MARKAJ 21/12/2003

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   21 Aralık 2003, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

***********************

Bir Ölünün Ağzından

Kabrime çiçek getirenlere gülerim;
Gafil kişilermiş şu insanlar vesselam;
Bilmezler ki bu kabirle yoktur alakam;
Ben o çiçeklerdeyim, ben o çiçeklerim.

Cahit Sıtkı Tarancı
**********************

Acaba...
Matematik kurallarını değiştirin!

Statükocular ve BRT'dekiler seçimin bittiğinin farkında değiller galiba! Söylemler aynen seçim zamanı gibi! Ortaya çıkan tabloyu dahi kabullenmek istemiyorlar... O kadar ki statükoculara karşı çözüm yanlılarının yüzde 51'lik galibiyetini dahi değişik formüllerle hesaplatıp, çürütmeye kalkışmaları tam bir komedi. Bunlar o kadar bir usulsüzlüğe alıştı ki %51'i, %49'dan daha düşük göstermek için matematik kurallarını bile değiştirirler! Ne de olsa son çırpınışları...

Diyorum...
***********************

Erdoğan, yüzde kaç "çözümcülerin", yüzde kaç "statükocuların" yanında?

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çelişkili açıklamalarına alıştık artık...

Göreve ilk geldiği zamanlarda, Kıbrıs konusu ve Cumhurbaşkanı Denktaş ile ilgili söyledikleri, geçmiş hükümetlerde yer alanların söylemlerine benzemiyordu...

Hatta Erdoğan'ın sözleri ve tavrı için "radikal" bile denebilirdi...

Yıllarca klasikleşmiş ama beş para etmeyen "sözler" ve "politikalar" gerçeği görebilen Kıbrıslı Türkleri umutsuzluğa sevk etmişti....

Bu bayat, çağdışı, şahin politikalar, Kıbrıs sorununu çözmek bir yana, geriye götürmüş, Türkiye'nin AB hedeflerini "imkansıza" çevirmişti...

Bu arada Kıbrıs Rum Yönetimi, hem "Kıbrıs sorununda" hem de "AB hedefinde" istediklerini almıştı...

Kıbrıslı Türklerse yerinde saymıştı!

Hatta bırakın yerinde saymayı her geçen daha kötüye gitmesine neden olmuştu!

AKP'nin hükümet programında yazılanlar da eski hükümetlerinkine benzemiyordu ama "iş pratiğe geldi mi herhalde aynı politikalar izlenir" diye düşünüyordu Kıbrıslı Türkler!

Ansızdan bir kahraman edasıyla Recep Tayyip Erdoğan ortaya çıktı!

Bugüne kadar hiç kimsenin söylemeye cesaret edemediği sözleri söyledi, Denktaş'a eleştiri getiren ilk hükümet yöneticisi oluverdi!

Bu çıkış "tamam bu kez çözecekler galiba" dedirtti birçok kişiye!

Ama bir bakıldı ki Erdoğan hem nala hem mıha vuruyor, en azından dışa verdiği görüntü buydu!

Bir açıklaması, "sorunu çözmeye kararlı yönetici" görüntüsü veriyor, ertesi günkü açıklaması "çözümsüzlüğü savunur" izlenimi yaratıyordu...

Hatta o kadar zigzag çizmeye başlamıştı ki aynı gün yaptığı açıklama içinde sarf ettiği sözler bile çelişkiler içeriyordu.

Aynı gün yaptığı açıklama içinde hem "çözüm yanlılarını" hem de "çözümsüzlüğü savunanları" memnun edecek ifadeler vardı.

Bu nedenle farklı tarafları temsil eden gazeteler, kendilerine yarayan sözleri alıp manşete çekiyordu.

Aynı gün birkaç gazete "çözüm yanlısı" sözlerini, birkaç gazete de "çözümsüzlük" tarafını manşet yapıyordu.

Bu da herhalde bizim ülkemize özgü tuhaf bir "gazetecilik tarzı" olsa gerek.

Ama ne yapsın insanlar, Erdoğan'ın "iki taraflı" açıklamaları buna neden oluyordu...

İlk zamanda Denktaş ve onun gibi düşünenler fena bozulmuştu Erdoğan'a...

Sonraları Erdoğan, onların hoşuna gidecek sözleri daha çok sarf ettiği için memnun mesuttular!

Her ne kadar da statükocuların hoşuna gidecek sözler söylese de Erdoğan'ın ta başından beri, statükocuları ve Denktaş'ı hedef alan sözleri daha ağırdı...

Hatta onlar böyle söylemlere alışık olmadıkları için Erdoğan'ın sözleri "yaralayıcı" idi...

Her ne kadar çelişkili konuşuyor ve özellikle dış politikada yanlışlar yapıyorsa da bir gerçek var ki Kıbrıs sorununu çözmek istiyor ve kim ne derse desin, Denktaş'tan memnun değil!

Bu işin Denktaş'la yürüyemeyeceğinin farkında!,

Farkında olduğu bir şey daha var; Denktaş'ın Türkiye'deki ağırlığı!

Bugüne kadar Türkiye halkı tarafından bir "ilah" gibi görülen, askerin, derin devletin de tuttuğu, arkasında olduğu bir Denktaş'ı kolay kolay saf dışı bırakamayacağının farkında!

Aslında yalpalaması, zigzag çizmesi bundandır.

Henüz bu işi kesip atacak kadar güçlü değildir, arada bir Denktaş'ın gönlüne şerbet vermesi, Denktaş ve yandaşlarını ürkütmemek içindir!

Ama zaman tükenmektedir ve Erdoğan Avrupa Birliği yolunda Denktaş'ın koca bir taş olduğunu en azından madyanın büyük bir bölümüne kabul ettirmiştir...

Ağır ağır o gücü kendinde görmeye başlamıştır!

Özbekistan'da bir hamle yapıp sonuçlarını izlemek istedi...

Denktaş'a "danışmanlarını değiştir" demesi aslında "sana söyleyeyim kızım, sen anla gelinim" misali bir mesajdır.

Bu sözün hedefi danışmanlar değildir.

Erdoğan da çok iyi bilmektedir ki Denktaş danışmanlarına danışmamaktadır!

Aslında bu sözler bizzat Denktaş'a ve onun ardındaki derin güçleredir.

Zaten Denktaş da mesajı aldı; "görüşmeciyi değiştirmek istiyorlarsa söylesinler atayayım, bakalım bizi nereye götürecek " deyiverdi!

Yani, Erdoğan'ın restine rest!

"Nereye götürecek" sözü de yerine gelecek adamın "iş bilmediği" manasında değil, aslında Erdoğan ve ekibine "doğru yolda değilsiniz" demek istiyor!

Denktaş birkaç gün içerisinde birkaç şok yaşadı...

Kuşkusuz seçimden çıkan meclis aritmetiğinin 25- 25 olması, en azından onu görüşmecilik görevinden almak için protokol yapan çözümü savunan partilerin planını bozdu.

Bu bakımdan Denktaş bir nebze rahatladı ama çözüm ve AB isteyen oyların daha fazla olması ve Erdoğan'ın son şok sözleri Denktaş'ı çok yaraladı...

Konuşurkenki yüz ifadelerine, mimiklerine bakın, ne kadar üzüntülü, ne kadar yıkılmış pozisyonda olduğunu anlarsınız!

Sözleri bile bir birine karışıyor ama o bildik saldırgan ve inadına "çözümsüzlük" tarafını da muhafaza ediyor....

Şimdi oyunu çok dikkatli oynamak gerekiyor; CTP-BG ve BDH Denktaş'ın bir oyununa gelmemek için çok dikkatli olmalıdır.

Ve Erdoğan, siz bu satırları okurken "aslında ben bunu böyle söylemek istememiştim" deyip, Denktaş'ı yine aslan kestirmez ve kararlılığını sürdürürse, çözüm için adım atılmış olacaktır...

Evet "adım", diyorum, tek bir adım bile görünmüyor şimdi!

Alabildiğine karışık ve belirsiz bir ortam var, o kadar karışık ki Weston'a bile "kafam karıştı" dedirtti...,

Sakın ola kimse Denktaş'ın bu kederli haline kanmasın, o çok ağır bir kalp ameliyatından bile aslanlar gibi kalkmış, tüm gücüyle "çözüme" direnmiştir...

"Seçim şoku" ile "Erdoğan'ın sataşmalarının" yarattığı stresi de atlatır, önemli olan onun karşısındakilerin sağlam durmasıdır, bilmem anlatabildim mi?

**********************************

Aşkın, ne kadar büyük olduğunu anlayıp, değerini bilen kimdir?

Bir zamanlar, bütün duygu ve kavramaların üzerinde yaşadığı bir ada varmış...

'Mutluluk', 'Üzüntü', 'Bilgi' ve tüm diğerleri...

"Aşk" da dahil.

Bir gün, adanın sulara gömülmekte olduğu haberi gelmiş.

Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.

'Aşk', adada en sona kalan duygu olmuş.

Çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.

Ada neredeyse batmak üzereyken, 'Aşk' başka çare olmadığı için yardım istemeye karar vermiş.

'Zenginlik', çok büyük bir teknenin içindeymiş...

"Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş 'Aşk'.

"Hayır" demiş 'Zenginlik'; "Alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer kalmadı."

'Aşk', çok güzel bir yelkenlinin içindeki 'Kibir'den yardım istemiş.

"Kibir, lütfen bana yardım et!"

"Sana yardım edemem 'Aşk'. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin.ü

'Üzüntü' yakınlardaymış ve 'Aşk' ona yönelmiş.

"Üzüntü, seninle geleyim."

"Off, Aşk... O kadar kötüyüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var" demiş 'Üzüntü'.

"Mutluluk da 'Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki 'Aşk'ın çağrısını duymamış bile.

'Aşk', bir ses duymuş:

"Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."

Seslenen, 'Aşk'tan daha yaşlıca biriymiş.

'Aşk' o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki kendini, onu yanına alanın kim olduğunu sormayı akıl edememiş.

Yeni bir kara parçasına vardıklarında, 'Aşk'a yardımcı olan, yoluna devam etmiş.

Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden 'Aşk, 'Bilgi'ye sormuş:

"Bana yardım eden kimdi?"

"O, 'Zaman' idi" diye cevap vermiş 'Bilgi'.

"Zaman mı? Neden bana yardım etti?"

'Bilgi' gülümsemiş:

"Çünkü sadece 'Zaman' senin ne kadar büyük olduğunu anlayıp değerini bilebilir

*********************************

Adı barış olacak

Yakında bir oğlum olacak
adını "Barış" koyacağım
Savaşın ortasındayken bile
yüzü hep gülecek yavrumun
Gülen fotoğraflarına bakacağım
Hasbelkader cephedeysem
Yaşama umudum olacak
benim gül yüzlü ciğerparem
Ya kızım mı olursa?
Ne fark eder ki?
Öğütledim hayat arkadaşıma
Adı yine "Barış" olacak

Özcan Günergök

**************************************

Umut bizi terk ettiğinde

Umut bizi terk ettiğinde
Kavlanır kanımız
Örter patikayı su birikintileri
Eşeler gecelerimizi bir çift açık göz
Umut bizi terk ettiğinde
İyilik kaçtığında bizden
Körleşir ağaç kabuğu gibi
Yüzlerimiz.

Andree Chedid

**********************************

   6110 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?