|
Vatandaşlar bazen; “Gazeteyi kapatmak için her gün o kadar haberi nasıl buluyorsunuz? O kadar olay var mı? Zorlanmıyor musunuz?” diye soruyor. Ülkemizde ve dünyada o kadar çok olay, o kadar çok haber var ki inanın bunları bir günde gazeteye sığıştırmak zordur bile. Haber denizinden seçerek, bunların çok azını kullanarak gazeteyi kapatıyoruz. Gazeteler veya televizyonlar için haber sıkıntısı çekmek, olayların, konuların azlığından değil, eleman veya diğer imkanların yetersizliğindendir. Yani elemanınız, yeterli teknik imkanlarınız varsa, gazeteyi kapatmak zor değildir. Gazeteyi kapatmak dedik de; onca haber içinde ön plana çıkaracağınız haberi bulmak ve bunu okuyucunun seveceği şekilde sunmak da aslında bir sanattır. Bunda fotoğraftan tutun da redakte eden adamın habere katacağı üsluba ve görsel yönetmenin yeteneğine kadar bir dizi emek istiyor bu iş. Gazeteciler, oturup da ölüm olayı olsun ve manşete koysun diye dua etmez. En azından bizim gazetede öyle bir adam yoktur. Tecavüz, cinayet, gasp, soygun, hırsızlık, iş kazası olmasını bekleyen bir çalışanımız yoktur. Tam tersine ihbar geldiğinde, “inşallah ölen yoktur” sözleri dökülür dudaklarımızdan. Haber yapmak için başkalarının ölmesini, acı çekmesini, üzülmesini, ağlamasını, perişan olmasını beklemiyoruz, bundan medet ummuyoruz. Ancak olduktan sonra en geniş şekilde veriyoruz. Her unsurunu didik didik ederek, kafalarda hiçbir soru işareti bırakmadan aktarmaya çalışıyoruz. Ülkede trafik terörü sürerken, uyuşturucu her tarafa sirayet etmişken, soygun, cinayet, hırsızlık, darp, yaralama, cinsel taciz, tecavüz varken, sahtekarlık, yolsuzluk, iş kazaları her geçen gün artarken başka bir haber yazmamızı beklemesin kimse bizden. Bu olaylar ülkeyi ve insanını kemirmekte, yaşanmaz hale getirmektedir. Bunları es geçerek, görmezden gelerek başka gündemlerle okuyucunun karşısına çıkmak ülkeye ve insanımıza yapılacak en büyük kötülüktür. Keşke hiç bunlar yaşanmasa da biz de yazmasak. Özel haber dosyamız patlayacak kadar şişti ama gündem o kadar yoğun ki kullanamıyoruz bile onları. Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Halil İbrahim Akça, birkaç kezdir ülkemiz medyasının, özellikle de KIBRIS gazetesinin kriminal olayları manşet yapması veya ön sayfasına taşımasına eleştiri getiriyor. Sayın Akça, polisiye olayların çok abartıldığını iddia ediyor ve bunun da Türkiye’den üniversitelerimize gelen öğrencileri korkuttuğunu öne sürüyor. Her görüşe saygımız sonsuzdur ama özür dileyerek söylemek isterim ki bu tespit çok yanlış bir tespittir. Türkiye’den ülkemize öğrenci akışının azalması ne trafik kazalarının artmasından, ne hırsızlıklar, ne soygunlar, ne cinayetler ne de gasplardır... Hiçbiri değildir. Türkiye’den gelen öğrenciler, ülkemizdeki trafik kazalarının, cinayetlerin, gaspların, soygunların, ölümlerin, yaralamaların beş mislini, hatta bazılarının 10 mislini görmektedir, bunları yaşamaktadır. Hatta İstanbul gibi büyük kentlerden Kıbrıs’a gelenler, sanki sakin bir köye gitmiş gibi hissediyor kendisini. Ya da doğudan gelenler; ateşin ortasından çıkıp buralara varmıştır. Diyarbakır’ın durulmaz hareketliliğinden bıkıp, huzur aradığı için Kıbrıs’a yerleşen birçok insan tanıyorum. Türkiye’de bu tür olaylarla pişmiş insanlar, buralarda polisiye olaylardan hiç korkmaz, merak etmeyin. Türkiye’den gelen öğrencileri Kıbrıs’ta aşırı pahalılık rahatsız etmektedir, yolunacak kaz gibi görülmek kızdırmaktadır, bazı üniversitelerde vaat edilenleri bulamamak hayal kırıklığına uğratmaktadır. Ekonomik paket tartışmaları sırasında Türkiye’den hükümet yetkililerinin de karıştığı söz düellosu sonrası, “beslemeler”, “tembeller”, “nankörler”, “Türkleri sevmiyorlar” sözleri ve Türkiye’deki bu yöndeki haberler soğutmuştur Türkiye’den gelen öğrencileri. Tabii bir de üniversite sınavları ve kontenjanların belirlendiği dönemlerde Türkiye basınında sırf Kuzey Kıbrıs üniversitelerini kötüleyen haberler tam tuz biber eker öğrencilerin tercihlerine. Biz bunları biliyoruz da bu eleştirileri getirenler bilmiyor mu? Tabii ki biliyorlar ama konu başka. Biz bunları yazdığımız, manşet yaptığımız, birinci sayfadan 10’uncu, 12’nci sayfaya kadar taşıdığımız zaman kontrolsüz nüfus gündeme geliyor. Kontrolsüz nüfustan şikayet etmek, Türkiye’yi istememekle eş tutuluyor. Halbuki öyle değildir, kontrolsüz nüfusun bu ülkeye yarattığı sıkıntılar her geçen gün artıyor, yalnızca polisiye olaylar değil, başka toplumsal sorunlar da yaratmaktadır. Aslında bunu önlemek, şikayet eden kişinin veya onun aktaracağı Türkiye’den diğer yetkililerin elindedir... Formül onlardadır. Onlar istesin Türkiye’de üretilen ürünler Kıbrıs’a geldiğinde bu kadar pahalı olmaz ve okumaya gelen öğrenciler de bundan şikayet etmez. Onlar istesin, kontrolsüz nüfusun önünü keserler, bu sorunlar ülkemizde yaşanmaz, gazetelere de bu kadar polisiye haber malzemesi çıkmaz. Sakın bana “KKTC hükümeti yapsın” demeyin, iradeleri yok, onlar sizden çekiniyor, sizin ağzınıza bakıyorlar. İşin daha ilginci; dikkat eder, biraz incelerseniz polisiye olayların çoğunda hem yapanların hem de onların mağdurlarının Türkiyeli insanlar olduğunu gözlemlersiniz. Kıbrıslılar için bile olmasa kendi halkının burada mağduriyetini önlemek için, milliyetçi gözlükleri ve önyargıları bir kenara bırakarak bu işi çözmelidirler.
|