|
Kıbrıs’ta konser veren Grup Yorum, geçen perşembe günü gazetemizi ziyaret etti ve grubun üyeleriyle sohbet etme imkanı bulduk.
Bu sohbet biraz nostalji yaşamamıza da neden oldu.
Eskilere gittik, Grup Yorum’un çıktığı yıllara, yani 80’lere...
Grup Yorum, yanılmıyorsam 1985 yılında bir grup üniversitelinin kurduğu bir gruptu.
Ben onları 1987 yılında üniversiteye giderken, bir arkadaşımın “Bu grubu dinle çok seveceksin” diye verdiği kasetle tanımış ve çok sevmiştim.
Kaseti gece geç saatlere kadar defalarca dinlemiştim, çok farklı gelmişti bana ve sonrasında, bugüne kadar bütün albümlerine sahip oldum.
Yine o eski günlere yani 70’lerin sonlarına, 80’lere dönecek olursak, başkaydı o günler, dünyaya bir başka bakıyorduk.
Kendimi bildim bileli dünyaya protest bir bakışım vardır, kişi olarak çok uzlaşmacı, hoşgörülü olmama rağmen dünyaya hep muhalif baktım.
Ailem UBP’liydi o dönem, babam UBP örgüt başkanlığı yapıyordu ama ben hiç oy vermedim bu partiye...
Ailemin tercihi olan bu partiyle kendimi hiç özdeşleştiremedim, hiç sevemedim, o gencecik kafamla veya başkalarına göre o çocuk kafamla bile bu partinin yaptıklarını doğru bulmadım, insani ve adaletli değildi bana göre yaptıkları...
O dönem CTP’nin savundukları, söyledikleri daha yakın gelmişti bana.
Babam UBP örgüt başkanıyken benim CTP saflarında yer almam elbette sıkıntı yaratmıştı, kolay değildi 70’lerin sonlarında, 80’lerde UBP’nin karşısında muhalif olmak hele de CTP’li olmak.
İnsanlar farklı bakardı size, cüzamlı muamelesi görürdünüz adeta bazı kesimlerden, UBP’li arkadaşlarımız bizimle dolaşmaya, görünmeye korkardı.
Annem bile “O Rumcuların içinde ne işin var oğlum?” diye sormuştu.
Çok heyecanlıydık o günlerde, dünyayı kurtaracağımızı sanıyorduk.
İdollerimiz vardı dünyada ve ülkemizde, onlara tapardık adeta, onların gösterdiği yoldan ilerleyerek düzeni değiştirecektik, bırakın Kıbrıs’taki düzeni, dünya düzenini de değiştirecektik.
1 Mayıs mitinglerinde attığımız sloganlar, taşıdığımız pankartlar bu yöndeydi.
Hayal alemindeydik belki ama o günler daha güzeldi...
Denktaş’ın, UBP’nin ve diğer güçlerin baskıcı tutumu, ülkeyi cehenneme çevirmişti, o açıdan bakarsanız güzel değildi ama o açıdan değil de bizim o dönemki hedeflerimiz, düşüncelerimiz, mücadelemiz açısından “güzeldi” o günler.
Bu “güzeldi” kelimesini belki yadırgayabilirsiniz, belki yerinde kullanılmış bir kelime gibi gelmeyebilir ama gerçekten de o dönemdeki CTP’liler, diğer sol güçler, sivil toplum örgütleri, muhalifler açısından, ya da bu kesimlerin inançları, mücadeleleri açısından gerçekten güzeldi o günler...
Bugün ne sol kaldı, ne sol mücadele kaldı, ne de sol görüş...
Her şey yalandı sanki.
Bir filmdi ve bitti.
Yıllar sonra anlatılarak “aahhh” çekilecek bir anı, bir mücadele anısı sanki...
O dinlerken tüylerimizin diken diken olduğu sayamadığım kadar çok nutukları boşuna dinledik sanki, gizli gizli okuduğumuz yasak kitaplar için boşuna gözlerimizi mi çıkardık?
Marks’ı, Lenin’i, Stalin’i, Engels’i ve diğerlerini boşuna mı okuduk, Mao’yu boşuna anlamaya çalıştık sanki, kendimize yakın bulduğumuz komünizm, sosyalizm, miadı dolmuş hülyalar mıydı yani?
O okunması da anlaşılması da zor Komünist Manifesto’yu defalarca okuyup da adeta ezberlemenin anlamı yok muydu yani?
Çin devriminden, Rus sosyal demokrat hareketinden, proletaryanın mücadelesinden bize neydi ha?
Şimdi birçok gencin adını bile bilmediği bu kişilerle, ya da hiç duymadıkları mücadelelerle biz kafayı mı bozmuştuk, gencecik beyinlerimizi başka şeylere yormak varken boşuna mı bunlarla uğraşmıştık?
Bir zamanlar Yenidüzen gazetesini ve Cumhuriyet gazetesini elimizde rahat tutamayarak, gizleyerek okuduğumuz günler hayal miydi, nostaljik bir anı mı?
Neden ezberlemiştik o protest şarkıları?
Bir zamanlar adından söz edip, kitaplarını taşımak suç sayılan Che Guevara da bizim değil artık...
Bardaklar, tişörtler, mayolar üzerine fotoğrafları basılan Che, bir devrimci değil de ticari bir metaya dönüşmüş pop yıldızı sanki.
Üç fidan yani Denizler, Deniz Gezmiş ve arkadaşları da artık bizim değil, bakın Türkiye’de sağcısı solcusu sahiplenmiş onları, bir zamanlar nefretle bahsettikleri bu kişileri manşetlerine, ön sayfalarına çekiyor Türkiye’nin önemli gazeteleri, onlara kahramanlık basıyorlar büyük bir ikiyüzlülükle...
Vatan haini ilan edilip de gurbet ellerde ölen Nazım Hikmet ve Yılmaz Güney de bugün yere göğe sığdırılamıyor.
Karaoğlan Ecevit, son dönemlerinde nasıl da hayal kırıklığına uğratmıştı bizi!
Ya rahmetli üstat Cem Karaca, ölümünden kısa bir süre önce MHP’ye yanaşmış, milliyetçi çizgiye gelmiş, söyledikleri, yaptıkları ile nasıl da üzmüştü bizi.
Hayranı olduğumuz Zülfü Livaneli, sonraları hem politik duruşu hem de müzikleri ile onu ilk tanıdığımız günlerdeki gibi olamadı.
Ya ülkemizin solcuları, Marksistleri, sosyalistleri değişmedi mi?
Değişti tabii ki hem de çok değişti, onlar “biz değişmedik” deseler de yaptıkları ve söyledikleri ile değiştikleri ortada.
“Dünyada sol kalmadı, tümü değişti de onlar mı değişmeyecekti?” dedi bir arkadaşım.
Evet dünya değişiyor, sosyalist ülkelerde de kapitalizm hakim artık ama yine de o günlerdeki idollerimizin anlam veremediğimiz değişimlerinin çok hızlı ve aşırı olduğuna inanıyorum.
Bugün bir yerlerde, ya da önemli yerlerde yeni nesiller değil ki, bizim kendilerini örnek aldığımız insanlar var oralarda...
Bilmiyorum haksızlık mı ediyorum, bugün “boş yere kimleri örnek almışız kendimize” dediğim oluyor.
Ya geçmişte bize bu kadar umut aşılamayacaklardı ya da bu kadar değişmeyeceklerdi.
Siz isterseniz bana “bugünü algılayamıyorsun”, “değişen dünya düzenini anlamak istemiyorsun” diyebilirsiniz ama Grup Yorum üyeleriyle yaptığımız sohbette bunlar geldi aklıma.
Onlar da Türkiye’deki değişimlerden yakındılar.
Onları kutladım, grup elemanları zaman zaman değişse de gerek politik duruşu, gerekse müzik anlayışından taviz vermediler, popülerliğe direnen Grup Yorum üyelerini takdir ediyorum, bu yüzden “Hiç değişmeyin” dedim.
Yani diyeceğim o ki geçmişte yaşadığımız koşullar daha zordu ama birliktik, bir birimizi anlayabiliyorduk, hedef birliğimiz, mücadele gücümüz vardı...
Ya şimdi?
Hiçbiri yok şimdi, bir birimizi anlayamıyoruz, hatta bazılarımızı tanıyamıyoruz bile.
Dünyayı da değiştiremedik Kıbrıs’ı da ama ben geçmişte yaşadıklarımın hiçbirinden pişman değilim.
Dünya değişiyor diye geçmişine ihanet edermişçesine değişenler ve kendilerini düzeltmek için çaba sarf etmeyenler bir gün yaptıklarından pişman olacaklar ama sanırım çok geç olacak ve geleceği yeniden inşa etmek de o kadar kolay olmayacak.
****************
CEZAEVİNDEKİ OPERASYONLA İLGİLİ BİRKAÇ SÖZ
Cezaevindeki çevik kuvvet operasyonunu tasvip etmek tabii ki mümkün değil.
Şiddet kullanmak, hele de herkesi aynı kefeye koyup dövmek elbette ki kabul edilemez.
Belli ki bu operasyon pek de başarılı olmamış.
200 kişilik cezaevinde 400’ü aşkın mahkum olduğunu düşündüğünüz zaman, orasının sağlıklı olmadığını bilmek için zaten birilerinin gidip de oralarda inceleme yapıp bize söylemesine hiç gerek yok.
Basında gösterilen hassasiyeti de anlıyorum, gerçekten de konunun kamuoyuna ulaşmasında basının rolü büyük oldu.
Ancak bu güzellikler içinde abartılı yorumlar, bilen bilmeyenin konuşması da ayrı bir kirlilik yaratıyor.
Bir televizyon kanalında bir vatandaş bağlandı ve “Türkiye hapishanelerinde dahi bu kadar şiddet yok” dedi.
Pes yani, bu kadar da abartmayalım artık.
Tamam cezaevinin şartları iyi değil ama hapishanelerindeki kötü şartlar nedeniyle dünyada nam salmış, üzerine filmler yapılmış Türkiye hapishaneleri ile bizim cezaevini karşılaştırıp, “bizimki daha kötü” demeyin bari.
Eleştirin, tabii ki cezaevinde şiddet olmayacak ama içeride yatan katili de artık “masum” gibi göstermeyin lütfen.
Hapishanelerin, içeride yatan suçluların, mağdur ettiği dışarıdakilerin biraz da vicdani rahatlığını sağlayan yerler olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
Cezaevinde çeteleşmeler olduğunu, bir grup mahkumun diğerleri üzerinde hakimiyet kurduğunu, olmadık şeyler yaşandığını, bu olumsuz ortamdan gardiyanların da olumsuz etkilendiğini, kötü koşullar ve can korkusundan psikolojilerinin bozulduğunu da göz ardı etmeyin.
Fikir suçluları ile katilleri neredeyse aynı kefeye koyma yanlışlığı içerisinde olduğumuzu fark edin lütfen.
Elbette çevik birlik, operasyonu yüzüne gözüne bulaştırdı ama hep bir pencereden bakarsak ve hassasiyetimiz hep bir tarafa kayarsa doğruları bulmakta zorlanırız.
Elbette cezaevindekilere insanca bir yaşam lazım ama beş yıldızlı otel ortamı isterseniz de orasının hapishane olmasının ne anlamı var ki?
*************
CHP İLE DSP İŞBİRLİĞİ YAPACAKMIŞ
Türkiye’de CHP ile DSP, seçimde işbirliği yapma kararı aldı.
İnanın bu solda birleşme, solda işbirliği girişimlerinden bıktım.
Sol daima bir birini yemiş, didiklemiştir, sol partilerin eti bir kazanda kaynamaz.
Hem şu CHP ile DSP sol mu yani?
İşbirliği yapacaklarmış, yahu sizden beklenenleri sağ- İslamcı AKP yapıyor, onlar da mükemmel değil ama siz onlar kadar bile cesur, kararlı ve istikrarlı olamadınız.
|