|
"EVET"ÇİLER PİŞMAN DEĞİL
Cumhurbaşkanı Denktaş, referandumda yüzde 65 oranında "evet" diyen vatandaşımızdan yarsının pişman olduğunu iddia etti.
Halkın moralsizliğini çarpıtıp işine geldiği gibi yorumladı.
Nereden biliyor halkın "evet" demekten pişman olduğunu, neye göre karar verdi böyle olduğuna?
Kıbrıslı Türkler "evet"in karşılığını alamadı ama kararından pişman değil.
Ben de iddia ediyorum ki "evet" oranı yükseldi.
*****
BEKLEDİĞİMİZ TARİHLER HİÇ BİTMEYECEK Mİ?
Kıbrıslı Türklerden başka, hayatı boyunca önündeki tarihlere endekslenen bir başka bir topum var mıdır acaba?
Bir tarih geçiyor, başka bir tarih koyuyorlar önümüze.
Her beklenen tarih yeni bir umut, yeni bir beklenti oluyor bizlere.
Gazeteler o önemli günler için hep "tarihi gün", "tarihi fırsat" deyip duruyor ama geçen her tarih yeni bir hayal kırıklığına dönüşüyor.
Bazı tarihler, Kıbrıslı Türklerin müzakerecisinin hataları sonucu berhava edildi, Rumların tek başına AB'ye girmesini sağladı.
Bunda tabii ki Kıbrıs Türk halkının günahı yoktu ama hayal kırıklığını yaşamak yine onlara düşüyordu.
Artık geriye iki tarih kalmıştı; 14 Aralık 2003 (genel seçim) ve 24 Nisan 2004 (referandum)...
Önceden kaçırılan fırsatlar, bu tarihlerin değerini düşürse de beklenti yüksekti.
İlk hayal kırıklığı 14 Aralık 2003'te yaşandı.
Evet, ilk kez çözümü savunan bir sol parti seçimden birinci çıkıyor, UBP ikinciliğe düşüyordu ama ne yazık ki ortaya çıkan tablo, çözümü savunan partilerin koalisyon kurmasına yetmiyordu.
Çözüm ve AB yanlısı muhalefet ile statüko yanlısı iktidarın meclisteki sandalyeleri yarı yarıya paylaşması kuşkusuz istediğimiz bir şey değildi.
Ve "24 Nisan 2004" referandum tarihi...
24 Nisan, Kıbrıslı Türklerin beklentileri açısından "zirve" bir tarihti.
Olmadı...
Referandumda, Kuzey Kıbrıs'tan "evet", Güney Kıbrıs'tan "hayır" sonucu çıktı.
Kıbrıslı Türk ve Rumların geleceklerini "ortaklaştıracağı" bir sonuç değildi bu, "Birleşik Kıbrıs" hayalleri suya düştü.
2004 Mayısı'nda, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin AB üyeliği başlarken Kuzey Kıbrıs, referandumun sonucuna bağlı olarak AB genişlemesinin dışında kaldı.
Artık tarihler Kıbrıslı Türkleri heyecanlandırmaz oldu.
Türkiye'nin "AB'den tarih almasıyla" ilgili ancak Kıbrıslı Türkleri de ilgilendiren 17 Aralık tarihi fazla heyecanlandırmadı Kıbrıslı Türkleri.
Şimdi içinde bulunduğumuz 2005'te önümüzde iki tarih daha var; "20 Şubat" ve "3 Ekim."
Yeni yılla birlikte, umutlarımızın yeşermesi için iki tarih birden attılar önümüze.
Kuşkusuz çözümü arzulayanlar açısından 20 Şubat genel seçimi önemli ancak, geçmişteki tarihlere göre pek heyecanlandırmıyor bizi.
Ya 3 Ekim?
Türkiye, AB ile müzakerelere başlayacağı 3 Ekim'e kadar Kıbrıs sorununu çözme açısından irade koyacak mı ortaya?
Pek emin değilim doğrusu.
Birkaç gün önce Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, çok güzel konuşup, "çözümsüzlükte ısrarın büyük zarar vereceğini", "cesaretli adım atılacağını" söylerken, birkaç gün sonra Türkiye'nin dışişleri bakanı Abdullah Gül, neredeyse tam tersi şeyler söylüyor, 3 Ekim'e kadar Kıbrıs sorununun çözülmüş olmasının gerekmediğini belirtiyor.
AKP'li kurmayların bu türlü iniş çıkışları 14 Aralık 2003 genel seçimi ile 24 Nisan 2004 referandumu öncesi de vardı.
Bir söyledikleri başka söylediklerini tutmayan, kafa karıştıran, moral bozan iniş çıkışlar...
Biz elimiz kolumuz bağlı, kurbanlık koyunlar gibi beklerken, öte yandan kaderinizi belirleyecek Türkiye'nin kurmayları da böylesine tutarsız politikalar izlerse biz nasıl umutlu olalım, o "mühim" denilen tarihleri nasıl heyecanla bekleyelim?
*****
HİÇ KALBİNİZİ KIRDILAR MI?
Hiç kalbinizi kıran oldu mu?
Mutlaka olmuştur...
İnsan yaşamında "kalp kırıklıkları"mutlaka yaşanır.
Ama kalbinizi sevdikleriniz kırarsa, acısı daha büyük olur.
Kalbinizi kırdıktan sonra sizden özür dilediklerinde, "kalp duvarlarınızdaki kırıklar" tamir oluyor mu?
Ağızdan çıkan kötü bir söz, söylenmemiş olur mu özür dilenince?
O "kırıcı tavır" hiç yaşanmamış sayılır mı?
Hayır tabii ki!
Söylenen söylenmiş, yaşanan yaşanmıştır hem de en yakıcı bir şekilde.
"Özür dilerim"in ardından hemen sorulur: "Kırılmadın değil mi?", "Bağışlayabilecek misin beni?"
Ne denir ki o vakit?
"Kahretsin, kırdın işte beni, dağıttın, mahvettin, ezdin" mi diyeceksiniz?
"Önemli değil" ya da "bir şey değil" sözleri dökülür dudaklarımızdan...
Aslında "önemlidir", bir şey değil "çok şeydir" de uzatmanın bir anlamı var mıdır?
Bazıları da özür dilemesini bilmez ya da "özür dilemenin" onurunu kıracağını, kendini küçülteceğini sanır.
Kırar döker, bir gün sonra da "hiçbir şey olmamış" gibi davranır.
Pişmanlığını, özel yeteneğinizle yüzündeki ifadeden okumanız gerekir.
Özür manasına gelen başka hareketler yapar durur...
İnsan kırılgan birisi olmayabilir, ufacık şeyleri büyütmeyebilir, kimin ne için nasıl davrandığını iyi tahlil edip ona göre değerlendirebilir.
Hoşgörülü olabilir, bağışlamasını da bilebilir, tek hatada insanları silmeyebilir...
Ama birisini bağışlamak, "kalben affetmek" demek de değildir.
*****
NE ANLAMA GELİR?
Gösterdim... Gördü anlamına gelmez
Söyledim... Duydu anlamına gelmez
Duydu... Doğru anladı anlamına gelmez
Anladı... Hak verdi anlamına gelmez
Hak verdi... İnandı anlamına gelmez
İnandı... Uyguladı anlamına gelmez
Uyguladı... Sürdürecek anlamına gelmez...
*************************************************************************************
İMZASIZ MEKTUP
Anasına yazdığı
mektubu buldular
askerin alnında,
bitiremeden daha
kapmıştı rüzgar.
Şaşırdılar hangisine vereceklerini
bekleyen bunca ananın,
imzasızdı çünkü.
Kostas PİGADİOTİS (Yunanistan, 1915)
****
MERAK
içimde bir merak
öyle bir merak ki
ölümümden bir ay sonra
bir güncük yaşamak
ve dostu düşmanı
suç üstü yakalamak.
Aziz Nesin
|