|
Korgeneral Kıvrıkoğlu ile Başbakan Soyer arasındaki gerginliği bir haftadır yazmayan kalmadı herhalde...
Ben de yazacağım.
Köşem haftalık ama bu konu varken başka bir şey yazamam...
Bir tarafta başbakanı haklı bulanlar, diğer tarafta komutanı haklı bulanlar...
Bazıları konuyu ele alırken, “birilerini” rahatsız etmeme gayreti içerisine girdi.
Komutanı, başbakandan daha güçlü görenler yağ yakma sevdasına tutuldu.
Kuyruklar oluşturdular komutanın kapısına...
Nasıl olsa Kuzey Kıbrıs, Türkiye’ye mecbur...
Hayati kararlar Türkiye’ye danışılmadan alınamadığına, Türkiye para göndermeden maaşlar ödenemediğine, yollar, barajlar, köprüler, önemli binalar yapılamadığına göre adamlar da Türkiye’nin güçlü bir temsilcisi olan komutandan yana oluyor tabiatıyla...
Türkiye’de en güçlü konumda Genel Kurmay olduğuna göre, onun temsilcisi Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı’na karşı söz söyleyebilirler mi?
Soyer’in gücü ne ki Kıvrıkoğlu’nunkinin yanında?
Halbuki Kıvrıkoğlu, yaşanan olayda haksız.
Kıvrıkoğlu, bir ülkenin başbakanını emir eriymişçesine azarlıyor, elini uzatmıyor ve ona “Türklüğünü ispatla” diyor.
Nereden bakarsanız bakın tam bir skandal.
Kıvrıkoğlu, bırakın Başbakan Soyer’i, sıradan sivil bir vatandaşı bile azarlama hakkına sahip değildir.
Kışladaki disiplin kurallarına laf söyleyemeyiz, o kendi içinde ayrı bir disiplindir, bize uymasa da, anlamakta zorluk çeksek de tüm mesleklere duyduğumuz saygı çerçevesinde askerlik mesleğine de saygı duyarız...
Ancak, askerler de sivil yaşama saygı duymalıdırlar...
Sayın komutan kusura bakmasın ama biz sivil yaşamda “askeri düzenle” yaşayamayız, o düzene uyamayız, kendimizi boğazı sıkılmış gibi hissederiz, bizim sivil yaşamdaki disiplin anlayışımız maalesef onlarınkine benzemiyor.
Niye korkuyor bazı kişiler söylemeye; Sayın komutan yanlış yapmıştır, hem de çok yanlış.
Onca insanın arasında bir ülkenin başbakanını azarlamıştır, sanki kışlada astını azarlar gibi.
Normal değildir yaptığı.
Hiçbir demokratik ülkede olmayacak bir eylemdir.
Aslında Kıvrıkoğlu, özelde Başbakan Soyer’e hakaret etmiş, azarlamış, aşağılamıştır ama bu aşağılama, onun nezdinde tüm topluma yapılmıştır.
Tüm topluma “ayağınızı denk alın” mesajı var burada...
Oradaki hareket Derviş Eroğlu’na, Tahsin Eruğruloğlu’na, Serdar Denktaş’a ya da Turgay Avcı’ya yapılsa da aynı tepkiyi verirdim.
Ama UBP yetkilileri maalesef bundan bile medet umup bayram ediyor, kendisinin de aşağılandığını göremeyecek kadar kör olmuşlar çünkü...
Komutan “Kanıtla Türklüğünü” diyor.
Nasıl kanıtlayacakmış Soyer Türklüğünü?
Kurultayda İstiklal Marşı okuyarak...
Şimdi o kurultayda İstiklal Marşı okunmadı diye oraya gidenlerin Türklüğü bozuldu mu?
Artık Türk sayılmıyor mu onlar?
Bir zamanların meşhur söylemi gibi “Rumcu” mu oldular?
365 gün olur olmaz her yerde İstiklal Marşı okuyanlar, okumayanlardan ya da bir şekilde okuyamayanlardan çok daha fazla mı Türktür?
Türkiye’de her lig maçında İstiklal Marşı okunuyor da lig maçlarında milli marşları çalınmayan İngilizler, Almanlar, İspanyollar, İtalyanlar kendi ülkelerini daha mı az severler, onlar daha az İngiliz, daha az Alman, daha az İspanyol mudurlar?
Türkiye’de milliyetçilik çok aşırı düzeyde yükseltilmektedir ki tehlikeli boyutlara ulaşıyor, maalesef Kıbrıs’a da yansımaları var.
Tabii ki başka yansımalar da var; örneğin AKP ile Genel Kurmay arasındaki soğukluk...
Kıbrıs’taki CTP’yi AKP’nin desteklediğini gören komutanlar, CTP’ye soğuk bakıyor ve Türkiye’deki kavgayı buralara taşıyarak, oralara mesaj veriyorlar.
Komutanın başbakana tavrı ve bu gibi üzücü olaylar ne ilktir ne de son olacaktır.
Maalesef Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkiler, hiçbir zaman normal iki devlet ilişkisi şeklinde olmadı.
Bir taraf hep el açan, yardım dileyen diğer taraf ise yardım eden ama sürekli azarlayan bunu diğerin in fitil fitil burnundan getiren pozisyonunda oldu.
Yıllarca UBP bu ülkeyi böyle yönetti; “Ver dağıtayım, ver seçim kazanayım, ver en iyi ben yağ yakayım, ver en iyi ben hakaret işitirim umurum değil...”
Yıllarca ne Türkiye’deki hükümetler, “aktarılan paralarla, yapılan yardımlarla kalıcı bir düzen, Türkiye’ye muhtaç olmayan bir sistemden” yana oldu ne de buradakiler.
Buradakiler Türkiye’ye muhtaç olacak, halk da hükümete, muhtaç düzeniyle seçimler kazanılacak, devletmiş, çözümmüş, kendi ayakları üzerinde durmakmış, onurlu bir düzenmiş, yok efendim öyle şeyler istemez ki onlar.
Bugün Tahsin Ertuğruloğlu’nun hakarete uğramış başbakanın yanında değil de komutanın yanında olması, dahası Soyer’i suçlaması ve bunu sürekli hale getirmesi, “Beni seçin ben daha iyi emir alırım, benim hakaret duymaktan da çekincem yoktur, parayı alır dağıtırım” mesajı vermekten başka bir şey değildir.
Seni burada korumaya gelen komutan adam yerine koymadıktan, KKTC denilen varlığın başbakanını tanımadıktan sonra, nasıl başka ülkelerin tanımasını beklersin ki?
Rumlar, keyiften dört köşe oldu, kıkır kıkır gülüyorlar halimize.
Aleyhimize yönelik mumla arayıp da bulamayacakları propaganda malzemesi verdi kendilerine Sayın Kıvrıkoğlu.
Dünya aleme rezil olduk yine...
Ve yine o Türklük meselesine dönelim isterseniz.
Nedense hep Kıbrıslı Türklerin, “Türklüğünden” şüphe edilir.
Kıbrıslı Türklere, İngiliz dönemi kafalarına vura vura “Türk değilsiniz” dediler.
Türklüğünü unutturmak için yapmadıkları baskı bırakmadılar, İngiliz marşını da okuttular okullarda ya da İngilizler için önemli günlerde ama başaramadılar.
Bu halk bugünlere lay lay lom gelmedi Sayın Kıvrıkoğlu, eğer bu halk, eğer mücahitler Ruma direnmeseydi, mücadele vermeseydi 1974’te Türkiye kurtaracak Kıbrıslı Türk bulamayacaktı bu topraklarda.
Bizim babalarımız, dedelerimiz, amcalarımız bu topraklarda 8 sene, 10 sene, 15 sene askerlik yaptı, en güzel çağlarını ellerinde silah, mevzilerde geçirdi hem de yokluklar içinde...
Birçoğumuzun akrabası şehit oldu, akrabası olmadıysa komşusu, arkadaşı oldu...
Bu ülkenin insanı Türklüğün de ne demek olduğunu bilir, şehide saygının da özgürlüğün de...
Bunları birilerinin hatırlatmasına hiç ama hiç gerek yoktur...
*****************
BU NE VAHŞET BÖYLE?
Günlerce aranan Beyarmdulu Mesut Kafkas’ın ölüsü bulundu.
Adamı iple boğmuşlar ve dönüp yakmışlar...
Ne vahşet ama?
Bunu yapan insan olamaz, insanlıktan nasibini almamış demektir.
Ne isterse olsun, insan bu kadar vahşileşebilir mi?
Bu ne biçim kinmiş, ne biçim öfkeymiş, bu ne biçim insanlıktır böyle.
Sırasında istemeden bir kediye tekme atarız da vicdanımız acır, görmeden bir böceği ezeriz de ah vah çekeriz ama adamlar bir insanı iple boğuyor ve çatır çatır yakıyor...
Pes doğrusu!
“Şiddet” gittikçe ülkemizde de yükseliyor, hatta endişe verici boyutlara ulaştı bile.
Diziler, sinema filmleri, bilgisayar oyunları, yazılı ve görsel medya, her taraf şiddet unsuru içeriyor, şiddetle beslenip bize sunuyorlar.
(Kafa kesmece ve adam ezmece bilgisayar oyunlarını gördüğümde kanım donmuştu)
Filmlerle, bilgisayar oyunlarıyla ve benzerleriyle bize sundukları, insanların yaşamdaki bazı davranışlarına emsal teşkil ediyor.
Silah ve adam öldürme o kadar kanıksandırıldı ki insanlar acıma duygusunu yitirdi.
Dizilerde, filmlerde eline silah alan; “pat pat pat” diye adam öldürüyor.
Tek kurşunda insanlar yere seriliyor.
Halbuki ölüm o kadar kolay değil ki.
Normalde vurulan bir insan hemen ölmez, can çekişir, tepinir, ağzından köpüler gelir, buna şahit olmak kaldırılacak, dayanılacak bir durum değil ama ya filmlerde?
Filmlerde maalesef ölüm olayı çok basite indirgeniyor ve insanlara kanıksandırılıyor.
Ağzında sigara, elinde tabanca katil tipler, dizilerde, filmlerde kahraman diye sunulursa ve insanlar da bunları taparcasına seyrederse tabii ki sonumuz hayırlı değil.
Her yanımız “şiddet” dolu.
Bunun sonucu olarak ülkemizde de “bize yanlış yaptı” dedikleri adamı filmleri aratmayacak bir vahşete başvurarak öldürdüler işte...
*******************
ÖZGÜR PARTİ YİNE SUSPUS!
Özgür Partili yetkililer yine suskun. Sayın Turgay Avcı, köprüyü yıkma tartışmalarında olduğu gibi yine suspus.
Sayın Avcı, UBP ile DP’nin sizi yok sayması gibi siz de bazı “gergin” konularda kendinizi yok mu sayıyorsunuz?
Konuşun bir şey söyleyin, eğer Kıvrıkoğlu’nu haklı görüyorsanız onu da söyleyin.
Sokaktaki Ahmet dayı bile TV’lere bağlanıp fikrini söylüyor…
Kendinizi yok sayamazsınız...
Varsınız işte varsınız, sizi görüyor ve takip ediyorum, öyleyse varsınız...
|