MARKAJ 14/12/2003

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   14 Aralık 2003, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

 

Acaba... Önemli şahsiyetten mesaj!

Önemli bir şahsiyetten telefonuma mesaj geldi, çok sevindim! İlk kez bu kadar önemli şahsiyetten mesaj almıştım... Daha mesajı okumadan eşim aradı, sonra akrabalarım, sonra arkadaşlarım, sonra daha uzaktaki arkadaşlarım, daha sonra okurlarımız... Bana özgü değilmiş, herkese gitmiş bu mesaj... Ben de kendimi önemli biri sanmıştım... Mesajımı silmedim, silmeyeceğim, bu önemli şahsiyet tenezzül etmiş de göndermiş siler miyim hiç!!!

Diyorum...

************************************************************************************

ARADA

Güz güneşi benzeşiyor bahar güneşiyle

Biri kışa girerken biri kıştan çıkarken

Biri yeni bir aşk öncesinde bir kederden sonra

Biri biten bir aşktan sonra kedere girerken

Ataol BEHRAMOĞLU

*****************************************************************

Siz en iyisini bilirsiniz!

Seçim yasakları var, mecburen bugün "politika" yazmadık...

Yazacak, eleştirilecek o kadar çok şey var ki, yazabilsek sayfalar dolar!

Orijinal konular, tam da bize özgü, ilginç mi ilginç!!

Fazla söze gerek yok, günlerce yazdık, yazdık, yazdık...

Biz burada yazmasak da eski sayfaları hatırladığınızda neler düşündüğümüzü, neler yazmak istediğimizi tahmin edebilirsiniz...

Bugün seçim...

Bugün seçmenin günü...

Günlerce adayları dinledik, şimdi sıra bizde...

Şimdi güç bizde!

Beş yılda bir elimize geçen bir güç, tabii ki en iyi şekilde kullanacağız, kullanacaksınız!

Oraya ver, buraya ver demeye gerek yok ki!

Siz en iyisini bilirsiniz, en iyisini yaparsınız...

Dün sayfayı yaparken çok zorlandım, insan eleştiremeyince, gördüğü aksaklıkları yazamayınca, politikaya bulaşamayınca ne kadar çok zorlanıyor...

İnsan eleştiremeyince "kabız" durumda kalıyor, tanrım ne kötü bir durum!ü

Ne yazacağım diye dört döndüm, arşivleri karıştırdım, internetten gelen "hafif" yazıları taradım.

Bir şekilde sayfayı kapatacaktık!

Sayfayı hazırlarken politikacılara, yöneticilere ne kadar muhtaç olduğumu fark ettim!

 

Seçim...

14 Aralık 2003...

Seçim tarihi açıklandığında "daha çok uzak" demiştik...

Ama işte o gün de çattı geldi...

Sonucu merakla bekliyorum, çok heyecanlıyım!

İnsan hep "ilklerde" heyecanlanır değil mi?

Evlendiğim günkü kadar...

Oğlum Umut'un doğum anındaki kadar...

Askerden terhis olduğum gün kadar...

Meslekte ilk maaşımı aldığım gün kadar heyecanlıyım!

Sanki sabah olmayacak, sanki oy verme işlemi başlamayacak, sanki o sandıklar hiç açılmayacak gibi değil mi?

Dedim ya; siz en iyisini bilirsiniz ve sizin oylarınızla ortaya çıkacak olan sonuç ülkemize hayırlı uğurlu olsun...

*************************************************************************************

Öpüşmek ne güzel

(Aşağıdaki yazı 1994 yılında yazılmıştır)

Sakin, sessiz bir gece, hafifçe uzanıyorum beyaz kum tanelerinin üzerine, ileride insanlar büyük bir ateş yakmış ve etrafında dans ediyorlar. Ya da kimse yok görülen...

Belirsiz esen sıcak rüzgarlarla ve aşkın yarattığı yumuşaklıkla kıpırdanıyor dudaklarım kıvrımlarından yavaşça...

Yumuşak, siyah saçlarında dolaşıyor ellerim ve çekiyorum kendime doğru... Şimdi çok yakın... Artık gözleri ve iri, taze dudakları beynimi kaplıyor...

Ilıkça dokunuyor dudaklarımız birbirine ve ağzımızın içinde sıcaklık...

Sonra hiç unutmuyorum, dudaklarında şarabın ve kabuğuyla yenmiş limonun tadını...

Öpüşmek ne güzel...

Sevgilinin önce sıcak ve yumuşak soluğunu hissetmek, sonra da ıslak dudaklarını ağzının içine alıp öpmekten, dilinizle o dayanılmaz güzelliği keşfetmekten daha güzel ne olabilir?

Başka güzel şeyler de vardır mutlaka, ama öpüşmek, hele ilk öpüşse sevgiliyi dudaklarından, her düşünüldüğünde heyecanlandırır insanı. Çünkü, sevgiliye cinsel anlamda ilk temas dudaklarla gerçekleşir. Dudaklarına dokunduğu anda parmaklarınız, içinizin ürperdiğini görürsünüz ve elleriniz hafifçe terlemeye başlar...

Dudaklarını ilk defa öpüyorsanız eğer, bambaşka bir dünyaya girersiniz sıcak, heyecanlı, mutlu. Ve öpmeye başlarsınız, yavaşça kıyıyı yalayan denizin köpüğü gibi dudaklarını...

Sonra hızlanır bir kasırga olur dudaklarınız ve diliniz bu kasırgada bir yelkenli... O zaman istersiniz sevginizi tüm beyninizle, kalbinizle... Ve sımsıkı sarılırsınız...

Konuşurken sevgilinin en çok dudaklarına ve gözlerine bakarız. Çünkü, gözleriyle ulaşırsınız sevgilinize ve ilk arzularınız dudaklarında başlar sevgilinin...

İnsanın vazgeçemediği, vazgeçemeyeceği olaydır öpüşmek.

Öptüğünüz zaman sevgilinin kızıl çiçek gibi açılan ağzını, kalbiniz sonsuz bir güçle atmaya başlar geleceğe...

Yanaklarınızdan bir sıcaklık ve damarlarınızdan sıcak sıcak akar kan...

Öpüşürken gerçekten vermişseniz ağzınızı dudaklarına, çok uzaklara gidersiniz ya da çok yakındır yaşamak istedikleriniz...

Bazen bir deniz kıyısıdır sevgilinin ten kokulu soluğu... Bazen orman yeşili gözlerinin bitimindedir dudaklarının kıvrımı... Bazen bir ezgi, bir yürek atışı ve heyecandır, dilinin bitimindeki arzu...

Öpüşmek ne güzel...

*******************************************************************************

Ateş ve kül

Ateş çevik, kül duman.

Ateş kızgın, kül erinçli.

Ateş maymunsu, kül kedimsi.

Ateş daldan dala tırmanan, kül düşüp dağılan.

Ateş yükselen, kül yığılan.

Ateş parlak, kül mat.

Ateş bağıran, kül dilsiz.

Ateş sıcak, kül soğuk.

Ateş bulaşıcı, kül koruyucu.

Ateş kızıl, kül gri.

Ateş yenen, kül yenik.

Ateş sudayanan, kül kuruardıç.

Ateş korkan, kül dert yanan.

Ateş yürekli, kül bozgunda.

Ateş baskıya gelmeyen, kül süpürülebilen.

Ateş çocuksu, kül ağırbaşlı.

Ateş hayvan, kül maden.

Ateş öfkeli, kül yılgın.

Ateş yıkıcı, kül duvarcı.

Kızıl ateş ile gri kül her zaman yan yana: Doğanın sevgili sancaklarından biri.

FRANCIS PONGE (FRANSA)

*************************************************************************************

Aşıkken dost rolü yapmak

Hangimiz bize dost gözüyle bakanlara aşık olmadık ki? Ona açılmaktansa susup her derdini açabileceği bir dost rolünü üstlenmek zorunluluğu, buruk acıyla çöktü genzimize...

Erkeklerin sıklıkla karşılaştığı bu durum oldukça can sıkıcıdır. Deli gibi aşık olduğunuz kızın erkek arkadaşıyla yaşadığı sorunlara çözüm bulmak zorunda kaldığınız bile olur zaman zaman... Nasıl mı? Yine onu düşünmektesinizdir. Elinizde kalem, önünüzdeki kağıda saçma sapan bir şeyler çiziyorsunuzdur. Birden telefonunuz çalar. Evet bu odur; sevdiğiniz kız. Başlar anlatmaya... Yok aslında erkek arkadaşını çok seviyormuş ama o ona çok kötü davranıyormuş, onsuz yapamazmış...

Ağzından çıkan her sözcük yüreğinize bir mızrak gibi saplanır. Ne yapacaksınız, sonuna dek sabırla dinlersiniz. Ve ardından muhteşem bir soru patlatır; "Sen benim en iyi dostumsun, sence onunla ilişkimi düzeltmek için ne yapmalıyım?" Aşağıya tükürsen sakal, yukarıya tükürsen bıyık misali öylece kalakalırsınız...

Bir kafeteryada oturmaktasınız. Güncel geyiklerden bir demet ve "Bugün ne yapalım...?" türü muhabbetlerden sonra laf döner dolaşır arkadaşlığınıza gelir. O ne güzel arkadaşlıktır o... Dünyada bir eşi örneği yoktur. Kim demiştir bir kızla bir erkek arkadaş olamaz diye, "İşte biz varız ya" der!

Bu laftan sonra yapmacık yapmacık gülmekten başka ne yapılır ki?

Yine beraberce sakin sakin otururken kazayla bir şirinlik, bir espri, herhangi bir komiklik yapacak olursunuz. Birden size sevgisi kabarır, sarılır boynunuza, ya ucuzundan bir öpücük verir ve ekler, "Ne şekersin?" Evet şekersiniz de bu öpücük de oluyordur? Yoksa?... İster istemez yaptığı her hareket size umut verir. Hep sizi sevdiğine inandırmaya çalışırsınız kendinizi.

Olayın son aşaması, aynı zamanda en zor aşamasıdır. Açılma, içini dökme muhabbeti yani... Konuşmadan önce, ön hazırlıklar yaparsınız. "Lafa nasıl girmeli?", "Vereceği sert tepkileri nasıl karşılamalı?" türünden sorulara yanıt ararsınız. Artık her şey hazırdır. İş sadece konuşmaya kalmıştır.

"Bak, ben senden hoşlanıyorum galiba... Bu böyle olmayacak, sana açılma gereğini hissediyorum. Sanıyorum sana dürüst davranmakla en doğrusunu yapıyorum. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?..." Aradaki sessizlik uzun sürmez ve... "Saçmalama biz arkadaşız, ben seni o gözle görmüyorum..." gibisinden öldürücü yanıt.

Eğer şansınız varsa bu yanıt şöyle de olabilir; "Aman tanrım, neler duyuyorum, ben de yıllardır senden hoşlanıyorum..."

Lakin aldığınız cevap bu gibi bir şeyse, siz zaten bu yazıyı iç geçirerek okumuyorsunuz, hatta inatla mutlusunuz demektir.

Sıkı durun, bir tavsiye geliyor... Deli gibi sevdiğiniz kişi, size ısrarla arkadaşlık muamelesi yapıyorsa, yapılacak en akıl karı iş, bu ilişkiden biran evvel uzaklaşmak olacaktır.

Tamam, kabul ediyoruz. Bu sizi epeyce zorlar, çokça uykusuz gece geçirirsiniz, kötü kötü rüyalar görürsünüz ama inanın ruhsal sağlığınız için en hayırlısı kesinlikle bu olacaktır.

Sizin duygularınızı öğrendikten sonra karşınızdaki kişinin tutumunun da iyiden iyiye değişeceğini, aranıza koyacağınız mesafenin artacağını da hesaba katın, o zaman bize hak verirsiniz.

Böylesine tuhaf bir arkadaşlıkta başrol oynamak insana sadece acı verir.

 

Bugün Pazar

Bugün Pazar

Bugün beni ilk defa

güneşe çıkardılar.

Ve ben ömrümde ilk defa

Gökyüzünün bu kadar benden uzak,

Bu kadar mavi,

bu kadar geniş olduğuna,

Şaşarak kımıldamadan durdum.

Sonra saygıyla toprağa oturdum,

Dayadım sırtımı duvara.

Bu anda ne düşmek dalgalara,

Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.

Toprak, güneş ve ben bahtiyarım...

Nazım Hikmet

   6251 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?