Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Nev başkenti "Alev Alev" yaktı
Gazimağusa'da bu akşam Bonnie Tyler var
Futbolda alınan sonuçlar ve günün programı
Futbolcular istediğini aldı
Hasan Olgu ve Fırat Yalova'da

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

GAZETECİ, POLİTİKACI GİBİ DAVRANIRSA

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   12 Mart 2007, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Halbuki ne kadar da güzel başlamıştı her şey.

  Bir birlerine sevgi gösterileri, Kıbrıs’tan arkadaşların nasıl olduğunu sormalar, işle ilgili sohbetler ve Atina ile ilgili görüşler...

   İlk kez karşılaşanların, bir birlerini tanımaya yönelik samimi soruları...

   Gerçekten de Türkiye, Yunanistan, Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs’tan olmak üzere dört ayaklı konuşmacı ve izleyici grubu için tam da istendiği gibi dostça bir ortam vardı.

    “Atina Gazeteci Sempozyumu”ndan söz ediyorum.

    Amerikalı konuşmacıların, (ki onları organizatörün dolgu malzemesi olarak sayıyorum) Amerika’nın politikaları ile ilgili konuşmalarının ardından ilk sözü alan Türk ve Yunan konuşmacılar umut vericiydi.

    Sabah’tan Yavuz Baydar ile To Vima’dan Yiannis Pretenteris’in objektif konuşmalarını dinlediğimde, tamam dedim, bu konferansta herkes “gazeteci” gibi konuşacak.

    Öyle olmadı tabii ki...

    Daha doğrusu tüm taraflar objektifti de bir Kıbrıslı Rum konuşmacılar nedense politikacı gibi davranıyordu.

    Gazeteci değil de sanırsınız Papadopulos’un propaganda odasından fırlamış gibi...

    Kıbrıslı Rum gazeteciler Costas Yennaris ve Paris Potamitis, tam bir hayal kırıklığı idi...

   Costas Yennaris, Kıbrıs Türk toplumunun hassasiyetlerine, değerlerine zerre kadar saygı göstermeyen, konferans salonundaki meslektaşlarının tüm objektifliği ve barışçıl tutumunun inadına kışkırtıcı, Kıbrıs sorununu “Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinden ibaret” kabul eden, sorulan sorulara nezaketsiz cevaplar veren, küçümseyici, yukardan bakan bir tavır içindeydi...

   Kuşkusuz her şey güzel giderken ortalık birden gerildi.

   Bu gerginliğin birazcık yumuşaması için Yennaris’in biraz alttan alacağını, Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli gazetecilerin gönlünü alacağını tahmin ettim ama yanıldım.

   Milim geri adım atmadı Yennaris, kürsüde kaldığı sürece, o şahin bakışının altındaki küçümseyici tavırdan taviz vermedi, cevaplamakta zorlanacağı sorulara da cevap vermedi...

   Son gün bir başka Kıbrıslı Rum Paris Potamitis söz aldı.

   Dıştan bakıldığında son derece iyi niyetli, objektif biri imajı veren Potamitis, son derece de güzel bir girişle başladı.

    Nostaljik duygusal anılarını anlatarak başladığı konuşmasında Potamitis; “Kıbrıslı Rumlar, 40 bin Türk askeri ile yaşamak zorunda olan Kıbrıslı Türkleri anlamalı ve onları suçlamamalıdır” deyince, yeni bir Yennaris felaketi yaşamayacağımızı düşündüm.

    O kadar iyi başlayan Potamitis, daha sonra akıl almaz  sözler sarf etti.

    Potamitis, Kıbrıs sorununun 1974’ten sonra başladığını söyleyerek herkesi şaşırttı.

    1974 öncesi yaşanan süreci kabul etmemek bir gazeteciye yakışır mı?

    Potamitis’in kırdığı potlar bununla sınırlı değildi tabii ki; örneğin birçok Rum politikacının yaptığı gibi Güney Kıbrıs’taki devlet hastanelerinin, Rumlardan daha fazla Kıbrıslı Türklere hizmet ettiğini söyledi.

   Sağlıkla ilgili katkıları ikide birde Kıbrıslı Türklerin yüzüne vurma samimiyetsizliğinden bir türlü kurtulamadılar.

   Bu şekilde yaptığınız iyiliği ikide birde o kişinin yüzüne vurduğunuzda sizin iyi niyetinizden kuşku duyulur, demek ki bu bir hizmet değil, başka merkezlere mesaj niyetidir.  

   Hem “siz benim vatandaşımsınız, cumhuriyetin olanaklarından yararlanın” diyeceksin, hem de Kıbrıslı Rumlardan ayırıp, ötekileştirerek,  “siz daha çok hizmet alıyorsunuz” diyeceksiniz...

   Olmaz arkadaş, bu şekilde olmaz.

   Potamitis, bir de Kuzey Kıbrıs’ta düşünce ve konuşma özgürlüğünün olmadığını söyledi.

   Kuzey Kıbrıs’ta konuşma özgürlüğünün, fikir özgürlüğünün mükemmel olduğunu söyleyecek değilim ama Güney Kıbrıs’tan daha iyi olduğunu söyleyebilirim.

    Kıbrıslı Türk barışseverler doğru olmadığına inandıkları politikaların, doğru yolda olmadığına inandıkları politikacıların karşısına dikilmiştir, sözünü de sakınmamıştır, eylemini de yapmıştır ama ya Rumlar?

   Sen koca yolu kat edecek, Atina’ya gelecek ve Papadopulos politikalarını savunacaksın, sonra da Kıbrıslı Türklerin konuşma özgürlüğü yok diyeceksin.

   Halbuki diğer Kıbrıslılar; Hasan Hastürer ile Hasan Kahvecioğlu çok güzel konuşmalar yaptılar.

   Tarihsel süreci canlı örneklerle süsleyerek anlattılar ve hem Türk hem de Rum tarafındaki yanlışlara hiç taraf tutmadan açıklık getirdiler.

   Şahinleşmediler, karşı tarafın değerlerine saldırıda bulunmadılar, salondaki meslektaşlarını rencide etmediler...

   Paris Potamitis ile Hasan Kahvecioğlu’nun konusu “Kıbrıslının ‘Öteki’ Anlayışı” idi ki Kahvecioğlu, “ötekileştirmenin” acısını en fazla çeken tarafın Kıbrıslı Türkler olduğunu çok çarpıcı örneklerle açıkladı.

    Kahvecioğlu, Kıbrıslı Türklerin, hem Rumlar, hem Türkiye hem de Avrupa tarafından ötekileştirildiğini öyle çarpıcı örneklerle anlattı ki kimse itiraz edemedi.

    Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türklerin de kendileri kadar Kıbrıslı olduğunu kabul etmezse, eşit haklara sahip olduğumuzu kabullenmezse bu sorun nasıl çözülecek?

   Rumların bu küçümsemeleri, bu yukardan bakmaları; Kıbrıslı Türkleri birlikte yaşama isteğinden, çözüm çabalarından soğutuyor, işte kamuoyu yoklamaları ortada...

   Atina’dan daha güzel izlenimlerle gelmek isterdim ama Kıbrıslı Rum meslektaşlarımızla ilgili gerçek bu.

   Atina’da 10 kişilik Kıbrıslı Türk heyetindeki sağcısı- solcusu, Annan planını destekleyen- desteklemeyen tüm ekip çok sorumlu, ilkeli bir tavır sergiledi.

   Kuzey Kıbrıs ekibindeki herkes önce ve sadece gazeteci olduğunun farkındaydı ki buna göre tavır sergilediler,  bu da bizim adımıza sevindiriciydi.

 

 

***********

 

 

ŞAHİNLİĞE ŞAHİNLİKLE CEVAP VERMEK Mİ LAZIM?

 

  Lokmacı’da Türk tarafının duvarı yıkıp, köprüyü kaldırmasına bazı kesimlerden homurdanma gelmişti; “hep biz taviz veriyoruz” diye.

   Duvarı yıkıp, köprüyü kaldırmak bize bir şey kaybettirmezdi.

   Kaybettirmedi de...

   Bakın, Rumlar da yıktı duvarı.

   İyi niyetli olmanın, barışçıl olmanın zararı yoktur.

   İlla ki şahinliğe şahinlikle cevap vermekle kazançlı çıkmayız.

   Siz doğru olanı yapın, karşınızdaki direnemez.

   Türk tarafı doğru adımları atmaya devam etsin, karşılığını görür.

   Bu işler kavgayla, laf yetiştirmeyle olacak işler değil.

 

*************

 

TABİİ Kİ ANNE SEVGİSİ SORGULANAMAZ

 

  “Atina Gazeteci Sempozyumu”nda en güzel konuşmalarından birisini News Lab Başkanı ve yönetici direktörü, uzman Deborah Potter yaptı.

  Potter, gazetecilik mesleği ile ilgili çok çarpıcı tespitlerde bulundu. 

  Birçoğu gerçek hayatta uygulanması zor şeyler olsa da Potter’ın anlattıklarını beğenmemek elde değildi.

  Özellikle gazetecilik etiği ve gazetecinin topluma karşı sorumlulukları konusunda Potter’ın anlattıklarına kimsenin itirazı olmadı.

  Potter’ın konuşmasından büyük bir bölümü haber yaptım ve haber KIBRIS Gazetesi’nde, “Gazeteci annesinin seni seviyorum demesini bile sorgulamak zorundadır” başlığıyla çıktı.

   Çok sayıda mail ve telefon geldi, tam da 8 Mart Kadınlar Günü arifesinde nasıl olur da “anne sevgisi sorgulanır” şeklinde başlık attım diye.

    Bu şikayetler bana Galatasaray teknik direktörü Eric Gerets’in “İki köpek bir kemik için kapışırken, aradan başka bir köpek kemiği kapıp gidebilir” sözünü anımsattı.

    Gerets, bu sözlerle Fenerbahçe ile Galatasaray’ın zirve rekabetinden Beşiktaş’ın avantajlı çıkabileceğini vurgulamak istemişti.

   “Vay sen nasıl üç büyük takıma köpek dersin?”

    Bir zaman da Mircea Lucesku Beşiktaş’ı çalıştırırken, “Köpekler istiyor diye atlar ölmez” demişti, Beşiktaş’ın puan kaybetmesini isteyenler için.

   O zaman da yer yerinden oynamıştı.

   İki söz de iki teknik direktörün ülkesinde atasözüymüş...

   Atasözleri mecazi olur zaten, “sakla samanı gelir zamanı” ve “damlaya damlaya göl olur” sözünün altında nasıl ki bir şey aramıyorsak, yukarıda saydıklarımdan da aramamak lazım.

   Deborah Potter, “Gazeteci annesinin ‘seni seviyorum’ demesini bile sorgulamak zorundadır” sözünü kullandı, çünkü gazetecinin ne kadar titiz olması gerektiğini, sorumluluk taşıdığını, tartışma götürmez “anne sevgisi” ile anlatmak istedi.

   Yoksa tabii ki anne sevgisi sorgulanamaz, ne ben ne bir başkası anne sevgisini sorgulayabilir.

    Hayatta en yüce duygu “anne sevgisidir.”

   Atasözlerinin okunuş şeklindeki anlamları değil, ne kastedildiği, atasözü olarak taşıdığı anlam önemlidir.

   Yani haberin başlığına bu şekilde eleştiriler gelmesini yadırgadığımı söylemek istedim.

 

*************

   2108 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Temmuz 2008, Pazar   HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYUSUNU KAZIYOR
27 Haziran 2008, Cuma   BAKOYANNİ'NİN GÖZÜ
24 Haziran 2008, Salı   GECE KULÜBÜ VE KUMARHANE BASKINLARI
18 Haziran 2008, Çarşamba   MESLEK LİSELERİNDE SINIF GEÇME KOMEDİSİ
15 Haziran 2008, Pazar   Biz zamanında teknolojimizi geliştirseydik Rumun güç artırımından TV'lerimiz etkilenmezdi
08 Haziran 2008, Pazar   İKİ TOPLUMUN BAŞINA NE GELDİYSE İNGİLİZLERDEN GELMEDİ Mİ?
04 Haziran 2008, Çarşamba   GÜNEYDEKİ GIDA SKANDALINDAN DERS ÇIKARMALIYIZ
03 Haziran 2008, Salı   SİGARA YASAĞIYLA İLGİLİ YASA BAŞARILI OLAMAYACAK
01 Haziran 2008, Pazar   CEZAEVİNDEKİ ZANLIYI MAHKEMEYE GÖTÜRMEK İÇİN ŞİDDET KULLANILMALI MI?
31 Mayıs 2008, Cumartesi   POLİS DÖVER Mİ?



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

NÜFUS, ÇEVRE VE BİR HOŞGELDİN

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Denizden para değil cesaret kazandım...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(23)...

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

Laforizmalar

Bilbay Eminoğlu

"Ama dibelik ya beleşe verecek gızımı ...

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınlarının insan sağlığı üzerindeki...

Dr. Umut Altunç

Kıbrıs Güneşi, Ultraviyöle ve Bebekler

Aysu Basri

AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK

Sevilay SADIKOĞLU

Çocuğuma okul arıyorum...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Multipl Skleroz

Dr. İsmail KEMAL

G-8 zirvesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

II. Uluslararası Şiir Buluşması

Psikolog Ayla Kahraman

Psikososyal istismar

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Cildi koruyan gıdalar

Osman Ertuğ

Meselenin özü

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

KALİTELİ İNSAN AYRICALIĞI

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Kuraklık felaketi ve çözüm yolları

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital