İNSANLAR ARTIK POLİTİKACILARA HİÇ GÜVENMİYOR

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   17 Eylül 2006, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Partilerinden ayrılarak jet hızıyla yeni parti kuran, hatta kurmadan önce hükümet garantisi de alan dört milletvekiliyle ilgili tartışmalar bir süre sonra son bulacak.

Hayat normale dönecek...

Takdir edersiniz ki sonsuza kadar sürmesi de beklenemezdi.

Yeni oluşumcular, özellikle de bakanlık alanlar tarihe geçecektir!

Bütün örneklerinde olduğu gibi, bu tabansız parti ilk seçime kadar başka bir parti ile birleşecek ve tarihe karışacaktır.

Yıllar sonra bu oluşumcuların adı geçtiğinde durup düşüneceğiz “neydi isimleri?”, “kimler kurmuştu” diye.

Kim bilir, Özgürlük ve Reform Partisi’nin kısaltışmış adı “ÖP”, öpücüğü anımsattığı için belki diğerlerinden daha rahat hatırlanacaktır.

Amaca yönelik kurulan bir parti olduğu için çok uzun ömürlü olacağını sanmıyorum.

Eğrisi doğrusuna gelir, CTP ile ÖP çok başarılı icraatlar ortaya koyar, bizleri utandırır mı?

İnşallah öyle olur.

O zaman insanlar, “kuruluşları, hükümet pazarlıkları hoş olmamıştı ama iyi iş yapmış adamlar” diye haklarını verir herhalde.

Bakalım kimisine göre “önyargılı” davrandığımız yeni parti, CTP ile halkın beklediği reformlara imza atacak, bizi utandırabilecek mi?

Şimdi ilerisi için kehanette bulunamam, bu benim işim değil ama bir gerçek var ki bu son olaylar, halkın gözünde politikacıları daha bir güvenilmez kıldı.

Bilmiyorum yüzlerine söylüyorlar mı ama insanımız politikacılara güvenmiyor.

Genellikle insanımız ne kadar kızsa da politikacıyı, milletvekilini, bakanı gördü mü yine de saygılı davranmayı tercih eder ve “gün gelir de bir zaman ihtiyacım olur” diyerek gerçek düşüncelerini yüzlerine söylemezler.

Arada birkaç “dangalak” çıkacak da gerçeği söyleyecek, onlar da olmasa politikacılar kendileriyle ilgili gerçek düşünceleri öğrenemeyecek.

Evet insanlar politikacılara güvenmiyor...

Gerçekten de güvenmemelerini gerektirecek çok örnekle karşılaştılar.

Tarih, politikacının seçmene attığı kazıklar, savurduğu yalanlarla doludur...

Neler kaybettirmedi ki onlar bize?

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş, kendi ülküleri ve yemini uğruna bir toplumun geleceğini çaldı.

UBP, popülist, oy avcılığına yönelik politikalarla, aklın mantığın alamayacağı kıyaklar, icraatlarla bugün dahi tamir edilemeyecek “yaralar” açtı memlekete.

TKP, kendini yok olma noktasına getiren yanlışlar yaptı...

DP, kötü bir UBP kopyası olmaktan öteye geçemedi...

Ya CTP?

CTP’nin birinci “DP” ortaklığı hayal kırıklığı yaratmıştı yıllar önce...

Parti büyük darbe yemiş, kan kaybetmişti...

O zamanlar “hükümetin küçük ortağıydı”, “tecrübesizdi”, “eli kolu bağlıydı”, “DP iş yaptırmadı” denildi, yeni bir şans verilmeliydi...

Öyle de oldu, Kıbrıs sorununda bir çözüme varılmasında CTP’ye çok güvendi halk...

Referandum döneminde geniş kitlelerle iyi kaynaştı...

Çözüme ulaşılmadı ama CTP umut olmaya devam etti ve son seçimde de bunun ödülünü aldı...

“Kader işte!”, tanrı yine CTP’ye DP’li bir hükümet nasip etti.

Roller değişmişti, bu kez büyük ortak CTP, küçük ortak DP idi ama yine beklenen atılımlar, insanların yaşamını değiştirecek reformlar yoktu, aksine bir “uyumsuzluk” vardı hükümette.

Başta Kıbrıs sorununa bakış olmak üzere çelişkiler vardı; nikahı bozarken iki taraf da “iyi işler de yaptık” diyordu ama o iyi işlerle ilgili halk aynı şeyi düşünmüyor.

Vatandaşlar yapılanlarla ilgili “zaten yapılması gerekenleri yaptılar, hayatımızı değiştirecek ne yaptılar ki?” diye soruyor.

DP ile evliliklerde CTP, küçük ortakken de büyük ortakken de hep olumsuzlukların adresi gösterildi.

DP’li bakanların, bakanlıkların yaptığı hatalar da hep CTP’nin hanesine yazıldı.

CTP kurmayları, geçmişte eleştirdikleri bazı icraatların benzerini yaparak, hem rakiplerine koz verdi hem de halkın ona olan güvenini azalttı.

Zaten insanlar politikacılara dudak bükerek bakıyordu, şimdi onların karşısına “bir genel sekreter partisine nasıl kazık atar” filmi vizyona konuldu.

Ve CTP kurmayları “öyle değil, biz kurdurmadık, nasıl olsa bozulacaktı, bir sürecin finaliydi” dese de kimseyi inandıramıyor. Dıştan görüntü o imajı veriyor.

Bir kere tüm toplumun eleştirdiği bu insanların “avukatı gibi davranmak” bile CTP ile ilgili kuşkuları en üst düzeye taşıyor.

Politikacılara karşı halkın güven bunalımından CTP de payını fazlasıyla almıştır.

Şimdi yeni hükümetin tüm sorumluluğu CTP’dedir...

Bu kez gerçekten de CTP’dedir...

ÖP’lilerin yaptıkları ÖP’lilerden sorulmayacaktır, çünkü onların doğuşundan da CTP sorumlu tutulmaktadır, çocuğun yaptığı çocuktan değil onu dünyaya getiren anasından sorulmaktadır.

O nedenle artık CTP’nin “ortağımız ayak bağı oluyor” gerekçesine kimse inanmayacaktır.

Bakalım CTP’nin bu kumarı kazançla sonuçlanabilecek midir?

**********

GALİBA BEN HEM MUHAFAZAKARIM, HEM DE POLİTİKADAN ANLAMIYORUM!

Bir telefon bağladılar önceki gece...

“Aliciğim” dedi bana, iyi tanıyordu beni, konuşmasından belliydi ama ismini söylemedi.

Sesi çok tanıdıktı ama bir türlü çıkaramadım.

Geçen haftaki yeni oluşumla ilgili yazımı beğenmemiş; “Sen galiba bu genç yaşına rağmen hem muhafazakarsın hem de politikadan anlamıyorsun” dedi.

(Bana “genç” demesi hoşuma gitti, 38 yaşındayım ve beni genç olarak görmesi güzel.)

“Muhafazakarlığın yaşla ilgisi yok, muhafazakar, muhafazakardır” dedim hiç düşünmeden ama aklım bu “muhafazakarlık” işine takıldı...

Adam motor gibi konuşmaya devam ederken ben düşünceye daldım, gerçekten muhafazakar mıyım diye?

1988’den beridir aynı berbere gidiyorum, sürekli aynı marketten alışveriş yapıyor, arabama aynı benzinciden mazot koyuyorum...

Arabamı işyerinde sürekli aynı yere park ediyor, öğle tatilini herkes gibi 13.00- 14.00 saatleri arasında değil sürekli 13.30- 14.45 saatleri arası yapıyorum, öğle yemeğine hep geç kalıyorum, ayrılırken Başaran Bey’e her gün aynı sözü; “Gidiyorum da geleyim” diyorum, işten ayrılırken mutlaka her gün masamdaki kırılabilecek eşyaları dolaba kilitliyorum, işe mutlaka sırt çantam ve evrak çantamla gelir, saat kaç olursa onlarla ayrılırım...

Altı yıldır evliyim, sürekli eşime “Yakında eve erken geleceğim” diyorum ama bir türlü beceremedim.

Etrafımdaki tüm insanların zorlamasına rağmen bir türlü geniş yürekliliğimden (halk ağzıyla ağır canlı) kurtulamıyorum...

Aman tanrım, adamla konuşurken aklıma geldi, evlendiğimizden beri eşime hep “canım” diye hitap ederim de bir gün bile “hayatım” demedim...

Yok yok ben galiba muhafazakarım...

Sonra aklıma geldi, yok canım, daktilodan bilgisayara terfi ettik ya, üstelik daha da ileri gittik dizüstü bilgisayara kavuştuk...

Hem haber müdürü olunca kot pantolon ile kazağa veda edip, gömlek ve kumaş pantolona döndük...

VHS video oynatıcıdan, DVD’ye terfi edişim de var...

O kadar da muhafazakar değilim galiba, ne dersiniz?

Ben bunları düşünürken telefondaki adam da CTP’nin neden bu oluşumla bu kadar süratli işbirliğine gitmesi gerektiğini anlatıyordu.

Uzun uzun dinledim, anlattıklarının bir mantığı vardı kuşkusuz...

Fazla diretmedim, benzer şeyleri başka arkadaşlardan da dinlemiştim zaten.

Cevabım şu oldu ona; “Eğer benim bildiğim, bana öğretilen CTP kültürüne saplanıp kalmış, bugün yapılanları anlamakta zorlanıyorsam, ki zorlanıyor, kabullenemiyorum, o zaman ben muhafazakarım.”

Diğer partiler o kadar yaptı da bunun çok daha azını yapan CTP’ye itiraz ettiğim için gündemi, gelişmeleri özümseyemiyor, yeniliğe açık biri olamıyorsam, kabulümdür ben geri kafalı olayım...

Eğer ki politika son günlerde yaşananlarsa kabulümdür, ben politikadan anlamayayım...

Şu partiden ayrılma yöntemi, karşılıklı suçlamalar, hakaretler, belden aşağı vurmalar politikaysa, evet ben bu politikadan anlamıyorum ve anlamak da istemiyorum...

 

***********

HERKES BİR BİRİNİ KIRIYOR!

İnsanlar genellikle öfkelenince karşısındakinin zayıf (ya da zayıf olduğunu sandığı) noktasına vurur.

İçinde tuttuğu bastırılmış kinini ortaya çıkarır.

Yeni partinin oluşumuyla ilgili süreç erken biter inşallah.

Çünkü eski defterler karıştırılmakta, olmadık şeyler ortaya çıkarılmakta, bir süre önce omuz omuza olan dostlar, yoldaşlar bir birini kırmaktadır.

Televizyonda öyle şeyler söylenmekte, gazetelerde öyle şeyler yazılmaktadır ki tüylerim diken diken oluyor.

Kendini haklı çıkarma uğruna bu kadar kötü söze, yazıya gerek var mı acaba?

   6475 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?