|
KARAMSAR BİR YAZI OKUMAYA HAZIR MISINIZ?
Yazmak gelmiyor içimden...
İzinden döndüm, üzerinden iki hafta geçti ama sayfamı yapamıyorum.
Daha doğrusu yazdıklarıma son şeklini verip de okurlarımızla paylaşacağım o son noktaya bir türlü ulaşamıyorum, o moral motivasyonu bir türlü bulamıyorum...
Yazdıklarımı ben sevmiyorum, ben o yazıyı sevmiyorsam kesinlikle okurun karşısına sürmem...
Yazdıklarım ya çok sert oluyor, ya da çok marazi, ya da çok karamsar...
Orta karar da yazmak istemiyorum “ne kokar ne tüter pozisyonuna” düşmemek için...
Aslında yazıyorum, yazmak hayatta en fazla sevdiğim şeydir.
Yazmak hayatımın her anında var, mesleğim olması yanında, ben sevinçlerimi, öfkelerimi, üzüntülerimi de kaleme alır kendimle yüzleşir sonra da yazdıklarımı silerim...
Bu bir nevi kendimi terapi etmek gibi bir şey...
Aslında günlük hayatta da gelişen bir takım olaylarla ilgili tepkilerimi, değerlendirmelerimi notlar halinde bir yerlere kaydederim ve hafta sonu geldi mi bunlardan birkaçını seçerek, sayfamı yaparım...
İzindeyken ve döndükten sonra sayısız not aldım, gelişen olaylarla ilgili çok öfkelendiğim, çok üzüldüğüm, hayal kırıklığı yaşadığım konularla ilgili yazılar yazdım ama hiçbirini sayfama aktarmak gelmedi içimden.
Hem inanın, yazmanın da artık bir şeyleri düzeltmekte etkili olmadığına inanmaya başladım.
Hayatımız tekrarlarla dolu, hep aynı şeyleri tekrar tekrar yaşıyoruz, hep aynı yakınmalar, hep aynı eleştirileri yapıyor ama arkaya dönüp baktığımızda hiçbir şeyin değişmediğini görüyor, başladığımız yere geldiğimizi anlıyor ve tükeniyoruz.
Özellikle “Kıbrıs konusu”, “trafik kazası” ve “elektrik kesintisi” haberleri ile ilgili başlıklar tükendi, bu haberlere hangi başlığı atsanız mutlaka tekrar etmiş oluyorsunuz çünkü sonu yok, çaresi yok...
Belki tüm dünyada hayat tekrarlardan ibarettir ama bizimkisi biraz fazla galiba.
Başına bombalar düşen, müthiş kayıplar veren Lübnan halkı bile yaralarını sarmaya başladığında, onca yıkıma rağmen ileriye Kıbrıslı Türklerden daha umutlu bakacak.
Irak halkı, Filistin halkı çok acılar çekiyor ama bir şeylerin uğruna mücadele veriyorlar ve sonunda mutlu günlere ulaşacakları umudunu taşıyorlar.
Yukarıda saydığım toplumlar, zaman zaman ambargolara maruz kalsa da bazı emperyalist ülkelerce zaman zaman işgale, saldırıya uğrasa da sonuçta “şu ülke”, “şu ülkenin halkı” diye kabul ediliyor, tanınıyorlar.
Ya biz; neyiz, neredeyiz, önümüzde ne var, ileride ne olacağız?
Bu “mastürbasyon yaşam şekli” nereye kadar gidecek?
Kim verebilir bunun cevabını?
Kimse!
Mümkün değil ama diyelim ki Kıbrıs’ın bu belirsizliğini kafaya takmayalım, yaşamaya bakalım...
“Hiç ölmeyecekmiş gibi mücadele edip de her an öleceğimizi aklımızdan çıkarmadan, kendimize bir hayat biçerek, insan yaşamının süresini hesaba katarak, çok da ilerisini kafaya takmadan, içinde mutluluklar ve üzüntüler de olan tiyatro oyunu gibi, sinema filmi gibi bir hayat...”
Çoğumuz zaten bunu yapıyor, aksi takdirde hepimiz çıldırır, kafayı yerdik...
Ama gelin görün ki kendimizin o kısacık senaryomuzu yazmamız da mümkün olmuyor...
O “Kıbrıs sorunsuz”, içe dönük küçük sevinçler ve küçük mutlulukların olduğu senaryocuklarımızı da beceriksiz yöneticilerimiz sayesinde yazamıyoruz...
Biz halk olarak çok mu beceriksiz insanlarız ki her başa gelen yönetici, gidenlerin hatalarını tekrarlıyor?
Bu koltuklar bulaşıcı bir “ne oldum delisi” virüsü mü yayıyor ki buralara oturanlar tanınmaz hale geliyor?
Bir tanrı buyruğu mu geliyor “gidenin yaptığı hataları tekrarlayacaksın” diye de onun için mi karşı çıkamıyorlar?
(Arada bir şeyler yapmak isteyenlerin çabaları da boşa gidiyor maalesef!)
Tamam Kıbrıs sorunu çözülemiyor da günlük yaşamımızdaki her sorununun kaynağı Kıbrıs sorunu mudur?
Hani spor programlarında hakem hataları için bir grup, “bu hakemlerle bu lig bitmez” derken, bir grup da “ne yapalım bu hakemler bizim ülkenin hakemleri, hakem de inandır hata yapabilir, iyi kötü onlarla idare edeceğiz” der ya, biz hangi gruptaki görüşleri benimseyelim?
Bizi yöneten hakemler forma kavuşabilir mi?
Yoksa ofsayttan gol yemeye, haksız penaltı atışlarına maruz kalmaya devam edecek, haksızlığa uğrayışımız karşısında da agresifleşince kırmızı kartı anlımıza yemeye razı mı olacağız?
Yanlışları yapanlar mutlaka cezasını çekecek ama biz de onlarla kaybedeceğiz ve yeni gelenlerle (denenmeyen kalmadı ki yeni demek de zor) umutlu bir başlangıç olacak, gelenler de aynısını yapacak, yine kaybedeceğiz, her gelen bizden bir şeyler alıp götürecek, biz senaryomuzu nasıl yazacağız?
*******
OKTAY KAYALP, BİZE GAZETECİLİK ÖĞRETEMEZ
Belediyeler Birliği Başkanı ve Mağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, belediyelerin KIBTEK’e olan 49 trilyonluk borcuyla ilgili KIBRIS gazetesinin haberine “sansasyonel ve balon” yakıştırması yaptı ve araştırmadan yazıldığını iddia etti...
Kayalp, TAK muhabirine konuştu ve haber geçen pazartesi tüm gazetelerde yer aldı.
Aslında aşağıda yazdıklarımı Kayalp’in yüzüne söyleyebilirdim, o samimiyetim vardır, onu severim, “abi” diye hitap ederim ama o iyi niyetli davranmayıp, bizi TAK aracılığıyla karaladığı için ben de iyi niyetli davranmayıp, bazı şeyleri tüm okurlarımızla bu sayfada paylaşacağım...
Sayın Kayalp, haber çıktıktan sonra beni arayıp, “Neden benimle konuşmadınız? İddialar gerçek dışı” demişti.
Ben de ona küpürünü yayınladığımız belgenin, resmi bir belge olduğunu, Tarım Bakanı’ndan, KIBTEK müdüründen, EL-SEN’den doğrulatıldığını, üç yetkili ağızdan sonra durup da tüm belediyelere tek tek sormadığımızı, haberin direkt Mağusa Belediyesi’ni hedef almadığını, tüm belediyelerle ilgili olduğunu ama yine de Belediyeler Birliği Başkanı olarak mutlaka söz hakkı olduğunu, söyleyecek sözü varsa kendisine söz hakkı verebileceğimizi söyledim.
Önce “tamam hazırlanayım, size konuşacağım” dedi, iki kez de kendisini muhabir tarafından arattım, söyleyeceklerini yazmak için ama o bizim tüm iyi niyetli teklifimize rağmen gitti TAK’a özel demeç vererek, bazı gerçekleri de saptırarak, hakarete varan ifadeler kullandı.
Kayalp, “Ben TAK’a öyle bir açıklama yapar da size öyle geçiririm ki feleğinizi şaşırırsınız” tavrıyla gitti TAK’a demeç verdi.
Kayalp, KIBRIS’ın belediyelerin KIBTEK’e 49 trilyonluk borcuyla ilgili haberimizi “sansasyonel ve balon” diye niteledi...
Haberin, “İyi araştırılmadan yazıldığını”, “bilgilerin nereden alındığını bilmediğini” söyledi...
Oktay Kayalp, iyi bir belediye başkanıdır ama gazeteciliği bize öğretemez, böyle Alicengiz oyunuyla, lâf oyunları ile gazeteyi hedef almasını da kendisine hiç yakıştıramadım...
Haber sansasyonel ve balon değildir.
Muhabirimiz resmi bir KIBTEK belgesi ele geçirmiştir ve gazeteciliğin gereği olarak da bu belgenin doğruluğu konusunda elektrikten sorumlu Tarım Bakanı’nın, KIBTEK müdürünün ve kurumun yetkili sendikası EL-SEN başkanının görüşünü almıştır.
Üç yetkili de belgenin gerçek bir belge olduğunu, üzerindeki bilgilerin de gerçeği yansıttığını doğrulamışlar, hatta belediyelere yönelik eleştirilerde bulunmuşlardır.
Kayalp’ın, “Bu haberin kaynağını nereden aldıklarını bilmiyorum” demesi çok tuhaftır, çünkü haberde kaynak açıkça belirtilmiştir.
Resmi belgenin küpür olarak yayınlandığı, üç yetkilinin açıklama yaptığı bir haber için “sansasyonel ve balon” demek ve “bu haberin kaynağının kim olduğunu” sormak “iyi niyetli” bir davranış değildir.
Oktay Kayalp’in bir derdi varsa gidip Tarım Bakanı Hüseyin Öztoprak’ı, KIBTEK Müdürü’nü bulsun konuşsun, hesap sorsun ve tepkisi varsa da tepkisini onlara yöneltsin.
Siz, bu açıklamaları yapanlara tek laf etmeyeceksiniz, onların söylediklerini yazan gazeteye veryansın edeceksiniz ve bu aşağılayıcı sözlerin tüm basında çıkması için TAK’ı kullanacaksınız.
Size söz hakkı tanındığı halde “ben size böyle geçiririm” tavrıyla saldıracak, bize gazetecilik dersi vereceksiniz.
Yok, değil dostum, abim, yoldaşım, partilim; canımın bir parçası olsa bu cevabı veririm, çünkü Kayalp haksızdır, belki borçlar konusunda haklı olabilir ama KIBRIS gazetesine tavrı konusunda haksızdır.
Efendim, Belediyeler Yasası’nda “Kıymet Harcı” maddesi varmış, belediye hudutlarında satılan her türlü metadan belediyelere binde 15 kıymet harcı ödenmesi öngörülürmüş de bugüne kadar KIBTEK’in sattığı elektrikten doğan harcı hiçbir zaman belediyelere ödememiş de üstelik KIBTEK’in sokak aydınlatmalarını sağlamak ve elektrik altyapısını götürebilmek için belediyelerin mülkiyetinde olan kaldırım ve yolları kullanıyormuş da buna karşılık kira bedelini hiçbir zaman ödememiş ve aslında belediyeler KIBTEK’ten alacaklıymış...
Peki Sayın Kayalp, bunu söylemek için illa ki KIBRIS’a çamur atmak mı gerekiyor?
Sizin bakanlıkla, kurumla bir derdiniz varsa ki gördüğüm kadarıyla var, gidin onlarla kozlarınızı paylaşın.
Gazetecilik kurallarına uygun, buz gibi haberi, “sansasyonel, balon ve araştırılmadan yazılmış” diye karalamanıza ne gerek var?
Siz de hesaplarınızı çıkarın, ortaya bir rakam koyun, sizin de haberinizi yazalım ama böyle “geçirme politikasına” girişmeyin, KIBRIS gazetesi bir numaralı düşmanınızmış gibi davranmayın...
Şunu söyleyeyim ki “kaldırım ve yollar belediyenin malı, belediye kirasını ister” demek de bana pek sevimli gelmedi, madem ki kaldırım ve yolları kullandı diye kira bedeli olarak aydınlatma parası vermiyorsunuz, o zaman halktan ne diye aydınlatma parası alıyorsunuz, ben de onu sorayım?
********
NE YAZAYIM?
“Yazmıyorsun şu memleketin halini” diyorsunuz...
Neyi yazayım?
Kabak tadı veren Kıbrıs sorununu mu, ölümlü trafik kazalarını mı, artan cinayetleri mi, bitmek bilmez elektrik kesintilerini mi, resmi ve gayrı resmi fahiş zamları mı, fuhuşu mu, kumarı mı, Rum gazetecilerin gereksiz tutuklanmalarını mı, yılan hikayesine dönen hükümet krizini mi, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan aşırıya kaşan Rum’a laf yetiştirme çabasını mı, Cumhurbaşkanı Talat’ın “gereksiz” ve “yararsız” F1 macerasını mı?
Bunları yazmayan mı kaldı?
Söylenecek başka söz mü kaldı?
|