|
Acaba...
BU ÇİLE BİTMEZ!
Elektrik kesintileri, hükümeti kurma çalışmalarıyla gündemi paylaştı... "Sorun giderildi" diyorlar, yüz defadır özür diliyorlar ama sorun bitmiyor... Ülkenin birçok bölgesinde kronikleşen elektrik kesintileri var... Bazı bölgelerde her gün kesintiler meydana geliyor. İnsanlar çıldırma noktasında... Gerekçe aynı, "aşırı yüklenme", iyi de bu hep böyle mi gidecek? Yıllarca önlem almazsan böyle olur işte. Yeni hükümet, ilk iş olarak "elektriği" ele almalı, yoksa başları çok ağrır!
Diyorum...
*************************************************************************************
HAYDUT!
"Yurdun ve halkın özgürlüğüne
düşman olanlar her zaman,
halkın soylu davası uğruna kendini feda edenlere
haydut gözüyle bakmışlardır."
Emiliano Zapata
*********************************************************************************************
DENKTAŞ'IN SUSKUNLUĞU HAYRA ALAMET DEĞİL!
Herhalde fark etmişsinizdir, Cumhurbaşkanı Denktaş birkaç gündür konuşmuyor.
Olacak şey değil, günde en az üç heyet kabul eder, en az üç demeç verirdi...
Ne ekranda var, ne gazetelerde...
Aslında onun mantığıyla baktığımızda; bugünlerde açıklama yapmasını gerektiren birçok olay, cevap vermesini gerektiren birçok açıklama var...
Benim bildiğim Denktaş, böyle bir ortamda konuşmasa çatlar ama susuyor!
Belediye başkanını bile huzuruna çağırıp, fırça atmaya kalkışan cumhurbaşkanı, "korkutan" bir sessizliğe gömüldü!
Sataşmalara, suçlamalara cevap vermiyor, gelişen olaylarla ilgili ortaya fikir koymuyor!
Yok, gerçekten normal değil bu durum!
Memlekette olmadığında dahi, gittiği yerlerde konuşur, ajanslar sayfa sayfa konuşmalarını geçerdi...
Seçim sürecinin çok konuşan adamında, şimdi bir suskunluk...
İnanılır gibi değil, kaç gündür sesi soluğu çıkmıyor, kısa bir yazılı açıklama dışında Denktaş'tan çıt yok.
Ameliyat masasından kalktığında bile zehir zemberek açıklamalar yapmıştı!
Şimdiki hali, fırtına öncesi sessizliği gibi!
Her an fırtına kopabilir!
Var bu işin içinde bir iş, bu durum hayra alamet değil!
İnşallah "birilerinin" başına bir çorap öreceğinin belirtisi değildir!
Hele bugün Erdoğan ile bir görüşsün bakalım...
Kim bilir, bakarsınız Erdoğan'ın yanından aslan gibi kükreyerek çıkar!!
**********************************************************************************************
KIBRISLI TÜRKLERLE RUMLAR ARASINDAKİ MAÇTA TAKIMLAR "TÜRK- RUM KARMASI" OLSUN
Kıbrıslı Türk ve Rum emekli futbolcular 21 Ocak'ta maç yapacak!
Güzel bir etkinlik, katkısı olan herkesi kutluyorum...
49 yıl aradan sonra Rumlarla maç yapmak gerçekten anlamlı...
Kuşkusuz kapıların açılması ve karşılıklı temaslar, böyle bir organize için Türk ve Rum futbol federasyonlarını cesaretlendirdi...
İyi oldu...
Önce emeklilerle başlar, ardından faal futbolcular oynar!
Çözüm çabaları sürerken, böyle insancıl etkinliklerle sürece katkı yapılması iyi olur...
Ancak futbol, istismar etmek isteyenler için tehlikeli bir spor dalıdır!
Lâfı nereye getirteceğimi merak ediyorsunuz herhalde...
Maçın haberine Türkiye gazeteleri de büyük ilgi gösterdi.
Ancak Star gazetesi haberi son derece fanatik, bir o kadar da itici bir başlıkla verdi;
Geçmiş gündür ama yanılmıyorsam "İnşallah geçireceğiz kendilerine" gibi antipatik bir ifade!
Bir dostluk maçı, dahası emeklilerin oynayacağı bir maçı bile böylesine düşmanlık dolu bir sunuşla veriyor, şimdiden maçı germeye çalışıyorlar!
Çok çirkin!
Bu nedenle öneriyorum; takımlar karma kurulsun.
Yani takımlarda hem Rum hem Türk futbolcular olsun, bir takım sırf Rumlardan ya da Türklerden oluşmasın!
Takımlar karma olunca, Türkler, "Rumlara geçirdik", Rumlar da "Türkleri ezdik" diyemeyecek.
Diyemesin tabii...
Bir dostluk maçı böyle çirkin ifadelerle anılmamalıdır!
"İyi olan taraf kazandı" ya da "dostluk kazandı" diye başlıklar atılsın!
İstismarcılara, provokatörlere fırsat verilmesin!
Hatta bir resepsiyon verilsin, futbolculara köy ekmeği, pilavuna, hellim, nor, ceviz macunu ikram edilsin!
Hadi organizatörler, takımları Türk- Rum karması yapın...
Yapın ki bu gibi güzel etkinliklerin arkası gelsin...
Yapın ki dostluk kazansın!
Yapın ki "Rumlara geçirdik" diye başlık atmaya çalışan istismarcıların hevesi kursağında kalsın!
**********************************************************************************************
KAHİN'İN KEHANETİ
Hayatlarını kendi kararları ile değil, başkalarının kararları ile yaşamayı seçenlere atfolunmuştur...
"İçi sıkılıyordu.
Anlayamadığı bir duygu içini burkuyordu.
En iyisi ona gitmekti.
O, yardımcı olabilirdi.
Telefon açtı kahine.
"İmkansız, tam çıkmak üzereydim."
"Lütfen" dedi kadın, kendisini kıramayacağını düşünerek....
Çok zengindi kadın, ülkenin en zenginlerinden.
Doğaüstü güçlere inanırdı ve kahinin müdavimlerindendi...
Tabii ki kahin böyle iyi bir müşterisini kıramamıştı.
Karşılıklı oturuyorlardı.
Önlerindeki suya baktı kahin, kaşları çatıldı, gözbebekleri büyüdü, alt dudağı düştü, kafasını kaldırıp ona baktı, "çok üzgünüm" dedi, durakladı, belli ki söylemek istemiyordu.
"Ne?" dedi kadın ısrarla ve kahin söyledi: "Suda yarını göremiyorum..."
Yıkılmıştı kadın.
Medyum bugüne kadar hiç yanılmamıştı.
Yarın olmadığına göre bu gece ölecekti.
Ne yapmalıydı?
Evine gitti, vasiyetini yazdı, biraz TV izledi.
Uykusu gelmişti.
Son gecesiydi ve ne yapacağını bilmiyordu.
En iyisi uyumaktı.
Böylece ölürken hiç bir şey hissetmezdi.
Yatağına uzandı, gözlerini kapattı ve derin bir uykuya daldı.
Uyandığında güneş yeni doğmuştu, kuş sesleri geliyordu.
"Cennette miyim?" diye düşündü.
Her şey gece bıraktığı gibiydi.
Kalktı, sabahlığını giydi, salona indi, her şey normal gözüküyordu, kahin bu kez yanılmış mıydı acaba?
Masanın üstündeki gazeteye gözü ilişti.
Manşette şöyle yazıyordu: "Ünlü kahin öldü."
**********************************************************************************************
FIKRA
YARAMAZ ÇOCUK!
Yaramaz ve bir o kadar da ağzı bozuk olan Can, sürekli tırnaklarını yemekle meşgulmüş.
Annesi bu huyundan vazgeçirmek için bir gün; "bak oğlum, sakın tırnaklarını yeme karnın şişer" demiş.
Can yine tırnaklarını yemeye devam edince, annesi Can'ın parmaklarına lastik geçirmiş ve Can tırnaklarını bir daha yiyememiş...
Anne bir gün komşusuna misafirliğe gidecek ve tabii ki Can da beraberinde...
Annesi Can'a; "Bak oğlum, sakın abuk subuk konuşma, yoksa seni bir daha
götürmem" demiş.
Derken komşularının kapısının zilini çalmışlar, komşuları hamile bir bayanmış.
Can kadını böyle görünce; "Teyze ben senin karnının neden şiştiğini biliyorum" demiş.
Annesi Can'a kızmış, "oğlum çok ayıp" demiş.
Tabii kadın da biraz utanmış ve kızarmış!
Oturma salonuna geçilmiş, çaylar içilirken, Can yine; "Teyze ben senin karnının neden
şiştiğini biliyorum" diye yinelemiş!
Annesi yine kızmış.
Tabii bu soru birkaç kez tekrarlanınca, hamile kadın dayanamayıp ve de Can'ın hamileliğin nasıl olduğunu bilemeyeceğini düşündüğünden Can'a;
"Söyle bakalım benim karnım neden şişmiş?" demiş.
Tabii Can'a gün doğmuş; "Lastiksiz yedin değil mi?!"
|