|
Finlandiya’nın önerileri ile birlikte devlet ve hükümet yetkililerimiz ile sivil toplum örgütleri bir şarkının nakaratını seslendiren koro gibi aynı şeyi söylüyor: “bu öneri Türkiye için, Türkiye’yi badirenden kurtarmak için hazırlandı.”
Ne zannettiydiniz yani?
Kimin için hazırlanacağınızı sanmıştınız?
Bugüne kadar hep böyle olmadı mı?
Ve bundan sonra da böyle olmayacak mı?
Kıbrıslı Türklerin menfaatlerinin öne çıkacağını mı sandınız?
Annan planı sürecinde Türkiye hükümetinin politika değişikliği de Türkiye’nin menfaati gereği değil miydi?
Türkiye’nin AB uğruna, hamasetten, katı milliyetçi bakıştan kurtulup, yumuşaması nedeniyle ümitlenmemiş miydik?
Bir çözüm olacaksa, bunun yine Türkiye’nin “elde edecekleri” çerçevesinde bulunacak bir formülle olacağını söylemek için kahin mi olmak gerekir?
Türkiye, AB hedefinden bir şaşsa Kıbrıs’la ilgili politikanın gerisin geriye o eski katı çizgiye dönmeyeceğini kim iddia edebilir?
Tamam, Finlandiya önerileri öncelikle Türkiye’nin önündeki engeli kaldırmak içindir, Kıbrıs’ta bütünlüklü bir çözümün çaresi değildir ama biz de her şeye öyle gözü kapalı “hayır” demekten vazgeçelim artık.
İnceleyelim, bir yerden başlamanın formülünü bulalım, elde ettiklerimizin devamının garantisini almaya çalışalım...
Türkiye hükümeti, Kıbrıslı Türk yetkililer kadar soğuk değil önerilere.
Türkiye’de yetkililerden önerilerle ilgili olumsuz bir söz duydunuz mu?
Temkinli konuşuyorlar, sürekli “inceliyoruz” diyorlar.
Geçen hafta Türkiye’ye giden Almanya Başbakanı Merkel’in “Türkiye, önerileri olumlu buldu” şeklindeki sözleri beyhude söylenmiş sözler değil, öyle bir ışık almasa bu sözleri söylemezdi.
Ne olacaksa, Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda olacak, Türkiye bir şey koparmadan burada hiçbir adım atılmayacak.
Bu kadar basit, boşuna ağzımızı yormayalım!
********
“DEMOKRASİNİN DOĞUM YERİNDE!” ÖRÜMCEK
KAFALI PARLAMENTERLERİN MARİFETİ
Ermenilere, Türkler tarafından soykırım uygulandı mı uygulanmadı mı tartışmalarına girecek değilim...
Bu konuda da görüşlerim var tabii ki, bir hayli kaynak okudum...
“Var” diyenleri de okudum, tartışma programlarında dinledim, aynı şekilde “yok” diyenleri de...
O ayrı bir yazı konusu olur, onu sonra tartışırız...
Esas şok edici olan; kimilerine göre “uygarlığın beşiği!”, “demokrasinin doğum yeri”, “özgürlüklerin öncüsü” diye bilinen Fransa’da parlamentonun Ermeni soykırımı iddialarının reddini suç sayan teklifi kabul etmesidir...
Ne acı, “özgürlük”, “eşitlik”, “kardeşlik” gibi kavramlar, 1789 yılında gerçekleşen “Fransız Devrimi”nden sonra yayınlanan “İnsan Hakları Bildirgesi”nde gerçek yerini almıştı...
İnsanı insan yapan en büyük değerlerden biridir “düşünebilmek”.
Bu nedenle, “özgürce düşünme hakkı”, yaşama hakkından sonra gelen en önemli haklardan biridir.
Ve Fransız parlamentosu, “böyle düşünürsen seni cezalandırırım” diye bir yasa çıkarmak istiyor.
Emperyalist Fransa’nın, kendini beğenmiş burjuva parlamenterlerinin, doğrusu bu kadar ileri gideceğini düşünmemiştim, en azından uluslararası alanda ayıplanmama adına...
Belki genelleme yapmak, tüm Fransızları aynı kefeye koymak doğru bir yaklaşım olmaz ama onlar dünyanın “en kendini beğenmiş halkı” işte, bu yönleriyle meşhurdurlar...
Ve önyargılarımızla tüm Fransızları aynı kefeye koymasak da bu parlamentodaki tipler, atalarının kötü huylarını almışlar; kendini beğenmişlik, damarlarında dolaşıp akıllarını alan ırkçı, işkenceci, sömürgeci zihniyet onlara böyle bir karar aldırtıvermiş.
“Demokrasinin doğum yeri”, “uygarlığın beşiği” gibi ifadeleri zaten hiçbir zaman Fransızlara yakıştırmadım...
Fransa, sömürgesi Cezayir’deki ulusal kurtuluş savaşını bastırmak için her türlü vahşiliği yapmıştı, emperyalist işgalciliğin bağnazlığı, işkencesi ve ırkçı vahşetini Cezayirlilerin üzerinde uygulamışlardı...
Fransız gazeteci Henri Alleg’in hem Evrensel Yayınları’ndan hem de Belge Yayınları’ndan çıkan “Sorgu- La Question” adlı kitabını bilmem okudunuz mu?
Okumanızı tavsiye ederim, çünkü okurken kanınız donacak.
O özgür Fransa’da yasaklanan “Sorgu” (yıllar sonra serbest bırakıldı), Cezayir’deki Fransız işkencesini, sömürgeci vahşeti teşhir ediyor.
Fransızların yaptıkları Cezayir’le de sınırlı değildir, emperyalizmin arsızlığıyla Afrika’ya kadar şerri dokunmuştur.
Fas ve Tunus da onlardan çok çekmiştir...
Şimdi bunları yazmak, eski defterleri karıştırarak hatırlatmak ne kadar doğru olur bilmiyorum ama kendi atalarının yarattığı utanç tablosunu görmezden gelip, başka ülkede olduğunu iddia ettiği soykırımla ilgili, kendi ülkesinde inat uğruna bir şeyler çıkarmaya çalışan bu parlamenterler çok daha büyük bir utanca imza atmıştır...
Şimdi bu tasarı yasalaşır ya da yasalaşamaz (büyük bir ihtimalle bunca tepkiden sonra yasallaşmaz), Fransız parlamenterler bir utanca imza atmıştır, eski defterleri karıştırırken içinde bulunduğumuz yüzyıla yakışmayan, insan haklarına aykırı bir teklife onay vermiştir.
Avrupa Birliği’ne alacakları ülkelerden yasalarında reform isteyen “uygar” Avrupalıların kendi çıkarları çerçevesinde ne kadar örümcek kafalı olduklarının bir kanıtıdır bu.
Avrupa Birliği’ne pek sıcak bakan birisi değilim ben...
İnsanların mutluluğu için getirdiklerini iddia ettikleri standartlar, toplumları her zaman mutlu etmemiştir, bilakis mağdur ettiği de olmuştur, standartlar yoksulları zengin edememiş, bilakis daha cebinden çalınmıştır...
Avrupa Birliği, hiç olmazsa Kıbrıs sorununun çözümüne katkı koyabilir mi diye düşündük, bekledik, azacık sempatimiz ondandı, yoksa Avrupa Birliği; emperyalizmin maske takmış, kendini gizlemiş, yöntem değiştirmiş halinden başka bir şey değildir.
İşte böyle, bazen onları şeytan da dürter ve Fransa’da olduğu gibi maskeleri düşer!
Aksini düşünüyorsanız, “demokrasinin doğum yerinde!”, insan haklarına aykırı bir tasarıya onay verilmesini siz nasıl yorumlarsınız?
***********
EŞCİNSELLERLE İLGİLİ HABER
İsmini açıklamak istemeyen telefondaki adam, gazetemizde eşcinselleri ilgilendiren bir haber yaptığımızdan dolayı bizi tebrik ettikten sonra; “yalnız söylemeliyim, bir şeye çok üzüldüm” dedi.
“Cinsel eğilimle ilgili ayrımcı yasalar tadil ediliyor” başlıklı haberin, doğrusu hangi tarafının okuyucumuzu üzdüğünü merak etmiştim.
Adam şikayetini şöyle anlattı:
“Haber güzel ama eşcinselliğin ülkemizde tabu olduğu, muhabirin habere ismini yazmaya çekinmesinden belli. Bu kadar araştırmayı yapan, böylesine geniş kapsamlı bir haber ortaya çıkaran arkadaş neden ismini yazmaz, tabii ki toplum baskısından korktuğu için. Eminim haberi yazan bir erkekti, çünkü bir erkek böyle bir habere ismini koyamaz...”
Telefondaki adama, haberde isim olmamasının tamamen bir unutkanlık, ya da ne bileyim bir ihmalkarlıktan kaynaklandığını anlattım.
Evet, kesinlikle korkudan değildi ismin yer almaması, üstelik haberi yapan bir erkek değil, bayan arkadaşımız Anıl Işık idi...
Anıl Işık, gerçekten de çok uğraştı bu haberle, bilgilere ulaştı, tüm kesimlerle görüştü, ortaya güzel bir haber çıkardı.
İsminin olmamasının yanlış anlamlar çıkarmasından dolayı da üzüldü...
Üzüntü verici bir başka olay ise bir köşe yazarının, sırf hükümeti ve başka bir köşe yazarını eleştirecek diye yasal düzenleme girişimine “ibnelik yasası” diye yakıştırma yapmasıydı...
Haberin bir amacı da “cinsel ayrımcılığın” kişiler üzerinde yarattığı baskı, neden olduğu etkilerle ilgili toplumun dikkatini çekmekti.
Anıl’ın ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı, aynı zamanda bir hukukçu olan köşe yazarı bile kendisi gibi olmayanı, küçümsemekten, küfür aracı olarak kullanmaktan çekinmemiş...
O ve onun gibi dalgasını geçenler, başkalarının vücudunda zannettikleri bozukluğun aslında kendi beyinlerinde olduğunu bir anlayabilseler, bu hoşgörüsüz ortam olmayacaktı!
*************
YENİ KIBRISLI!
İngiliz “Times” gazetesinin üç gün önceki haberi Kıbrıs’la ilgiliydi ama bu kez Kıbrıs sorunu değildi konu.
Times’e göre, Kıbrıs’ta “Muscypriacus” adlı yeni bir fare türü bulunmuş.
Farecik güneyde mi kuzeyde mi bulundu belirtilmemiş ama fare bu, sınır dinlemez her iki tarafa da geçer...
Fareyi keşfedenler bir de Kıbrıslı Türkleri keşfetseler fena olmayacak.
Zaten çözümsüzlük sürerse, Kuzey Kıbrıs’ta, Kıbrıslı olarak bu farecik kalacak, onu da zehirleyip tüketmezlerse...
|