TAHRİK AMAÇLI DEMEÇLER

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   12 Aralık 2004, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Baba Denktaş ile oğul Denktaş, bir süreden beridir "tahrik edici", "alaylı" ifadelerle Rum yönetiminin Türkiye'yi veto edemeyeceğini iddia ediyorlar.

Önceki gün Serdar Denktaş Bey, "Papadopulos'un Türkiye'yi veto etmeye boyunun yetmediğini" söyledi.

Aslında veto etmesini ister gibi, tahrik dolu sözlerin ardı arkası kesilmiyor.

Sanki "veto hakkı", ülkelerinin yüzölçümü veya AB'ye yeni üye oluşuyla ilgiliymiş gibi...

*****

 

AB GÜL İSE, DİKENİ KIBRIS'TIR

Bir demeç trafiğidir gidiyor...

Resmen "demeç deryası" içerisinde boğulduk.

17 Aralık'a yönelik, AB yetkilileri ile AB ülkelerinden gelen açıklamalar ve Türkiyeli yetkililerin karşı açıklamaları...

Tabii bu açıklamaları değerlendirme niteliğindeki Kuzey Kıbrıs'tan gelen açıklamalar.

Ne tuhaf değil mi, her açıklamanın içinde "Kıbrıs" geçiyor, yani olay kaderimizle çok yakından ilgili ama bizim söz söyleme hakkımız yok.

Bizim dışımızda herkes konuşup duruyor, biz de elimiz kolumuz bağlı dinliyoruz.

Demeçler hep birbirinin benzeri...

Hem Türkiye'ye yönelik yapılanlar hem de Türkiyeli yöneticiler, üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri söyleyip duruyorlar.

Ardı arkası kesilmeyen açıklamalar başımızı döndürdü.

Artık bu 17 Aralık gelse de, ne olacaksa olsa.

Zaten ülkede her şey 17 Aralık'a endekslendi, yapılacak bütün işler, 17 Aralık sonrasına ertelendi.

Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyıp tanımayacağı en önemli mevzu.

Tanıma konusunda AB ülkeleri bastırıyor, Türkiye ise direniyor.

Erdoğan ve Gül'den art arda "kabadayıca" açıklamalar geliyor.

Bütün bu tartışmalar gereksiz, boşuna...

Zaten Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımıyor mu?

Bugüne kadar tanıdığını kanıtlayan sayısız olay gerçekleşti.

Türkiye takımları ile Rum takımlarının maç yapması tanıma değil midir?

Kıbrıs Cumhuriyeti ile Gümrük Birliği'ne gitmek ne demektir?

Louzidu'ya tazminat ödemek, tanıma değil de nedir?

Uluslararası alanda birtakım toplantılar, ilişkiler tanıma sayılmıyor mu?

Örnekleri artırabiliriz...

Aslında Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyor, geriye bir elçilik açmak mı kaldı?

İnanın o da olacak.

Kuzey Kıbrıs'ta bana göre meclisin toplanıp "tanıma" konusunda aldığı karar gerçekten gereksizdi.

Kuzey Kıbrıs Meclisi böyle bir kararı alsa ne olacak almasa ne olacak?

Türkiye, AB'ye girmek istiyorsa Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyacak.

Başka çaresi yok, boşuna meydan okuyup, antipatik olmaya gerek yok.

AB gül ise, dikeni de Kıbrıs'tır, Türkiye gülü seviyorsa, dikenine katlanacak.

Şimdi neden tanıması gerektiğini durup da sıralayacak değilim, zaten onları her gün okuyor, dinliyorsunuz...

Türkiye zaten Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyor, fiili olarak da tanıyacak...

Belki daha "yumuşakça" ifadelerle olacak ama tanıyacak.

Gerisi lâf...

Lâf salatası...

Lâf kalabalığı...

17 Aralık'ta ne mi olur?

Türkiye'nin tarih alacağına inanıyorum...

Bakmayın siz Türkiyeli yetkililerin "kabadayıca", "meydan okuyan" açıklamalarına, onlar kapalı kapılar ardında "pamuktan yumuşak", dışarıda "demirden sert" olurlar.

Merak etmeyin her şeye "evet" deyip "tarihi" kapacaklar, bu agresif tavırları içteki tepkileri önlemek, "teslim oldular" dedirtmemek içindir.

****

Neden? Neden? Neden?

Her gün yaşadığımız, bizim de yaptığımız bazı tuhaf şeyler, davranışlar için hiç "Neden böyle yapıyoruz?" diye sorduğunuz oldu mu? İşte size birkaç örnek:

* Neden bozulan otobüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında, onlara mülteciymişler gibi bakarız?

* Neden lokantalarda, "Sabahları sıcak çorba bulunur" diye yazar? Çorba aslında soğuk mu içilir, sıcak çorba bir farklılık mıdır?

* Neden otobüste insanlar bir siren sesi duyunca toplu halde sesin geldiği yere bakarlar? Giden aracın ambulans, itfaiye ya da polis aracı olduğunu öğrenmek insana ne kazandırır?

* Neden anket sorularında "fikrim yok" diye bir şık vardır? Fikri olmayan adam niye gidip fikri olmadığına dair şıkkı işaretler?

* Neden her gördüğümüz haritada hemen Kıbrıs'ı bulmaya çalışırız? Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardır?

* Neden insanlar birbirlerine sarılınca sağa sola sallanırlar?

* Neden öğrenciler ilkokulda öğretmene "Öğretmenim" diye seslenirken, ortaokul ve lisede "Hocam" diye seslenmeye başlarlar?

* Neden sınavlarda "dört yanlış bir doğruyu götürür" şeklinde bir uygulama ile öğrenciler cezalandırılırlar da "dört doğru bil, bir doğru da bizden" şeklinde bir kampanya başlatılıp zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?

* Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıkınca kafalarını eğerler? Yağmura duyulan saygıdan mıdır yoksa ondan korktuğumuz için midir?

* Neden dükkanını kapatıp giden esnaf, kapıya "10 dakika sonra döneceğim" diye yazar? Ne zaman gittiğini nasıl anlarız?

* Televizyona çıkan insanlar neden kendilerini ülkedeki bütün insanların izlediğini sanırlar? Örneğin Türkiye kanallarındaki programlarda "şu anda 70 milyon kişi bizi izliyor" gibi...

* Neden, "Gözlerinden öperim" denir? İnsan vücudunda öpülecek daha uygunsuz bir yer var mıdır? Kimse kimseyi gözünden öpmüş müdür?

* Düğünlerde neden "Dom Dom Kurşunu" ile göbek atılmaktadır. "Bir avcı vurdu beni, bin avcı beni yedi" gibi sözler eşliğinde kendinden geçen başka milletler var mıdır?

* Neden bazı kadınlar hem (içlerini gösteren) beyaz pantolon giyip hem de olayı örtbas etmek için bir çaba harcarlar? Mini etek olayı da buna dahildir...

* Neden bütün Türk filmlerinde sevişme sahnesi tam başlayacakken duvardaki tabloya zum girilir? Kameraman hatası mıdır bu?

* Neden bazı kızlarımız şirin bir hayvancağız gördüklerinde "İnanmıyorum!" derler. İnanılmayacak olan nedir?

* Cumartesi ve pazartesinin neden kendi isimleri yoktur da cuma ile pazarın ertesidirler?

 

   6708 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?