MARKAJ 30/01/2005

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   30 Ocak 2005, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

HANGİ POLİS GENEL MÜDÜRÜNÜ KONUŞTURMAK DAHA KOLAY?

Hüseyin Ekmekçi ile Erdoğan Mani'yi önemli bir gazetecilik olayına imza attıkları için tebrik ediyorum.

Hayır zannettiğiniz gibi değil!

Yani onları Rum polis genel müdürü Tasos Panaiyodu ile yaptıkları röportaj sebebiyle kutlayacak değilim. Elbette ki o da önemli bir gazetecilik olayı ama ondan daha önemlisi polis genel müdürü Erdem Demirbağ ile becerip de röportaj yapabilmeleridir...

Evet, inanın Sayın Erdem Demirbağ ile röportaj yapmak Rum polis genel müdürü ile röportaj yapmaktan, randevu almaktan çok daha zor.

Ekmekçi ile Mani, Rum polis müdürü Panaiyodu'dan telefonla bir günde randevu aldı...

Basın dünyası iyi bilir ki Sayın Demirbağ ile konuşabilmek için, bir dizi formaliteyi yerine getirmek ve beklemek gerekiyor.

Bu bekleme sonunda "ret" cevabı almak da var.

O yüzden arkadaşlarımızın bir günde randevu koparıp Demirbağ ile röportaj yapmalarını "büyük başarı" olarak niteliyorum.

Amacım birilerini suçlamak değil, gelmiş geçmiş bütün genel müdürler basınla pek konuşmayı sevmedi.

Ya da ne bileyim, kendi disiplini içinde o görevde bulunanların öyle davranması gerekiyor!

Asker ve polis, (zaten polis de askere bağlı) maalesef kalın ve yüksek duvarlar ardında...

Basının bu duvarları aşması gerçekten zor.

Bu kalın duvarlara rağmen polisin elinden geldiğince basına yardımcı olduğunu inkar edersek hem yalan söylemiş hem de ayıp etmiş oluruz.

Ama yeterli mi?

Kesinlikle değil.

Tamam anlıyorum, polis tahkikat yaparken bazı şeylerin gizli tutulması, olayı aydınlatma açısından bir gereklilik.

Ama "asker ve polisle" ilgili sıradan olaylar bile gizleniyor, duyulan, bilinen bazı konular anlamsız bir şekilde gizlenmeye çalışılıyor.

Yeterli bilgi alınamadığı için de gazeteler yanlış, eksik, hatalı bilgiler vermek zorunda kalıyor.

Yani bir yetkilinin çıkıp da örneğin "evet, sınırda bir erimiz vuruldu", "evet kışlada kaza oldu, bir er ayağından vuruldu" demesinin ne zararı var?

Bir avuç ülkede neyi saklayabiliriz ki?

Gazetelerde, TV'lerde yanlış haberler yapılması daha mı iyidir?

"Polis genel müdürü delilleri basına versin", "yakalayacağı kişileri önceden bize bildirsin" demiyoruz ki!

Sayın müdür haftada bir, on beş günde bir veya ayda bir basın toplantısı düzenlese...

Hatta basın toplantısı da değil, adına "basınla sohbet" de diyebiliriz.

Gazeteciler sayın genel müdürü, genel müdür de gazetecileri dinlese, aralarında sıcak bir bağ kurulsa, sanırım basın mensupları polis teşkilatının bazı şeyleri neden saklamak zorunda olduğunu daha iyi anlayacak.

Şimdi Rum polis genel müdürü röportaj verdiği için Sayın Demirbağ'ın da konuşmak zorunda kaldığını düşünmek istemiyorum ama görüntü böyle.

Sayın Demirbağ, çok da güzel sözler söyledi KIBRIS gazetesine...

Eeee, bu demeçleri vermekle dünya durdu mu, cinayetle ilgili tahkikat mı zarar gördü?

Konuşun derken, "delilleri bize verin", "soruşturma dosyasını okuyalım", "bir sonra atacağınız adımı bilelim" demiyoruz ki!

Yani "birazcık daha şeffaflık" diyorum.

*****************************************************************

UNUTTURULMAK İSTENEN BİR DOSTLUK

DESTANI: "KIBRIS'IN UNUTULAN SAVAŞI"

CNN Türk'teki "Kıbrıs'ın Unutulan Savaşı" adlı belgeseli izlediniz mi?

İkinci Dünya Savaşı'na katılan Kıbrıslı Türklerle yapılan röportajların yer aldığı bu belgesel gerçekten güzel, duygulandırıcı ve düşündürücüydü...

Geri hizmetlerde görev alacakları vaadiyle gönüllü İngiliz askeri yazılan Kıbrıslı Türk ve Rumların kendini savaşın göbeğinde, ateşin içinde bulmasının dramatik öyküsü...

600 küsur Kıbrıslının yaşamını kaybettiği, çeşitli ülkelerde ancak 200 kadarının mezarının bulunduğu bu "dram" ne yazık ki belgeselde de vurgulandığı gibi unutuldu ya da unutturuldu.

Kıbrıslıların İngiliz askeri olarak İkinci Dünya Savaşı'nda yer alması sanki hiç yaşanmamış gibi...

Tarih kitaplarında da yer almadı.

Bu duygulandıran belgeselin en önemli yanı, "o yıllarda Kıbrıslı Türklerle Rumların henüz bir birine düşman olmadığı yıllar olduğunu" vurgulamasıydı.

1940'lı yıllara denk gelen o dönemde iki toplum arasında düşmanlık yoktu, bir birlerini kardeş gibi severlerdi.

İkinci Dünya Savaşı'na katılan Kıbrıslıları da ilgilendiren dönem, 1941-1945 yıllarıydı...

Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların aslında kaderlerinin ne kadar benzediğini gösteriyordu bu savaş...

Savaşta yer alan iki toplumun gençleri aynı kaderi paylaşıyordu...

Savaşta bir Rum vurulduğunda, yaralandığında bir Kıbrıslı Türkün nasıl yardımına koştuğu, aynı şekilde bir Türk'e bir şey olduğunda bir Rum'un hassasiyeti vurgulandı bu belgeselde.

Hele de çocukluktan çok iyi arkadaş olan beş kişilik Türk-Rum arkadaş grubunun savaşta hayatını kaybedip aynı mezara gömülmesi, oldukça dokunaklıydı.

Anlatıcı, bu beş Kıbrıslının mezarlarında ay yıldız ve haç bulunmadığına da işaret ediyordu.

Sonraları aralarına nifak sokulan ve düşman kardeşler haline getirilen Türklerle Rumlar, o zamanlar aslında bir "dostluk destanına" imza atmıştı.

Sonraları bu dostluk destanının unutturulmak istenmesini anlayabiliyorum, çünkü "Türklerle Rumların dost olabileceğini kuzeyde ve güneyde kabullenemeyen" fanatikler, bu savaşı yok saydı.

Sırf bu yüzden tarihimizden silinip atıldı.

Belgeseli hazırlayanları ve destek olanları canı gönülden kutluyorum.

****

NEREDEN NEREYE?

UBP'liler, BRT'den şikayetçi.

BRT'nin taraf tuttuğunu, UBP'nin sesini kıstığını iddia ediyorlar.

UBP'lilere göre BRT, "CTP ile DP'nin sözcüsü" olmuş.

Nereden nereye değil mi? Bir zamanlar başkaları "BRT, UBP'nin çiftliği oldu" derken, onlar kıllarını kıpırdatmayıp bildiklerini okuyordu.

Sayın UBP'liler, size yapılmasını istemediğiniz ne kadar çok şey varsa, geçmişte hepsini yapmıştınız, hatırlatmak istedim.

****

"BASIN KARTLARI" VE "KADİR ÇÖPDEMİR"

"Basın kartları" ve "Kadir Çöpdemir'in programı" ile ilgili geçen hafta yazdığım iki yazıya sert tepkiler geldi.

"Öfke dolu" eleştirilere maruz kaldım...

Çok sayıda kişi, basın kartlarıyla ilgili yazıyı üzerine aldı.

Kendilerini gazeteci saymadığımı söyleyerek alınganlık gösterenler oldu.

Halbuki ben isim vermemiştim ama demek ki herkes kendini biliyormuş...

"Kadir Çöpdemir" ile ilgili yazım da tepkiyle karşılandı.

Yazı, bazı okurlarımız tarafından "sırf Denktaş'ı suçlamak için yazılmış bir yazı" olarak nitelendirildi.

Meğerse, Kadir Çöpdemir'e öfke duyan yalnızca Denktaş değil, çok sayıda vatandaşımız varmış.

Bazı okurlarımız da Çöpdemir'in geçmişte Kıbrıs'a gelip yaptığı programı anımsattı.

Evet, o ilk programı ben de sevmemiştim ama son program hakkındaki fikrimde ısrarlıyım.

"Söz konusu yazının, sırf Denktaş'ı eleştirmek için kaleme alındığı izlenimi yaratmasına" da üzüldüm.

Herkesin görüşüne saygı duyuyorum ama bu yazı sırf eleştirmek için yazılmış değildi...

İki konu ile ilgili aldığım çok sayıdaki mail, geçtiğimiz günlerde bir teknik hata sonucu silindi.

O yüzden, benden görüş isteyen okurların tekrar mail atmasını rica ediyorum.

Bana sorular yönelten Güzelyurt bölgesinden lise öğrencisi arkadaşımın mailini de tekrardan göndermesini rica ediyorum.

*****

GEÇ KALINCA

Hayat her zaman cömert davranmaz bize.

Tersine, çoğu kez zalimdir.

Her zaman aynı fırsatları sunmaz.

Toyluk zamanlarını ödetir.

Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların,

eskitmeden yıprattığımız dostlukların,

savurganca harcadığımız

aşkların hazin hatırasıyla

yapayalnız kalırız bir gün...

Bir akşam üstü yanımızda kimsecikler olmaz;

Ya da olması gerekenler

yanımızdakiler değildir...

MURATHAN MUNGAN

****

SÜNGÜ

Kardeş payı

yapmak için mi

uzattın süngünü

elimdeki

elmaya

Sunay AKIN

   6820 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?