deneyimli gazeteci Şener Levent ile Doğan Harman, amansız bir kavgaya tutuştu.
Acımasızca birbirlerine saldırıyorlar.
Eski çamaşırlar bir bir ortaya dökülmeye başladı.
“Sen onu yaptıydın”, “sen şunu yaptıydın.”
İfadeler çok sert, kırıcı, rencide edici...
Kavga manşetlere taşındı, köşe yazılarını işgal etti.
Bir gün, iki gün, üç gün, bitmek bilmiyor...
Bu, gazeteleri satın alan okuyuculara da saygısızlık olmuyor mu?
Meslektaşlarımızın bu hali bizi gerçekten üzüyor.
Çok hassas bir dönemden geçerken ve “Kıbrıs’ta çözüm mücadelesinde” aynı tarafta çaba sarf eden insanların bu şekilde birbirini yemesinin kime ne faydası var ki?
****
DİREKSİYONDA ÖLÜMÜN ANATOMİSİ
Aşağıdaki, trafik kazlarıyla ilgili yazı, aslında internette bolca dolaştı. Hatta fotoğraflı versiyonları bile var. Ama trafik kazalarının tartışıldığı bu günlerde bir kez daha hatırlatmakta fayda gördüm.
Selçuk Üniversitesi Kazaları Araştırma, Önleme ve Uygulama Merkezi’nce yapılan bir araştırma, kaza anında otomobil ve sürücüsünün başına gelenleri, “Direksiyonda Ölümün Anatomisi” adlı çalışmada gözler önüne seriyor.
Merkezin yaptığı araştırmaya göre, 90 kilometre hızla kalın gövdeli bir ağaca çarpan bir otomobildeki bir sürücünün başına gelenler çalışmada şöyle anlatılıyor:
“Çarpma anındaki saniyenin ilk 10’da birinde, otomobilin tamponu ve varsa radyatörünün üstündeki kromajlı süsler kırılır. Dağılan çelik parçalar, ağacın 4-5 santimetre içine kadar saplanır. Saniyenin ikinci onda birinde, radyatör ufak parçalara ayrılır ve dağılır.
Radyatör çerçevesi bükülür, yukarı fırlar, ön camı parçalar.
Hızla dönmeye devam eden arka tekerler, yukarı doğru yükselir.
Ön çamurluklar ağaca saplanır ve şasenin arka kısmı kapıların sıkışmasına sebep olur.
Aynı anda araç sürücüsünün vücudu öne fırlar.
Bu hamlenin sürati, otonun kazadan önce sahip olduğu sürate, yani 90 km.’ye eşittir. Bu sırada meydana gelen ağırlık, yer çekiminin yirmi katına eşittir ve santimetrekare başına bin 400 kilo gramdır.
Bu sırada sürücünün bacakları, diz kapaklarından hemen kırılır.
Saniyenin üçüncü onda birinde sürücü, koltuğunun üzerinde yükselmiş ve vücudun üst kısmı dik durumdadır.
Sürücünün başı, güneş perdeliğine çarpmıştır ve göğüs kafesi direksiyon milinin baskısı altındadır.
Saniyenin dördüncü onda birinde, otomobilin ön kısmı 60 santimetre kadar içeri göçer.
Arka kısımlar 55, sürücü ise 90 kilometre hızla öne itilmeye hâlâ devam etmektedir.
Motor bloğu yerinden koparak ağacın gövdesine çarpar.
Arabanın arka kısımları kalkar.
Saniyenin beşinci birinde hızın kuvveti, sürücüyü direksiyon miline doğru itmektedir.
Mil, sürücünün göğsüne saplanır.
Saniyenin altıncı onda birinde, çarpmanın şiddeti o kadar kuvvetlidir ki, sürücünün ayakkabıları ne kadar sıkı bağlanmış olursa olsun ayaklarından fırlar.
Fren pedalı yerinden çıkar. Otonun şasesi ortadan eğilir ve bağlantı civataları kopar.
Sürücünün başı ön cama çarpar ve parçalanır.
Otonun arkası yere oturur ve tekerlekler zemini kazımaya devam eder.
Otomobilin yol kenarındaki ağaca çarpmasının üzerinden daha bir saniye bile geçmemişken bütün otomobil deforme olur, menteşeler kırılır, kapılar yerinden çıkar ya da sıkışır.
Başı cama çarpan ve direksiyon mili göğsüne saplanan sürücü, büyük olasılıkla ölmüştür.
Geçen zaman, sadece saniyenin onda yedisidir.”
*****
FIKRA
ZEKİ EVLAT
Nebraska’da yaşlı bir adam yaşardı. Patates ekini için bahçeyi bellemesi gerekiyordu, lakin bu çok zor bir işti. Tek oğlu olan David ona yardım edebilirdi fakat o da hapisteydi.
Yaşlı adam oğluna bir mektup yazdı ve müşkülatını izah etti.
“Sevgili David,
Patates bahçemi belleyemeyeceğimden kendimi çok kötü hissediyorum. Bahçeyi kazmak için oldukça yaşlanmış sayılırım. Burada olsan, bütün derdim bitecekti. Biliyorum ki sen bahçeyi benim için hallederdin.
Sevgiler Baban.”
Birkaç gün sonra oğlundan bir mektup aldı:
“Babacığım,
Allah aşkına bahçeyi kazma, ben oraya cesetleri gömmüştüm.
Sevgiler David.”
Ertesi gün sabaha karşı 04.00’te FBI ve yerel polis çıkageldi ve bütün araziyi kazdı. Lakin hiçbir cesede rastlamadılar. Yaşlı adamdan özür dileyerek gittiler. Aynı gün yaşlı adam oğlundan bir mektup daha aldı.
“Babacığım,
Şimdi patatesleri ekebilirsin. Bu şartlarda yapabileceğimin en iyisini yaptım.”
Sevgiler David.”
*****
|