|
Kuzey Kıbrıs’ta son günlerdeki hamaset rüzgarı, kendilerine “milliyetçi cephe” diyen malum kesimin yükselttiği tansiyon, geçmişteki baskıcı dönemi anımsatıyor insana.
Son günlerde yaşadığımız olaylar, bir dönem UBP hükümetleri ile Denktaş’ın insanların üzerine kabus gibi çöktüğü, halkın “milliyetçiler” ve “Rumcular” diye ayrıldığı, solcuların, muhaliflerin öcü gibi sunulmaya çalışıldığı, hoşgörünün olmadığı, ilk gençlik yıllarımdaki dönemi anımsattı bana.
Zor günlerdi o günler, insanlar fikirlerini söylemeye korkar, tuttuğu partiyi seslendiremez, sol partilerin gazetelerini elinde taşıyamazdı.
Sol partilerin mitinglerinde görünmek, 1 Mayıslarda yürüyüşe katılmak bir insanın işinden atılması için gerekçeydi.
UBP’li olmayan, UBP’li dayısı bulunmayana yaşama hakkı yoktu.
Dönemin Türkiye hükümetlerinden, askerden güç alarak, bayrağı, şehitleri, İstiklal Marşı’nı kullanarak neler yapmadılar ki bu ülkede?
Halkımız unutkandır maalesef, bazı kişiler, son dönem hükümetleri için “UBP’yi aratmadılar” sözünü söylerken acaba bu zor günleri akıllarına getiriyorlar mı?
Ben de sıkça son dönem hükümetlerini eleştiriyorum ama kesinlikle “UBP’yi aratmadılar” sözünü kullanmıyorum, çünkü doğru değil.
Çünkü UBP ile Denktaş’ın bu ülkeye açtığı yaralar bugün dahi kapamış değil, yarattığı yıkımın etkileri, biraz da sonradan gelenlerin cesaretsizliği, reform yapamaması nedeniyle bugün dahi sürüyor.
Antidemokratik uygulamalar yine o dönemlerde zirvedeydi.
Doğruyu söyleyen, özgürce fikirlerini açıklayanlar “hain” damgası yiyordu.
Barıştan, çözümden, halkların kardeşliğinden söz etmek suçtu sanki, vatan hainliğiydi.
Zor günlerdi o günler, şehitleri, vatan sevgisini diline dolayanlar, bir taraftan halkını baskı altına alırken, diğer taraftan da akıl almaz icraatlarla ülkeyi içinden çıkılmayacak bir kaosa, yıkıma sürüklüyordu.
Ülkenin tanınmamışlığını bir avantaja dönüştürmüşlerdi adeta.
Günümüzde de benzeri bir hoşgörüsüz ortam var.
Lokmacı’daki köprünün yıkılması ile başlayan asker- sivil gerginliği, CTP kurultayında İstiklal Marşı’nın çalınmaması gerekçesiyle daha da tırmandı, Atatürk posterleri gündeme geldi, bayrak fetişizmi hortladı, tarih kitapları ısrarla tartışma konusu yapıldı, “Duvarımız” adlı belgeselin BRT’de gösterilmesiyle de gerilim doruğa tırmandı...
Marşlar, bayraklar, şehitler ülkenin gündemine yerleşti.
Demokratik eleştiriler olsa neyse ama iş hakaretlere, saldırılara dönüştü.
Yaşanan her olay, ya da yaratılan her tantana, mutlaka inanılmaz manipülasyonlarla Türkiye basınına da taşınıyor ve iş geliyor Kıbrıslı Türklere hakarete varıyor.
Türkiye basınını izliyorum, “Duvarımız” filmini bahane ederek, Kıbrıs Türk halkına “nankör, kıymet bilmez” dediler, “hain” dediler, “Türklüklerini kaybetti” dediler, “Rumlaştı” dediler.
Malum sözü de tekrarladılar tabii; “Verdiğimiz paralarla bakın ne yapıyorlar?” diyerek “tembel Kıbrıslı Türkleri doyurduklarını” da hatırlatmadan edemediler.
Yapılan yardımların kesilmesini önerenlerden tutun da Talat ile CTP hükümetinin darbeyle aşağıya indirilmesini isteyenler bile var.
Türkiye’de saygı duyduğumuz bazı gazeteciler, bazı televizyon kanalları dahi objektifliğini yitirmiş, kendilerini kaybetmiş durumda alabildiğine saldırıyorlar.
Kıbrıslı Türklere yönelik, “aşağılık mahluklar” muamelesi yapıyorlar.
Çoğunun niyeti, yaşanan olaylardan AKP’yi sorumlu tutmak, Kıbrıs üzerinden AKP’yi vurmak.
Emin olun ki, Türkiye’de yakında seçim olmasa bu olaylar bu kadar tırmandırılmayacak ama amaç AKP’yi yıpratmak.
Askerle birlikte belli çevreler de bu durumu kızıştırıyor, UBP ile eski Cumhurbaşkanı Denktaş’ın “AKP, Türkiye’de iktidardan düşsün, yeni gelenlerle Kıbrıs’ta bizim borumuz ötsün” beklentisi var.
Nitekim, ayaklanan milliyetçi cepheye güç versin diye Kıbrıs’a getirilen Emekli Orgeneral Necati Özgen, UBP ile Denktaş’ın beklediği sözü söyledi, “Türkiye’deki seçimlerden sonra KKTC’deki tablo da değişecek” dedi.
Emekli paşa adres de göstererek, “Kıbrıs’ı siyaseten kurtaracak parti UBP’dir” dedi.
Paşa, bu ülkenin insanlarına hakarete varan sözler sarf ederken, bazıları elleri patlarcasına alkışladı onu.
Denktaş ile Ertuğruloğlu, durumdan vaziyet çıkarmaya çalışıyor, onlar toplumları aşağılansa da haksız eleştiriler gelse de umurlarında değil.
AKP gitsin, başkaları gelsin, Kıbrıs’ta da yönetim değişsin, başa kendileri geçsin, bu amaç için her yol mubahtır.
Hatta AKP’yi korkutup, bu operasyonu ona yaptırmak istiyorlar.
Ülkeyi yine cadı kazanına dönüştürdüler, insanları yine kamplara ayırdılar.
Eskiden olduğu gibi yine ülke, “milliyetçiler” ve “vatan hainleri” diye kategorize edilmeye başlandı, yine memleketin satılacağı safsatası gündemde, haksız suçlamalar, hakaretler var, yine hoşgörü ortamı yok olmuş...
Her an bir yerden bir şey patlak verecek, hoş olmayan şeyler yaşanacak gibi.
Türkiye’deki seçim savaşı Kıbrıs üzerinden yapılıyor ve mağdur olan yine bu halk, mutsuz, huzursuz olan yine bu halk...
Düğmeye basıldı, malum çevreler bağırmaya başladı.
Bu küçük toprak parçası sizin satranç tahtanız olamaz, seçim oyununuzu başka yerde oynayın, rahat bırakın bu halkı, bölmeyin bizi, gruplara ayırmayın, oynamayın bizimle, hakaret etmeyin, aşağılamayın, bozmayın huzurumuzu, yeter ama artık yeter...
****************
“DUVARIMIZ” TARTIŞMALARI ÜZERİNE
“Duvarımız” belgeselinin BRT’de gösterilmesi, gerginlik peşinde koşan, yıllardır sorun edilmeyen ayrıntıları dahi gündeme getirip, bir kaşık suda fırtına koparanlar için yana yana arayıp da bulamayacakları bir fırsat oldu adeta...
Filmin BRT’de yer alması ekmeklerine yağ sürdü.
Lokmacı’daki köprünün kaldırılmasıyla başlayan ve bir dizi olayla süren gerginliğin, psikolojik savaşın doruk noktasını oluşturdu “Duvarımız”.
Filmin bu gergin ortamda gösterilmesi bana göre bir rastlantıdır.
Filmin gösterilmesi, bazılarının iddia ettiği gibi ne BRT Müdürü Hüseyin Gürşan’ın bir cesaret gösterisidir ne de CTP’ye komplo girişimi...
Zaten son günlerde malum çevreler CTP ile ilgili her şeyi didikliyor, “Duvarımız” olmasa başka bir şey bulacaklardı.
Merak etmeyin, bugün değilse yarın yeni yeni şeyler ortaya çıkacak.
“Duvarımız” tartışmalarına gelince; film bir belgesel, bir belgeselin içeriğiyle ilgili sansür istemek benim karakterime uymaz.
Belgeseller, hayattan alınan herhangi bir olguyu, kendi tabii çerçevesi ve akışı içinde veya gerçeğe en yakın biçimde hazırlanmış, yapay bir yerde işleyen filmlerdir.
Bu belgeselde de savaşı yaşamış insanlarla konuşuldu ve onlar da yaşadıklarını anlattı.
Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, söylenenlere katılır veya katılmazsınız ama sonuçta insanlarla konuşuluyor ve onlar da yaşadıklarını anlatıyor.
Kaldı ki savaş ortamında her türlü şey olabilir, savaş o yüzden kötüdür zaten.
Filmde konuşan bazı kişiler TMT’yi kötülüyor tamam da EOKA için söylenenleri, anlatılanları, EOKA’nın yarattığı acıları gözler önüne serdiğini neden görmezden geliyorsunuz?
Belgesel dediğin zaten tarafsız olur, bu belgesel de olayları tek taraflı ele almadığı, tarafsız olduğu için Abdi İpekçi barış ödülünü kazanmıştı.
Belgesel, savaşa sebebiyet verenlerin değil de daha çok savaşın her iki tarafa da yarattığı acılar üzerinde duruyor.
Ben haklı haksız olayına girmiyorum, yani düşmanınız dahi olsa savaşın acılarını onlar da çekmemiş midir?
Filmde bahsedildiği gibi bu tür istenmeyen şiddet olayları yaşanmamış mıdır yani?
Bir belgesele karşı bu kadar tahammülsüz, bu kadar hoşgörüsüz olmayın lütfen.
Burada BRT’yi eleştirecek tek konu; röportajlarda geçen bazı erotik sözleri “biplemeyip”, erotik altyazıları karartmamasıydı.
Ben böyle diyorum ama yaygara koparanların derdi erotik ifadelerle değil, belgeselin içeriğiyle ilgili.
Ben, Hüseyin Gürşan’ın bir belgesel nedeniyle sırf birileri istiyor diye görevden alınmasına ya da istifa etmesine karşıyım.
CTP ve tüm barışseverler Gürşan’ın ardında durmalıdır ama yeterince durmadıklarına inanıyorum.
Bugün onun kuyusunu kazanlar, yarın bir başkasınınkini kazacaktır, kılıçlar çekilmiştir, CTP, korkak davranıp, “Bu belayı başımdan atayım” diyerek Gürşan’ın kellesini almakla rahatlayacağını sanmasın.
Evet, bu filmin oynaması malum çevrelerin işine geldi, belki gösterilmesinin zamanı değildi ama bir belgesele dahi bu kadar hazımsızlık gösteren bu çevreler istiyor diye de müdürü görevden almak doğru olmaz.
Bugün müdürün kellesini isteyenler yarın sizinkini isteyecektir ki o belirtiler gelmeye başladı bile...
**************
KARIŞTIR BAKALIM NE OLACAK?
Eski Cumhurbaşkanı Denktaş’ta bu ne hırs, bu ne enerji?
İlerleyen yaşına rağmen, durmak oturmak bilmiyor.
Uçağa atlayıp diyar diyar geziyor.
Yine el attı hükümeti değiştirecek, UBP ile DP’ye gergin ortamdan yararlanmaları tavsiyesinde bulunuyor, birleşmeye çağırıyor, “gidin Türkiye’ye talibiz deyin” diyor.
Diğer taraftan da AKP aleyhine seçim gazileri yaparak, “karıştırmaya devam edeceğim” itirafında bulunuyor.
Karıştırın, ömrünüz karıştırmakla geçti halen tatmin olmadınız, karıştırın bakalım ne olacak?
|