|
CMC KONUSUNDA UBP YETKİLİLERİNİN
SÖZ SÖYLEYECEK YÜZÜ MÜ VAR?
Muhalefet partileri elbette “muhalefet” yapacak, sorunları gündeme getirecek, zaten şu anda gerçek anlamda bir muhalefet olduğu da söylenemez.
Neden UBP gerçek anlamda muhalefet yapamıyor biliyor musunuz?
Çünkü bu ülkede ne kadar “yıkım”, ne kadar “skandal karar”, “skandal uygulama” varsa tümünün de altında UBP’nin imzası var.
UBP kurmayları hangi konuyu gündeme getirse, kendi dönemlerinde onun beş beteri vardı, ya da zaten o sorunların baş mimarı onlardı, o yüzden muhalefet edecek yüzü bulamıyorlar.
Şimdi yeni başkanlarının da gelişiyle kimlik değiştirmeye, sertleşmeye çalışıyorlar...
Gerçi bu sertlik de biraz yapay, kimseyi heyecanlandırmıyor, çünkü altı boş, inandırıcı değil...
İşte size bir örnek; UBP Lefkoşa milletvekili Şerife Ünverdi, geçtiğimiz günlerde “CMC ve kentleşme konusundaki ihmallerle” ilgili basın toplantısı yaptı.
Sayın Ünverdi, uzun uzun CMC’nin tarihçesini anlattı, yıllar itibarıyla neler olduğunu, bölge halkının nasıl etkilendiğini sıraladı, bu bölgedeki insanların yoğun olarak kanserden öldüğünü vurguladı.
Sayın milletvekili, CMC nedeniyle bölgede birçok insanın canının yandığını, bundan sonra da yanacağını söyledi.
Sağ olsun, verdiği tarihsel bilgi ve işaret ettiği durumlar gerçeklerdi.
Sözlerinin sonunda da tabii topu bugünkü hükümete atarak, sert eleştirilerde bulundu.
Sayın Ünverdi, CMC ile ilgili söz söyleyecek olan en son taraf UBP’dir.
İyi, hoş şeyler söylüyorsunuz da 20 yıl hükümette bulunan UBP, CMC için ne yaptı acaba söyler misiniz?
20 yıl boyunca ne önlem aldı, CMC’de şirkete ait büyük paralar eden hazır malzemeleri satmaktan, başkalarına peşkeş çekmekten başka?
Kanserden öldü dediğiniz insanlar, siz hükümetteyken can verdi Sayın Ünverdi, o zaman aklınız neredeydi?
Çok iyi hatırlıyorum, biz KIBRIS gazetesi olarak sayısız haber yaptık ve sizin hükümet olduğunuz dönemlerde ilgili bakanları oraya götüremedik, ısrarla gitmediler, ilgilenmediler, böyle bir sorunu yok saydılar.
Bir dönem bir Çevre Dairesi müdürü de günler sonra oraya gazetemizin ısrarıyla, lütfenle, ricayla gitti.
Hükümetiniz yetkilileri, yaptığımız haberleri, bölge insanının feryadını dikkate almadılar, göstermelik olarak gidip bir baktılar ve arkası da gelmedi.
Sizin hükümette olduğunuz dönemde birçok uluslararası şirket geldi size teklifte bulundu dikkate almadınız, CMC’nin temizliği için UNDP kaynak ayırdı onu da elinizin tersiyle ittiniz...
Neden?
Çünkü orayı yakın olduğunuz bir şirkete peşkeş çekecektiniz.
Öyle de yaptınız...
Hükümetinizin son günlerinde ciddi önlem almak yerine, koca CMC arazisini 40 küsur yıllığına bir özel şirkete kiralamak gibi bir skandala da imza attınız.
Böyle bir tedbir olabilir miydi, tabii ki olmazdı, zaten o şirket de hiçbir şey yapmadı, araziden çekilmek için tazminat hakkı elde etmek dışında...
Tabii bu konuda UBP kadar DP’nin de günahları var...
Eleştirin, eleştirin tabii ama dönüp bir de geriye bakın lütfen, kendi yarattığınız yıkımın, size ait olan bir skandalın faturasını da bugünkü hükümete ödettirmeye çalışmayın.
İster beğenin ister beğenmeyin ama bugünkü Çevre Bakanı, gelmiş geçmiş bakanlar içinde CMC’ye en çok ilgi gösteren bakan oldu.
İşi kolay değil, herkes aldı alacağını enkazı kaldırmak da ona kaldı, büyük paralara ihtiyacı var ama en azından ilgileniyor, bir eylem planı hazırlamış durumda.
Size ise susmak düşüyor, evet susmak, çünkü bu konuda söyleyecek sözünüz de yüzünüz de yok.
****************
BU KADAR BELEDİYE BU MEMLEKETE ÇOK
Belediyelerin katkı paylarıyla ilgili tartışmalar sürüyor.
Önce; “hükümet nüfusla oynayıp CTP’li belediyelerin nüfuslarını artırdı” denildi.
Sonra “de-jure nüfusa göre değil, de-facto nüfusa göre para verilsin” tavsiyelerinde bulunuldu.
Bazı belediye başkanları yasaya rağmen katkı paylarında oynamalar yapıldığını iddia etti.
Doğrusu, hükümetin tek tek belediyeleri ele alıp nüfuslarıyla oynadığına inanmıyorum ama zaten yukarıda işaret ettiğim tartışmalara da girecek değilim.
Şimdi ekranlara çıkıp feryat eden belediye başkanlarını dinliyorum ve de Çalışma Bakanı Sonay Adem’in belediyelerin borçlarıyla ilgili rakamlarına bakıyorum ve ortadaki kötü tabloyu görebiliyorum.
İşin gerçeği nedir biliyor musunuz?
Bu kadar belediye bu memlekete çok fazla.
Beş ilçedeki merkezi belediyelerle yönetilecek bir memlekete 28 belediye açarsanız olacağı budur.
Hatta daha iddialı bir şey söyleyeyim, Lefkoşa, Mağusa ve Girne belediyeleri bile yeterlidir bu memlekete.
Gereksiz yere birçok köyde belediye var.
Ondan sonra gelsin partizanca istihdamlar, şişirilsin kadrolar...
Belediyeler kapasitelerinin çok üzerinde personele sahip, halka hizmet vereceklerine, çalışanlarının maaşını toparlamakla meşguller.
Topladıkları parayı hizmete ayıracaklarına personel giderlerine aktarıyorlar.
Daha da kötüsü, çalıştırdıkları personelin özlük haklarına özen göstermiyorlar, belediyelerin yatırmadığı ihtiyat sandığı ve sosyal sigorta borcu toplam 11 milyon YTL’yi aştı.
Bu borcun 5 milyon YTL’si Lefke Belediyesi’ne ait...
Lefke Belediyesi, Nisan 1990’dan beri çalışanına ihtiyat sandığı yatırımı yapmıyormuş...
Üstelik belediyelerin ihtiyat sandığı ve sosyal sigorta borcu dışında, 8 milyon 896 YTL de devlete avans borcu varmış...
Nedir yani şimdi bu işler?
Böyle belediyecilik mi olur?
Hesapsız, kitapsız, itinasız...
Sen belediye hizmeti vermeden partizanca işler yap, çalışanını mağdur et, belediyeyi batır, ondan sonra da televizyonlara çıkıp ağla...
Herkes devlet katkısına güveniyor.
Hem nedir bu devlet katkısı, başka ülkelerde de böyle katkı alıyor mu belediyeler?
Belediyelere katkı, federasyonlara katkı, kulüplere katkı, ora katkı, bura katkı, devlete de Türkiye’den katkı, ne yani bu millet kendi ayakları üzerinde durmayacak mı?
Bu gidişle hayır.
Geçmişte Kalkınma Bankası’ndan bile belediyelere para aktarıldı.
Nedir yani ciddiyetsizlik, bu işlere dur deme zamanı geldi.
Azaltacaksın belediyeleri, ya da sıkı tedbirler alacaksın, personel istiflemesinler, partizanca işler yapmasınlar.
Ben her gün hükümetle muhalefetin belediye dalaşını dinlemek istemiyorum, hizmet istiyorum hizmet ama gerçek hizmet öyle vitrinlik işler değil...
******************
YİNE BİR SÜRE UZAK KALDIM SİZLERDEN
Yine uzak kaldım bir süre sizlerden...
Kaç haftadır sayfamı yapamadım...
Önce ameliyatım nedeniyle izinli olmam, ardından da yoğun bir iş temposu nedeniyle, oturup da yazdıklarımı sayfama yerleştiremedim.
Bir hayli yazı yazdım ama bir türlü onları destekleyecek diğer yazıları tamamlayamadım, yazdıklarım kaldı, güncelliğini yitirdi.
Ameliyatlı halimle yatakta yatırken Cumhurbaşkanı Talat’ın Dr. Küçük’ü anarken söylediği sözler ameliyatımı daha da acıttı.
Örnek mi?
“KKTC’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’nden daha meşru olduğunu” söylediği söz mesela...
İlla ki oraya çıktığınızda o sözleri söylemek mi gerekiyor?
Yine çalışmadığım günlerde Lillikas’ın Kıbrıslı Türkler için “azınlık” dediği yönündeki manipülasyona da çok bozuldum...
Denktaş döneminde olduğu gibi “yalan haber yayıp”, ardından da o yalan haber üzerine yorum yapmak ve herkesi de sövdürüp saydırmak, şovenizmi körüklemek, artık başvurulmaması gereken eskimiş, bayatlamış bir yöntem değil midir?
Bu tip manipülasyonlar iki toplum arasındaki ayrılığı, nefreti körüklüyor, barışı değil...
Bize hiçbir faydası yok...
*********************
BİRİ BİZİ GÖZETLESİN Mİ?
Kıbrıs’ta da “Biri Bizi Gözetliyor” programı yapılıyor.
Gerek var mıydı böyle bir programa?
Zaten şu küçücük adada 40 dervişiz bir birimizi bilmişiz misali kim kimin ne yaptığını bilmiyor mu?
Biz zaten bir birimizi gözetleyecek kadar yakınız bir birimize.
Kim kimi kolluyor, kim kimden para yiyor, kim kimin dayısıdır, kim karısını aldatıyor ya da kim kocasını, kim kaç para alıyor, kim kimin kuyusunu kazmaya çalışıyor?
Ne yani bunları bilmiyor musunuz?
Biliyorsunuz, biliyorsunuz, eh orijinali varken, bir eve kapananlarınkinin cazibesi nedir acaba?
|