Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Denizde facia
Girne'de 30 villalık site inşaatı durduruldu
Kıbrıs Türk devleti kesinlikle kurulacak
Lefkoşa-Güzelyurt Anayolu 2. Etap duble yolu hizmete açıldı
Güney'de AİHM şoku

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

KAPILARA STRATEJİK ANLAM YÜKLEMEYİP DE "TOPLUM YARARI" AÇISINDAN ELE ALSAK

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   18 Mart 2007, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Kapılar yine gündemde.

Kapıların açılmasının iki toplum açısından ne yararı olduğuna bakan yok aslında.

Her iki tarafta da kapılar, stratejik silaha dönüşmüş durumda.

Kapıları kullanarak tribüne oynamaya başladı liderler.

Önce Türk tarafı, Lokmacı ve Güzelyurt kapısı ile Rum tarafını sıkıştırdı, tek taraflı çalışmalarla karşı tarafı zorda bıraktı, dünya kamuoyuna "işte biz yapıyoruz ama onların niyeti yok" denildi.

Ben 2005’te duvarın yıkılmasını, son olarak da o meşhur, kadersiz köprünün kaldırılmasını onayladım.

Bazı çevreler duvar yıkmayı, köprü kaldırmayı "taviz verildi" diye niteledi.

Kimileri, Lokmacı’daki duvarın yıkılmasının Kıbrıslı Türklerin güvenliğini tehlikeye soktuğunu söyleyecek kadar uçtu.

Sanki güvenlik dört adımlık alandan ibaretmiş gibi.

Daha önce de dedim ya; sen doğru olanı yap, sen doğru adımı at, karşıdaki ne derse desin.

Sen doğruyu yaparsan onlar da ister istemez doğruya gelecek ama olur mu, demeç savaşı olmadan, karşılıklı suçlamalar, atışmalar olmadan tadı çıkar mı onlar için?

Rum yönetimi, dünya kamuoyundan, özellikle de AB’den gelen baskılarla Lokmacı duvarını yıktı.

Türk tarafı kendi duvarını yıkmayıp, köprüsünü kaldırmasaydı zor yıkardı Papadopulos o duvarı, çünkü hep gerekçesi olacaktı karşı taraftaki duvar ve köprü...

Özellikle de köprü...

Papadopulos için bulunmaz bir nimetti o köprü, aslında en çok da o istemiyordu kaldırılmasını ki gerekçe olarak sunsun.

Köprü de kaldırılınca oyuncağı elinden alınmış çocuğa döndü ve istemese de kendi tarafındaki duvarı yıktı.

Göreceksiniz Lokmacı kapısı da açılacak, duvarın yıkılacağına ihtimal vermeyenler, kapının açılışına da şaşacak...

Bizim taraftakiler işte bunu göremiyor, inatlaşmanın, zıtlaşmanın faydası yok.

Bakın şimdi Papadopulos’a, altta kalmamak için 8 geçiş açmaktan söz etmeye başladı.

Hiç de kullanışlı olmayan, en zor kapılardan biri; Yeşilırmak kapısını açmaya çalışıyorlar.

Bir zamanlar biz kapıları açmak iterken Rum yönetimi karşı çıkıyordu, şimdi tek taraflı onlar açıyor, topu Türk tarafına atmaya çalışıyorlar.

Bizimkiler boş durur mu, bizim yetkililer cevabı yapıştırıyor: "Fazla kapı açmak bölünmüşlüğü kalıcılaştırır."

Haydaaa...

Kapıların açılması niye bölünmüşlüğü kalıcılaştırsın?

Tamam, belki de Papadopulos’un böyle bir düşüncesi olabilir ama merak etmeyin, kapıların açılmasıyla çözüm çabaları oldubittiye getirilemez.

Zaten yakın zamanda çözüm bulunamayacağını şöyle ya da böyle kabul etmiyor muyuz?

Fazla seslendirilmese de bizi yönetenlerin konuşmaları, davranışları o mesajı vermiyor mu?

Bunu anlamak için müneccim mi olmak lazım.

Öyleyse fazla kapı açılmasından da korkmaya gerek yok.

Yine sırf inat olsun diye yanlış adımlar, yanlış düşünceler içerisine girmeyelim.

İki toplumun kapılardan geçişlerde rahatlayacağını, yığılma nedeniyle yaşanan eziyetin biteceğini düşünün, biraz insancıl bakın olaya, biraz hoşgörülü, biraz siyasetten uzak...

"Tamam be, hazırım" deyin, iki inatçı keçi oyununu oynamaktan vazgeçin, ya da Papadopulos’a o fırsatı vermeyin.

Bunu yapabileceğinizi zaman zaman kanıtladınız, yine yapın...

Şu anda görevde olanlar, Denktaş’tan daha farklı olduklarını, daha net bir şekilde ortaya koymalıdır, daha hoşgörülü olduklarını, kışkırtmalar karşısında şahinleşip de kontrolü kaybetmeyeceklerini göstermelidir.

Sabırlı olup, akıllı politikalarla, satranç oynarcasına hesaplı kitaplı davranmalıdır bizi yönetenler...

Yoksa öyle Denktaş’ın plansız programsız, züccaciye dükkanına giren fil misali, güneyle ilgili her konuya paldır küldür dalmasını, zehir zemberek demeçler vermesini, değişimi milim anlayamamasını, hoşgörülü bakamamasını, ne isterse olsun nor der peynir demez tavrını beğenmiş olsaydık onunla devam etmek isterdik.

Üç aşağı beş yukarı onun yaptıklarını yapacak birilerine neden ihtiyacımız olsun?

Bunu benim konumumda birinin söylemesinin kolay olduğunu, iş başında olanlar için ne gibi zorluklar bulunduğunu biliyorum tabii, ama işte o zorluklara rağmen fark yaratmak önemlidir.

 

*************

"ÖTEKİ"NE NE KADAR YAKINDAN BAKARSAN,

ONDA O KADAR KENDİNİ GÖRÜRSÜN

İki toplumlu etkinliklere karşı malum çevrelerin tepkisini anlıyorum da bu etkinliklere katılanlar arasında sırf iktidar partisi var diye barışsever insanların da eleştiri yapmasını kabullenemiyorum.

Mesela yıllardır "Rumlarla görüşmeyin, etkinliklere katılmayın" propagandası yapan eski Cumhurbaşkanı Denktaş’ı geçtiğimiz gün televizyonda izledim, yine esti yağdı, muhalefetini yaptı.

Onu anlayabiliyorum, bu saatten sonra Denktaş’ı değiştiremeyiz, adam inanmıyor böyle dostane şeylerin yararı olduğuna, sürekli atışmak, demeç savaşlarıyla yaşamak ona daha uygun.

Ya bazı barışsever dostlar, onlar da Slovak büyükelçinin önderliğindeki etkinlikleri beğenmedi.

Çözüme bu gibi etkinliklerin yararı olacağına inanmıyorlar.

Vekillerin futbol maçı yapması, öğrencilerin karşılıklı ziyaretlerle, okulları, hastaneleri ziyaret etmesi, resepsiyonlar, toplantılar elbette ki hemen barış getirecek şeyler değil.

Yani bunları hemen çözüm gelsin diye yapacak değil ki iki taraf.

Ne iki toplumlu etkinlikler ne de kapı açmak tek başına çözüm getirebilir.

Kimsenin böyle bir iddiası yok zaten.

Ama dostluk diye bir şey var, hoşgörü diye bir şey...

"Öteki" diye baktığınızı anlayabilmek, onun elini tutabilmek, onunla bir şeyleri paylaşabilmek, kendini onun yerine koyabilmek...

İşte bunları başarabiliriz bu iki toplumlu etkinliklerle belki...

(Yalnızca yapılması planlanan etkinliklerle ilgili değil söylediklerim, bundan önce yapılan, şu anda devam eden ve bundan sonra yapılacak tüm iki toplumlu etkinlikler içindir sözüm…)

Ünlü yazar Salman Rushdie son kitabı "Soytarı Şalimar" ile yine gündemde ve Milliyet gazetesinden Yasemin Çongar, ünlü yazarla bir röportaj yaptı.

Çok çarpıcı bir röportajdı.

Salman Rushdie’nün her cümlesi adeta bir ders gibiydi.

Ünlü yazar şunları söyledi: " ‘Öteki’ni görebilen milliyetçi olamaz... Duvarın ötesinde olmanın ne anlama geldiğini, ilk kez İngiltere’ye okumaya gittiğimde anlamıştım. ‘Öteki’ oluvermiştim. ‘Öteki’ne ne kadar yakından bakarsan, onda o kadar kendini görürsün. Irkçılık, milliyetçilik, ‘öteki’ne bakmayanları cezp ediyor. ‘Öteki’nde kendini görebilirsen milliyetçi olmazsın… Belki de asıl trajedimiz, sandığımızdan çok daha fazla birbirimize benzememizdir..."

Ne kadar güzel söyledi değil mi?

Sanki de bizim için söyledi.

O kadar sıcak, o kadar yakın buldum ki kendime bu sözleri, tekrar tekrar okudum röportajı...

‘Öteki’ni düşman bellememek, itmek, görmemek yerine, hoş görmeyi, sevmeyi, varlığını ‘öteki’yle birliktelik içinde anlamlandırmayı becerebilmek...

Yapamıyoruz işte bunu ve son derece masum, dostane etkinliklere bile katlanamıyoruz.

Peki eleştirenlere ben sorayım; ne zararı var "öteki" diye baktığınla dostane ilişkiler kurmanın?

Dostluk adına yapılan iki toplumlu etkinliklerin ne sakıncası var?

Okul kitaplarında, dini mekanlarda, gazete manşetlerinde bir birine karşı "şeytanlaştırılan" insanların yakından birbirine bakıp da ortada bir "şeytan", bir "goncoloz" bulunmadığını görmesinin yararı var bana göre...

Tabii ki bu etkinliklere katılanların da yürekten inanması lazım, tribünlere oynanarak yapılacak iki toplumlu etkinliklerin tabii ki yararı olamaz...

*********

RAHAT UYU "DOSTUM"

Telefonda önce bir sessizlik, ardından bir öksürük ve "dostum" sözü...

Daha konuşmadan anlardım onun olduğunu ve hemen "Buyur Ahmet Abi" diye cevap verirdim.

Önceki gün kaybettiğimiz Ahmet Karaman abimizden söz ediyorum.

KIBRIS gazetesine geldiğimde o da gazetenin Girne muhabiriydi.

Birlikte gittiğimiz birkaç haberde dostluğumuzu ilerlettik, sonra ben gece editörü oldum, bu kez de haberleriyle ilgili geceleri beni arar, konuşurduk.

Bir gün dizgiyi yapan bir arkadaş Ahmet abinin kağıda düştüğü notu da haberin sonuna eklemiş, "Filmler Kombos’tan aranacak" ifadesi gazetede çıkmıştı.

Nasıl da kızmıştı bu duruma, "dalga geçiyor bizimle adamlar burada, en çok da buna bozuluyorum" diyordu.

Onu sakinleştirmek için dakikalarca konuşmuştum...

Sıkı bir barışsever, sıkı bir demokrattı.

KIBRIS’tan ayrıldıktan sonra da beni arar, kafasının bozulduğu konularda uzun uzun sohbet ederdik.

"Dostum" sözünü çok kullanırdı ama ilişkilerde bu sözün hakkını veren "gerçek bir dost"tu.

Hani "iyi insan" deriz ya "iyi insandı" Ahmet abimiz.

Tutturduk bir iş temposu, son zamanlarında seni arayıp soramadık, bu bakımdan vicdan azabı çekiyorum.

Rahat uyu "Dostum", seni hiç unutmayacağız.

 

***************

HOŞ GELDİN TDP

BDH ile TKP’nin, "Toplumcu Demokrasi Partisi" adı altında birleşmesi olumlu bir gelişme ama biraz geç kalındı.

Keşke BDH, ilk oluşumuyla kalsa, parça parça olmasaydı.

Bu birleşme de iyi bir gelişme ama bu saatten sonra işleri kolay değil görev alacakların.

Halbuki BDH birkaç parçaya bölünmese, bugün mecliste bir değil dört-beş milletvekiliyle bulunsa, belki de Özgür Parti diye bir parti de olmayacaktı.

Hoş geldin TDP, memlekete hayırlı olsun...

   2010 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Temmuz 2008, Pazar   HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYUSUNU KAZIYOR
27 Haziran 2008, Cuma   BAKOYANNİ'NİN GÖZÜ
24 Haziran 2008, Salı   GECE KULÜBÜ VE KUMARHANE BASKINLARI
18 Haziran 2008, Çarşamba   MESLEK LİSELERİNDE SINIF GEÇME KOMEDİSİ
15 Haziran 2008, Pazar   Biz zamanında teknolojimizi geliştirseydik Rumun güç artırımından TV'lerimiz etkilenmezdi
08 Haziran 2008, Pazar   İKİ TOPLUMUN BAŞINA NE GELDİYSE İNGİLİZLERDEN GELMEDİ Mİ?
04 Haziran 2008, Çarşamba   GÜNEYDEKİ GIDA SKANDALINDAN DERS ÇIKARMALIYIZ
03 Haziran 2008, Salı   SİGARA YASAĞIYLA İLGİLİ YASA BAŞARILI OLAMAYACAK
01 Haziran 2008, Pazar   CEZAEVİNDEKİ ZANLIYI MAHKEMEYE GÖTÜRMEK İÇİN ŞİDDET KULLANILMALI MI?
31 Mayıs 2008, Cumartesi   POLİS DÖVER Mİ?


Yorum Sayısı:   1
  Münir Erer KORMAN         - Gazi Magosa 19 Mart 2007, Pazartesi 16:31 
Sevgili ali tüm yazılarını büyük bir dikkatle okuyorum, sein yazılarında "anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az " mantığıyla okuyorum ve seni takdir ediyorum ...tebrikler daü den arkadaşım tebrikler....


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2119 1.2203
1 STERLİN 2.4281 2.4462
1 EURO 1.9293 1.9429



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

KIBRIS'TA DARBEYİ KİM YAPACAKTI?

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Otuz dört sene yetmedi...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (25)

Akay Cemal

Erdoğan'ın ziyareti, "Türkiye olar...

Ahmet Tolgay

Laforizmalar

Bilbay Eminoğlu

1974'ten birkaç yaprak

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Cilt kanseri ve risk faktörleri

Dr. Umut Altunç

Plaj Çantanızda Bulunması Gereken 10 Şey

Aysu Basri

RESM-İ İŞKENCE

Sevilay SADIKOĞLU

Şiirlerle Büyüsün Çocuklar...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Kordon Kanı Bankacılığı: Gerçekten biyoloj...

Dr. İsmail KEMAL

Su, geleceğin en önemli sorunu

Emin AKKOR

Ahtapotun kollarından kurtuluş yok

Oğuz Metiner

Kıyamet ne zaman ve nasıl kopacak?

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

Döşünden Yaralı Dağlar

Beste SAKALLI

ALMANYA, ŞİİR VE YOLCULUKLAR

Psikolog Ayla Kahraman

Bir ilişkiyi korumak ve sürdürmek

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Sağlık için Güvenli gıdalar... ne zaman?

Osman Ertuğ

Ayrılma hakkı

Bener HAKERİ

NOTLAR Unutulanlar mı, bilinmeyenler mi?

Ata ATUN

İKİ ÇİPİL GÖZDEN ANILARIMDA KALAN

Mehmet RATİP

Olağanüstü hallerimiz

Dr. Orhan Aydeniz

Taş ocakları sorunu

Harid Fedai

Sünühât Gazetesi Yüksek Katına

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital