|
Ben insanların öfke anında söylediği sözlere çok önem veririm.
İnsanlar genellikle öfke anında, öfke duydukları kişiye karşı gerçek düşüncelerini, kontrol dışı açığa vururlar.
Öfke anında, ağızdaki zincirden kopup da yüzünüze çarpan sözler aslında o kişinin sizinle ilgili içinde saklı tuttuğu gerçek düşünceleridir.
Böyle anlar üzüntü verici anlardır ama bir anlamda da gerçekle yüzleşmedir.
Geçen perşembe akşamı, Star Kıbrıs’ın tanıtım kokteyline katılan Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de iki kadının provokasyonu karşısında böyle bir ruh haline büründü.
KKTC’yi Yaşatma Derneği üyeleri Seyyan Uzunoğlu ile Makbule Ötüken’in Abdullah Gül’e yönelik tavırları gerçekten çirkindi, mahallede olay çıkaran yaramaz çocuklar kadar şımarık, sokakta kavga eden kadınlar kadar rezil bir görüntü verdiler.
Ancak Gül’ün bu kadar kolay tahrik olacağını doğrusu tahmin etmemiştim.
Abdullah Gül, Türkiye’den içi dolu gelmiş, son zamanlarda basında yer alan “hain Kıbrıslı Türkler” edebiyatı onu da etkilemiş, inanmış aslında bu Kıbrıslı Türklerin “nankör” olduğuna.
İstiklal Marşı, bayrak, tarih kitapları, şehitlere saygısızlık tartışmaları bir kulağından girip diğerinden çıkmamış Gül’ün, inanmış bunlara...
Halbuki bu tartışmalar Türkiye’deki seçimler nedeniyle ortaya atılıyor, AKP’yi hedef alanlar, seçim savaşını Kıbrıs’ta veriyordu.
Bir anlamda bugün özelde CTP’yi, genelde tüm barış güçlerini hatta tüm Kıbrıslı Türkleri gelip vuran suçlamalar, hakaretler biraz da Sayın Gül’ün partisinin yüzündendi.
Üstelik kendisine laf atan kadınlar, “hainlerden” değil, “büyük milliyetçilerden” ikisiydi...
Kıbrıs’ta AKP’yi hedef alan gerginlikleri çıkaran ekipten yani.
Gül’ün bulunduğu resepsiyona da yollama gelmişlerdi, yaptıkları provokasyon da bu hareketin, bu gerginlik eylemlerinin bir parçasıydı.
Orada Gül’e bağıran iki kadın, onu sinirleterek, yine Türkiye basınına malzeme vermek istemişti ki Gül de bu oyuna geldi.
“Hainler, nankörler” edebiyatına inanmış, kafası oraya takılmış, sesini çıkarmamış ama maalesef geçen perşembe akşamı Uzunoğlu ile Ötüken’in sözleri patlamasına yetmiş Sayın Gül’ün.
Abdullah Gül, açtı ağzını, yumdu gözünü ve Kıbrıslı Türklerin duymak istemediği o malum sözleri sarf etti.
Gül, “Askerimiz sizin için şehit oldu. Sizin başınızı dik tutmak için kan akıtanlara karşı bu üslup nereden çıktı?” dedi, hani şu sokakta en küçük fırsatta Kıbrıslı Türklerin sıkça duyup da artık nefret ettiği o “sizi biz kurtardık” sözünün bir başka versiyonuydu Gül’ün söylediği.
Abdullah Gül bununla kalsa iyi, “Kıbrıs’taki kişi başına geliri 5 bin dolardan 12 bin dolara çıkarmak için kendi vergilerimizden kesiyoruz, bu tavırlar hiç hoşuma gitmedi” dedi.
Sokaktaki adamdan duymaya alışmıştı Kıbrıslı Türkler bu sözleri ama ilk kez bir hükümet yetkilisi bu kadar net söylemişti bunu.
İlk kez bir hükümet yetkilisi de Kıbrıslı Türklerin yüzüne vurmuştu, “sizi biz kurtardık”ı ve “sizi biz doyuruyoruz”u...
Ne demişti bu kadınlar da bu kadar kızdırmışlardı Sayın Gül’ü?
Mesela Seyyan Uzunoğlu, “Referandumda evet sonucu çıkarsa KKTC’yi tüm dünyaya tanıtmaya söz verdiniz. Sözünüzü neden tutmadınız? KKTC’nin tanınması için ne yaptınız? Onu bekliyoruz tanıtınız. KKTC tanınmadan hiçbir anlaşma yapamazsınız” dedi.
Makbule Ötüken de Gül, Uzunoğlu’na “sen” demiş diye yaygara çıkardı.
Şimdi iki kadının bunları söylemesi, taşkınlık yapmasına karşılık; “Anavatandan sizin için asker geldi, sizin için şehit oldu. Başınızı dik tutmak için kan döktü” demenin ne anlamı var?
Ne alakası var şimdi iki fanatik kadının provokasyonuyla Gül’ün sözlerinin?
Bu kadar basit mi olayın “sizi biz kurtardık”, “sizi biz doyuruyoruz” noktasına getirilmesi ama o kadar basit işte.
Sıradan biri değil bunu söyleyen; Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı söylüyor bunu, ilk kez bir hükümet yetkilisi Kıbrıslı Türklerin yüzüne vuruyor, 1974’ü ve yapılan yardımları.
Anlaşıldı ki Türkiye’yi yönetenler de Kıbrıslı Türklere karşı önyargılı.
Gül’ün tüm sözlerini burada yazmadım ama söyledikleri ve söyleyiş tarzı gerçekten kırıcı ve üzüntü vericiydi, ben orada bulunmadım ama ekrandan olayı an be an izlerken gözlerim doldu.
Oturup ağlamak geldi içimden, çünkü bu sözler, bir önyargının öfke anında dışa vurumuydu.
Gül de aşağılamıştı bizi, hor görmüştü, alınıp satılan bir mal gibi, ya da kötü bir durumdan kurtarıp da yanında çalıştırdığı, karnını doyurduğu ama istediğinde de fırça attığı bir uşaktan farksız bir bakış açısı var Kıbrıslı Türklere...
“Siz ayrı bir toplum, ayrı bir devletsiniz” diyorlar ama o farklı ülkede kendisine yöneltilen suçlamaya katlanamayarak, tüm toplumu genelleyebiliyor.
Bu önyargılar, bu genellemeler, bu aşağılamalar, bu “sizin sahibiniz biziz” mantığıyla ne kadar yardım yapsanız da bu toplumu mutlu edemezsiniz.
Öte yandan, o iki kadının; “Referandumda evet çıkmasına karşılık verilen sözlerle” ilgili konuşmaya ne hakkı var?
Referandumun baş “hayırcıları”, konuşmasın lütfen.
Bırakın da “evet” diyenler hesabını sorsun AB’den, AKP’den ve CTP’den, size ne oluyor?
Ve eski Cumhurbaşkanı Denktaş, o iki kadın rezillik çıkarırken, onları “yatıştıran” pozisyonundaydı.
Ne tuhaf değil mi?
Bunlar gibi fanatik tipleri, destekleyen, kışkırtan, şımartan, görevde olduğu dönemde besleyen Denktaş, şimdi onları yatıştıran, babacan arabulucu rolünde.
Vay anam vay, ne göz yaşartıcı bir tablo değil mi?
Denktaş, bu olan olaydan zerre kadar üzülmemiştir, bilakis sevinmiş, çok mutlu olmuştur, bundan adım gibi eminim.
Ve yine Sayın Gül’e birkaç söz...
Yaaa Sayın Gül, dört gözle hükümetten düşmenizi bekleyen, bu amaçla eylem yapan, size yakın hissettikleri kişileri gidip komutana şikayet eden, her gün size verip veriştiren fanatik kesimden iki kişinin oyununa geldiniz...
Parti yapınız ve dünya görüşünüz bir birine uyuşmasa da tuhaf bir şekilde “dinci bir partiye” kimisi sempati duymuş, kimisi medet ummuş, kimisi de temkinli köşesinden durumu izleyen birçok Kıbrıslı Türk barışseverleri hayal kırıklığına uğrattınız, sizin yüzünüzden hakarete maruz kalan, horlanan, komutanın hışmına uğrayan barış yanlılarına teşekkür edeceğinize üstü kapalı da olsa fırça attınız, aşağıladınız, yaptığınız yardımları kafalarına kaktınız, yüzlerine vurdunuz, sokaktaki adam gibi “sizi biz kurtardık”, “sizi biz doyuruyoruz” dediniz...
Yanlış yaptınız Sayın Gül.
Ve Sayın Başbakan Soyer, ortamı yumuşatma adına dahi olsa Sayın Abdullah Gül’e yönelik; “aramıza kara kedi giremez” dediniz.
Ahhh Sayın Başbakan, ne kedisi, aramızda koca koca aslanlar, kaplanlar dolaşıyor, bizi yemek üzere, yoksa farkında değil misiniz?
************
NOKTA DERGİSİ BASKINININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ?
Nokta dergisi, 2003- 2005 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevinde bulunan Oramiral Özden Örnek’in günlükleri olduğunu iddia ettiği bazı notları ve Genelkurmay’ın medya andıcını yayınladı.
Nokta’nın alıntı yaptığı günlükte, dönemin üç kuvvet komutanının, Jandarma Genel Komutanı’nı da yanına alarak, AKP’yi hükümetten düşürmek için darbe yapacağına ilişkin ifadelerin yer aldığı öne sürülüyor.
İşte bu nedenle, Nokta dergisi askeri savcılığın talimatıyla polis tarafından basıldı.
Baskında tüm çalışanlar yönetim katıla çıkarılarak, üstleri arandı.
Arama boyunca yöneticiler ve editörlerin dışarı çıkmasına izin vermeyen polis, dergideki tüm belge ve bilgisayarlara el koydu.
Durum, tam bir skandal.
Her fırsatta Türkiye’de demokrasi adına ilerleme olduğu söyleniyor.
Bir yayın organının merkezi basılacak, çalışanlar bir odaya kapatılacak, bilgisayarlara ve belgelere el konulacak ve siz o ülkede demokrasi olduğunu söyleyeceksiniz.
Sanki de Türkiye’de askeri yönetim dönemi yaşanıyor.
Hatta dün Türkiye gazeteleri, askeri yönetim döneminde dahi böyle bir baskın olmadığını yazdı.
Gerçekten de bir gazeteci olarak, Nokta’daki meslektaşlarımızın yaşadıklarını üzüntüyle takip ettim, dehşete kapıldım.
Türkiye’nin o çok çektiği dışa yönelik “imaj” meselesi açısından çok kötü bir durum, AB tam üyelik süreci açısından da tabii.
Şimdi Kıbrıs’taki komutanın, başbakanı azarlama gücünü nereden aldığını anladınız mı?
Başbakanı azarlayan zihniyetle, dergi basıp çalışanlarına adi suçlu muamelesi yapıp, ne var ne yok yükleyip götüren zihniyet arasında ne fark var acaba?
Demokrasi henüz Türkiye’ye de Kuzey Kıbrıs’a da çok uzak, demokrasi gibi sunulan ise cilalı içi boş bir kutudan başka bir şey değil.
**********
İLLA Kİ GERGİNLİK İSTİYORLAR
Yeniden yakınlaşma etkinlikleri çerçevesinde oynanan iki toplumlu, sembolik futbol maçını dahi hazmedemeyen fanatikler dün yine olay çıkardı.
Yaptıkları çirkin eylemler yetmedi, işi şiddete vardırdılar.
İlla ki gerginlik istiyorlar.
Ülkeyi kaosa sürükleyerek bundan çıkar elde edecekler.
Olayları çıkaranlara bakıyorsunuz, hep aynı çevreler, hep aynı kişiler.
Her taşın altından çıkıyorlar.
Bu gerginliğin sonu kötü bitecek, ansızın kan dökülecek, merak ediyorum onları kışkırtanlar bunun hesabını nasıl verecek?
|