Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Nev başkenti "Alev Alev" yaktı
Gazimağusa'da bu akşam Bonnie Tyler var
Futbolda alınan sonuçlar ve günün programı
Futbolcular istediğini aldı
Hasan Olgu ve Fırat Yalova'da

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

POLİTİKADA KİM DAHA TEMİZ KİM DAHA KİRLİ?

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   25 Haziran 2007, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Rüşvet tartışmaları, devlet olanaklarını çıkarına kullanma, yolsuzluk ve hortum iddiaları gündeme bomba gibi düştü.

   Herkesin dilinde bunlar...

   Aman efendim, neler olmuş neler?

   Yetkili makamda bulunanlar, bazı işleri yapmak için zengin kişilerden rüşvet almış.

   E başka ne olmuş?

   Yetkili makamdaki bir kişi bazı taşınmaz mülkleri yakınlarına peşkeş çekmiş?

   Başka?

   Yakınlarına, ahbaplarına avantajlar sağlamış, önünü açmış!

   Pis işler yapması için parti başkanı, bakanını zorlamış, tehdit etmiş...

   Televizyona çıkan yüzü kapalı kişiden itiraflar ve suçlamalar.   

   İstifa eden bakandan inanılmaz sözler, iddialar...

   Herkes bu konulara endekslenmiş durumda.

   Şaşırdınız mı?

   Niye şaşırıyorsunuz, bunlar bu memlekette yeni duyduğunuz, yeni tanık olduğunuz hikayeler mi?

   Ben şaşırmadım.

  Bunlar gibi, hatta daha alâlarını bilmiyor muyuz, duymuyor muyuz, faillerini tanımıyor muyuz?

  Biliyoruz tabii ki.

  Çünkü bunlar hep oluyor.

  Boğazına kadar yolsuzluğa batmış bazı politikacılar, televizyon ekranlarına çıkıp, utanmadan halka ahlak dersi veriyorlar.

   Sanırsınız ki onlar sütten çıkmış ak kaşık.

  Bugün suçladıkları ÖRP’lilerle onlar arasındaki fark nedir biliyor musunuz?

  Onlar arasında gafil muhbir yoktu ama ÖRP’liler arasında gafil muhbirler var, bir birlerini satıyorlar...

  Bakıyorum da yine aynı partinin mensupları bir birlerini satarken, ipliğini pazara çıkarırken, bazı konular düşünce aşamasında kalmış, daha bazılarını gerçekleştirememişler ortalık toz duman olunca.

  Ya o ekranlarda akıl satan, ahlak dersi veren efendiler, onlar ortalığı yedi, onlarınki düşünce bazında değil de eyleme dönüştü, rüşvetin, hortumun, devlet malını yakınlarına peşkeşin alasını yaptılar.

  ÖRP ile ilgili bir paragraf açmak gerekirse; kurulma şekli, kurulma aşaması çok büyük tartışmalar yaratmış bir parti olarak daha dikkatli olmaları gerekirken, onlar bütün tartışmaların ortasında yer aldılar.

  Kendi kendini sokup öldüren bir akrep gibi, bir birlerini yediler.

  Henüz partilerinden istifa etmeden, parti kurmadan, parti ismi belirlemeden, bakanlık pazarlığı yapan kişiler, hükümette yer aldıktan sonra, dışarıya, kendilerini takip edenlere karşı, “paylaşım kavgası yapıyorlar” intibası verdiler.

   Eski Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk’ü görevden almak için yine parti tarafından “dedikodu mekanizmasını” başlatan ÖRP’li yetkililer, çok tehlikeli bir iş yaptığının farkında değildi herhalde, çünkü Öztürk’ü gerçekçi gerekçe gösteremeyerek, fısıltı gazetesinin yaydıkları çerçevesinde görevden alanlar, bir sonun başlangıcını hazırlamıştı.

   İş, “sen onu yaptın”, “sen şunu yaptıydın” suçlamalarına varınca, ortaya hiç de hoş olmayan durumlar çıktı.

   ÖRP’li yetkililer, “Bunlar kısa sürede bir şeyler kapmak için buralara geldi” diye suçlama yapanları maalesef, görüntü itibarıyla da olsa haklı çıkarmıştır.

   Gözler bu kadar üzerlerindeyken, daha dikkatli olmaları gerekirken, onlar tam tersine, skandalların, dedikoduların kucağına oturdu.

   Onları suçlayan bazı kimseler, onlardan daha vukuatlıyken, kendilerininkilerin çoğu iç kavgadan oluşan suçlamalarken, kimisi de düşünce bazında kalmışken, yolun sonuna geldiler.

   O kadar acemi, o kadar temkinsizdiler ki “hükümetçilik” oyununu yüzlerine gözlerine bulaştırdılar, birçok kişiyi “biz söylemiştik” dedirttiler.

   Yoksa maalesef bu tür işler hep oluyor.

   Politika ülkemizde hiç temiz olmadı ki.

   Geçmiş UBP hükümetleri döneminde neler olmadı neler, partizanlığın daniskası yapıldı, memleketin kanını emdiler, geriye yıllar boyu temizlenemeyecek yıkım bıraktılar.

  Eski Ekonomi Bakanı Derviş Deniz, geçtiğimiz haftalarda bir meslektaşımıza şok açıklamalar yaptı.   

  Deniz’in anlattıklarına baktığınızda, bu işlerin hep böyle gittiğini, hep birilerinin, birilerinden bir şeyler yapmasını istediğini, illaki temiz olmayan işlere karışmasının teşvik edildiğini anlıyoruz.

  Zaten CTP-DP Hükümeti bozulmamış olsa ilk görevden alınacak kişi Derviş Deniz olacaktı, birtakım isteklere boyun eğmediği için.

  Eski Ekonomi Bakanlarından Ayşe Dönmezer, istifa mı etti, görevden alındı mı?

  Sayın Serdar Denktaş, “Öztürk’ün görevden alınma nedeni açıklansın” derken, kendisi Ayşe Dönmezer’in görevden alınışı ya da istifası konusunda doyurucu açıklama yapabilmiş miydi?

    Dönmezer’in istifasının sebebi neydi, pek de açıklanmış, anlaşılmış değil.

   Ancak politikacı olmayan, bir ekonomist olarak, doğru bildiğini yapmaya çalışan Ayşe Dönmezer’i yaşatmadılar, çünkü işler kişilerin birikimine, bilgisine göre değil, partilerin, partililerin çıkarına göre halledilmeye çalışılıyor.

  Raşit Pertev de uzmanı olduğu “tarımla” ilgili bir bakanlıktan büyük tartışmalarla ayrılmadı mı?

  O da kendisine iş yaptırılmamasından şikayet etmedi mi?

  Geçmişte uyuşturucu işine bulaşan milletvekilleri, iskan yolsuzluğuna karışıp yargılanan bakanlar da oldu, ismi birçok olayla karışıp da bir türlü resmen ortaya çıkmayanlar da oldu ama hiçbiri, bir partinin sonu olmadı, ancak ÖRP’liler o kadar tecrübesiz, o kadar temkinsiz ki yaptıkları, geçmişte yapılanların yanında çok masum kalsa da oluşan enkazın altından kalkamıyorlar.

  Bu kadarcık bir deprem bile “temelsiz partiyi” yerle bir etmeye yetti.

  Ancak yaratılan deprem belki CTP’yi yıkacak kadar sert değil ama dibine inşa edilmesine izin verdiği, duvarına harç koyduğu bu temsilsiz ÖRP binasının üzerine yıkılıp, kendisini yıpratmasına maalesef engel olamayacaktır. 

 

 

***********

 

KIBRIS YAZI İŞLERİ AİLESİNDEN HABERLER

 

   KIBRIS yazı işleri ailesi ile ilgili bilgi vermek istiyorum sizlere...

   İçimizden haberleri aslında Yazı İşleri Müdürümüz Başaran Düzgün yazar genellikle ama çoktandır bu yönde bir yazısı çıkmadı, bu nedenle birkaç satır yazayım dedim.

   KIBRIS gazetesi künyesindeki değişiklikleri ve gazete sayfalarındaki yeni muhabir isimlerini fark etmişsinizdir kuşkusuz.

   Önce künyedeki değişiklikten başlayayım; gazetemizin en eski elemanlarından, tecrübeli isim Dilek Çetereisi, bir süre önce “Haber Müdürü Yardımcısı” oldu.

   Uğur Kaptanoğlu arkadaşımız da gazetemizin görselliğinden sorumlu “Yayın Yönetmenliği”ne getirildi.

   Dilek ve Uğur aslında yılladır bu işleri yapıyorlardı, gazete yönetimi, bu unvanları resmen vererek onları onurlandırdı.

   Uğur Kaptanoğlu’nun yardımcılıklarını yine deneyimli bir isim olan Ceyhan Koç ile genç yeteneklerimizden Ümit Boyoğlu yapıyor.

  Yine fark ettiğiniz gibi Halkın Sesi’nden Emin Akkor’u transfer ederek, editör- redaktör kadromuza dahil ettik.       

  Gece editörlüğü kadromuzda yine deneyimli abimiz Bilbay Eminoğlu ve gazetemizin tecrübeli isimlerinden Senem Gök var.

  Muhabir kadromuzda ise önemli değişiklikler oldu.

  Aral Moral’ı 2008’de aramıza dönmek üzere askere gönderdik.

  Gizem Özgeç ile Yeliz K. Sarıca da yuvadan uçtu. Gizem, Sağlık Bakanlığı basın sorumlusu, Yeliz de İçişleri Bakanlığı basın sorumlusu oldu.  

  Anıl Işık arkadaşımız ise geçici bir süre, kardeş kuruluşumuz Cyprus Today gazetesine çalışacak.

  Bir anda dört kişi eksilince, kadromuza yeni elemanlar kattık.

  Halkın Sesi’nden Ergül Ernur, Yenidüzen’den Erol Uysal’ın yanı sıra, İletişim Fakültesi’nden yeni mezun, askerliğini yeni bitirmiş Hasan Çağda, İbrahim Beyazoğlu ve Elmas Tokay da aramıza katıldı.

  Yine özel bir projenin koordinatörlüğünü üstlendiği için “Dış Haberler” sorumluluğunu bırakan Osman Kalfaoğlu’nun görevini ise genç arkadaşımız Muazzez Gazihan üstlendi.

  Tabii ki eskilerden muhabir arkadaşlarımız Ali Cansu, Gözde Süreç, Fazile Köle de görevlerine devam ediyor.

  Foto muhabiri kadromuzda gazetemizin yine en eski elemanlarından biri olan Özmen Yılancılar ve uzunca bir süredir bizimle olan Ahmet Üçok var. Uğur Kaptanoğlu arkadaşımız da fotoğraf yönünde bize katkıda bulunuyor.

  Mağusa ofisimizde Sevgi Yalman, Sedef Boşnak ve Ergün Yahat, Karpaz ofisimizde İbrahim Akançay, Londra ofisimizde ise Eylem Eraydın görevlerini sürdürüyor.

   Güncel konuları yorumlayan köşe yazarlarımızın yanında, kültür, sanat, sağlık, ekonomi alanında yazan yazarlarımızda da artış oldu.

   Tüm çabamız, her şey, size en iyi, en dolu gazeteyi sunabilmek için.

 

 

*************

 

BUNLARA GÜVEN OLMAZ

 

    Başka ülkelerde Karpaz’daki gibi milli parklarda, koruma altına alınmış alanlarda elektrik varmış.

    Ne olmuş bizde de olursa?

    Gerekli yasal düzenleme yapılacakmış.

    Evet belki başka ülkelerde oluyor ama bizim ülkemizde başımız o kadar tokuştu ki, politikacılara güvenemeyeceğimizi anladık.

    Adımız gibi eminiz ki oralara elektrik giderse o bakir alanlar, sahiller, peşkeş çekilecek.

     Bugünküler yapmazsa, yarın gelecek olan yapacak. O nedenle işi baştan engellemek en iyisi...

 

*********

 

 

 

   2767 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Temmuz 2008, Pazar   HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYUSUNU KAZIYOR
27 Haziran 2008, Cuma   BAKOYANNİ'NİN GÖZÜ
24 Haziran 2008, Salı   GECE KULÜBÜ VE KUMARHANE BASKINLARI
18 Haziran 2008, Çarşamba   MESLEK LİSELERİNDE SINIF GEÇME KOMEDİSİ
15 Haziran 2008, Pazar   Biz zamanında teknolojimizi geliştirseydik Rumun güç artırımından TV'lerimiz etkilenmezdi
08 Haziran 2008, Pazar   İKİ TOPLUMUN BAŞINA NE GELDİYSE İNGİLİZLERDEN GELMEDİ Mİ?
04 Haziran 2008, Çarşamba   GÜNEYDEKİ GIDA SKANDALINDAN DERS ÇIKARMALIYIZ
03 Haziran 2008, Salı   SİGARA YASAĞIYLA İLGİLİ YASA BAŞARILI OLAMAYACAK
01 Haziran 2008, Pazar   CEZAEVİNDEKİ ZANLIYI MAHKEMEYE GÖTÜRMEK İÇİN ŞİDDET KULLANILMALI MI?
31 Mayıs 2008, Cumartesi   POLİS DÖVER Mİ?


Yorum Sayısı:   17
  MEHMET         - GIRNE 14 Temmuz 2007, Cumartesi 01:11 
ADNAN DOSTUM GIRNEDEN SELAMLAR,KIBRISLILARLA TURKIYELILERIN ARASINI BIRKAC SEVIYESI DUSUK SAHSIYET BOZAMAZ,BIZ HERZAMAN GARDASIK
  ADNAN         - TASUCU 10 Temmuz 2007, Salı 05:52 
KEMAL ARKADAS AGZINA SAGLIK BENIM BIRCOK KIBRISLI DOSTUM VAR ,KIBRISLI KARDESLERIME BIRSEY OLURSA ILK GIDECEK OLANLARDANIM.KANSIZLAR BIZDEDE VAR ONLARDADA VAR AMA BIRKAC SUTU BOZUK ICIN BUTUN ULKEYI YARGILAYACAK CAHILLERI TAKMA KAFANA YURDISINDAN YAZANLAR ICIN CANINI SIKMA MEMLEKETLERNI NE KADAR SEVDIKLERI SENINDE DEDIGIN GIBI YASAMAYI SECTIKLERI ULKELERDEN BELLI ,KIBRISA SELAM
  Ali M.         - California 10 Temmuz 2007, Salı 05:49 
Kemal Izmir,dort ay once ben de senin gibi dusunuyordum.Durumu anlamis degilsin.Bu adrese gir ve oku.www.haber7.com/haberphp?haber_id=250779 Yazan arkadas da Turkiyeli.Demek ki bicak kemige dayanmis.Dunyanin her yerinde yasayan Turklerimiz vardir.Var olusumuz Turkiye ve Kibrisin economisine buyuk yardim ediyor ve cok daha faydalarimiz oluyor.Turk Turktur,daha iyi Turk diye birsey yok.Sen su yaziyi bir oku da yine yorumunu yazarsin.
  cenk         - girne 10 Temmuz 2007, Salı 05:27 
kuzeydeki hirsizlik ,cinayet ,mafya,
tecavuz,uyusturucu tuccarlari,kadin saticilari,sapiklar ve kirolar biktirdi londradan yazan sahis , ismini turk yazacagna kendi ulken icin calis,amerikadan yazana da lafim ayni gavur kucagina can atacagna ulkene gel turk kucagna can at ama yabanci daha tatli,sizin gibi gavur parasiyla yasayip milliyetcilik satanlar biktirdi.madem memnunsunuz durumdan gavuristanda isiniz ne???
  murat         - l/sa 10 Temmuz 2007, Salı 05:26 
yurdisindaki gavur usaklari kibris sorununu karismasin yudrunu sevende yurdunda kalsin.ne mutlu kendi ulkemdeyim
  kemal         - izmir 09 Temmuz 2007, Pazartesi 18:37 
benim esim kibrisli ve kibrisli turklerin turkiyelilerle sornunu hic olmadi onlarin sorunu oldugu tipleri ben turkiyede istemiyorum onlar neden istesin,yurdisindan yazan iki sahis gibi dusunen kibris dusmanlari yuzunden surekli her olay kibris turkiyeli olayina donusuyor,adamlar hirsizlari istemiyorum diyor biz kurtardik diyorsunuz uyusturucu saticilarni istemiyor rumcu diyorsunuz,katilleri istemiyor siz turk degilsiniz diyorsunuz onlar sizden daha turk ve gururla turk bayragi altinda yasiyor ,ikinizde turk dusmani irkci ulkelerde yasiyorsunuz biriniz londra digeriniz usa ve kalkmis buraya yorum yaziyorsunuz,ayiptir ,demekki sadece avrupada yasamakla insan kendini gelistiremiyor
  Turk         - Londra 04 Temmuz 2007, Çarşamba 21:07 
Sayin Seray hanim bosuna kendinizi yormayin bunlar gibi dusunlerden ne koy olur ne kasaba birak ne halleri varsa gorsunler baslari sikisinca kurtarin diye bagiranlardan bunlar, ve ilk kacanlardan, olan gene bizim gibi insanlara olur ama bu sefer bir sey olursa ki insallah olmaz kimse kilini bile kipirdatmayacak cunku biktirdilar...Birak ne halleri varsa gorsunler...
  seray         - usa 01 Temmuz 2007, Pazar 10:39 
goruyorum da komist parti zanlilari, gavur kucagina can atanlardansiniz. kibrista verilen oluleri degil avrupada calisma veya calisma alanlari ruyalariyla avunan partinin temelli oldugunu soyluyorsuznuz. temel nerede CTP nerede. bu partiyle gavurlari kendiniz icimize cagiriyor o gunleri unutuyorsunuz. bir bosnia kadar adam olmadiniz ki olulerimiz, kaybolan ailerimizi hakli cikarasiniz. kimin umrunda kuzey kibris kapilarini acmis. gavur gavuru destekler,biraz gozunuzu acin. kibrislilar da muslumanlarla is yapamaz cunku farklilar. Siz parti temelerinden bahsediniz ama gercek vatanlarini koruyup, ozgurluk icin calisanlari unuttunuz. gavurlar kktc tarafini sicak bulmuyorlar, sizlere ne oluyor da CTp nin hayeleriyle evinizi, ailezini unutuyorsunuz. Temelli parti ancak turk askerinin bizlere verdigi yasam sansini anlayanlardir. bu gun asker kacsin hepsi eskiye doner. unutmayiniz ki avrupa sizi 1974 once korumadi ve sonra da korumaycak. bizler bir ovuc kibrisli turkler o zaman ne yaparsiniz da bilemem. temelli parti vatanini kapilarini gavura acmayan, ozgurlugunun analamini bilen partidr.
bir vatandas ki savasi yasamis.
  Salih         - lefke 27 Haziran 2007, Çarşamba 06:32 
"Böyle gelmiş böyle gider yoktur çaresi" mi diyorsunuz!
Vay halimize!
  Adı Bende Saklı         - MAĞUSA 27 Haziran 2007, Çarşamba 05:50 
Ali Bey, yazılarınız güzel, size katılıyorum. Fotomontaj da çok güzel. Espriyi çok beğendim ama o hayvan deve değil, "Lama"... Sanırım siz de biliyrosunuz... Neyse yine de güzel. Bu da esprinin bir parçası olsun.

Sevgiler...
  Apar Topar         - kktc 27 Haziran 2007, Çarşamba 05:49 
Şu son paragrafta yanlış bir şey yazdım. Düzeltme gereği duydum...

"Benim kirim ve kötü ter kokum su ile geçer ama kulakta kötü koku bırakan dolandırma DEDİKODULARI kakofonisini temizlenmeye çalıştıkça daha da kirleniyor.
  MEHMET         - GİRNE 27 Haziran 2007, Çarşamba 05:48 
Sayın Apar Topar, sözünüzde durmuşsunuz. Gayet güzel oldu tebrik ederim
  Apar Topar         - kktc 27 Haziran 2007, Çarşamba 05:46 
Şu son paragrafta yanlış bir şey yazdım. Düzeltme gereği duydum...

"Benim kirim ve kötü ter kokum su ile geçer ama kulakta kötü koku bırakan dolandırma DEDİKODULARI kakofonisini temizlenmeye çalıştıkça daha da kirleniyor.
  Apar Topar         - KKTC 27 Haziran 2007, Çarşamba 05:40 
Bu da aceleyle yazılmış apar topar bir yazı olacak ama tekrar dünkü yazıya gelelim... Olayı görmediğimden dolayı şahısları dolandırıcıkla itham etmenin olgusal olarak yanlış bir kere. İçerik ile olgu örtüşmüyor. Hâlâ daha aynı şeyi düşünüyorum. Peşin hükümlü ve popülist kanılardan uzak durmak istiyorum. Görmediğim şeyler için insanlara çamur atmak istemiyorum. Ama bir diğer yandan da, sokakta yürüyen insanların gözü ve sesiyle bakıldığı zaman, yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili “zaten bunların ayarındaki politikacılardan beklenmeyecek bir şey değil” üzerimize havasının çöktüğü olumsuz bir önyargı var öteden beri ve değişmesi de zor. Bizim siyasetteki konjönktürel mide bulandırma ve şeytan dürtmesini andıran şu kültürel bıkkınlık da göz önüne alındığı zaman bu tarz paranoyak komplo teori silsilesi söylemlerinin ardı arkası kesilmeyecek. Ama paranoyak olmak iyi bir şeydir.


Benim dolandırma hadisesinde ışık tutmak istediğim şahıslar değil, olaylar veya durumlardır. Daha doğrusu genel anlamda, insan doğası: İnsan zayıflığı. Poe’nun akıllıca gözlemlediği gibi dolandırma eylemi tarih kadar eski. İnsan çoğuzaman kötüye daha meyilli. İskaryotlu Yahuda Hazreti İsa gibi birisini 30 kanlı gümüş karşılığında ispiyonlayıp çarmıha gerdirmişti. Bu iyi ve kötü arasındaki Maniheist ikili zıtlığın ötesinde bir şey: İnsan zayıflığı. İyi veya kötü meselesi değil. Suçumuz insan olmak. Gardımız indirdiğimiz anda kontrolden çıkıyoruz.

Aslında tam bu nokta’da Marx’ı anımsamak faydalı olacak. Marx’ın genelde yanlış anlaşılan ya da dinsizlikle çarpıtılan tarihsel materyalizm’de (diyalektik materyalizm) göstermeye çalıştığı şey, biraz da indirgeyerek anlatacak olursak, ‘beden’in, yani insanın ihtiyaçları ve arzularıdır. Kısaca, vücut siyasası tarihsel bağlamda diyalektik materyalizmdir. Tarih bedensel eksiklikler ve ihtiyaçlar tarafından şekilleniyor. Bunu kabul etmek için komünist olmaya gerek yok. İnsan her yerde aynı amaç işin yaşar: mutlu olmak. Araçlar’ın etik ve estetik yönü kompleks ve değişken olsa da: Hırsızlık, yardımlaşma, dolandırma ve saire. Şu aşağıda alıntılanmış 1-2 ifadeye bakılırsa, beden politikası da en az dolandırıcılık tarihi kadar ezeli: Antik Yunan’da Epikuros’a göre insanın ekmek ve suyu olunca mutlulukta Zeus ile yarışabilir. İspanyol Cervantes bütün acılar azalır, yeter ki ekmeğin olsun” derdi. Hegel “önce yemek için bir şeyler, giymek için bir şeyler, ardından Tanrının Krallığı da gelir, yanısıra bunların.” Barbar savaşçılar boş zaferden çok kazançla ilgiliydiler. Ne de olsa onur gibi soyut kavramlar da maddi bolluğun olduğu yerlerde onarılırdı. İşte soyut, maddi olmayan, imgelemin, ruhun bile altında yatan, hani Marx’ın deyişiyle, düşünceyi belirleyenin madde olduğunu söylediği şey bu bağlama yakındır. Art niyet arayıp dinsizlik histerisini hortlatmaya gerek yoktur. Ne de olsa AntikYunan veya Kuzey Avrupalı “barbar”larda zamanında Marksizm yoktu. Ama beden politikası, insanın arzuları benzerdi. Gel de bunu baı insanlara anlatabilirsen anlat.

İşte bu çerçevede komünizm solculuktan da, Marksizmden de farklı ve o da dolandırıcılık ve insan zayıflığı kadar kadim bir macera. Farkı da burada yatar. İktidar tarafından işler her boka sardığı zaman refleks gibi ağıdan çıkan ve her fırsatta “dolandırıcılığın ve kötülüklerin kaynağı “olarak yaftalanan naif anti-komünizm savı da epeyce yanılgıyı bir arada barındırıyor. Kel alaka bir durum. Hele bir de metafor olarak “yedikçe daha da acıkan bir hayvan” olarak kapitalist ekonomi tüm bu insan zayıflığı ve dolandırıcılığının işleyişine uygun bir zemin hazırlıyor, o zayıf insanın zayıflığını istismar ediyor. Kapitalist ekonominin şu tüketicileri cezbeden, hilekarları baştan çıkaran, dolandırıcıları baştan çıkaran anarşik ya da Darwinimsi doğası aslında dolandırma üzerine kuruldu. Çıkarların uluorta çarpışması yüzünden anlaşamayan, yapısal güçlük çeken bu dünyada birbinden korkup nefret eden insanların birbirini fırsat bulması halinde bir kaşık suda boğacağı, neredeyse herkesin herkese diş bilediği Hobbes’un “insan insanın kurdudur” düşüncesinin egemen olduğu böyle bir ortamda dolandırcıdan ne beklersiniz? Fare için onu gördüğü zaman ağzının suyu akan kedi ne ise, dolandırma da kapitalizm için odur. Şu dolandırma zemininde hergün kendini yeniden üreten kapitalist iktidarda tutunmayı başaramayan şahıslar varoluş nedenlerinin meşruiyetini sağlayan Komünizm stigmata işlevi görse de, bizi günahlarını unutturmaya davet ediyorlar, gerekirse yeni günahlara ses çıkarmamaya çağırıyorlar. Ne de olsa dolandırıcılık kadar sermaye de varoluş ilişkisi, insanlık durumudur. Bizim kadar sosyal bir varlıktır sermaye. Gören de kapitalist zihin durumunda tavuk gibi yolunanlara değer veriliyor zannedecek .. İnsan kötülük politikasında daha iyi.

Bireye uygulanabilen topluluğa da uygulanabilir bir bakıma. Bir bireyin düşündüğünü cemaat da düşünebilir. Şurdan birisi çıkıp böyle şartlarda, düzgün ve temiz siyaset efsanesi artık modern bir mitoloji olmuş diyecek. Aslında çekici, soylu, ilham verici fikirlere ve amaçlara benzediğini de söyleyecek. Aslında özümüzde iyi insanlarız da diyecek... Ama neymiş efendim, içinde bulunduğumuz bağlam bu iyi potansiyeli aktüelize etmeye müsade etmiyor. Uygulamak zor olduğundan hayata geçirmenin hiç de pratik olmadığını söyleyecek. Dolandırıcılık daha mı pratik, gerçekçi ve konforlu?

Ama son olarak, gerçeklikten kaçmak isteyen kültürel umutsuzların üzerine titrediği Poe’nun o neşeli sosyo-kritik yönünün bu tablo içerisinde açığa çıkması çok hoş bir POElitika.....

Şu anda bu yaz sıcağında ve kanımı emmekten bıkmayan misafirlerimiz sivrisineklerin arasında ve kan ter içerisinde yazıyı tamamladım. Benim kirim ve kötü ter kokum su ile geçer ama kulakta kötü koku bırakan dolandırma kakofonisini temizlenmeye çalıştıkça daha da kirleniyor.
  Apar Topar         - KKTC 27 Haziran 2007, Çarşamba 05:26 
DOLANDIRICILIK

Dün gece apar topar ve uyuku sersemi yapmış olduğum alelâde yorumlarla ilgili fikrim değişmedi ve - söz verdiğim üzere Poe’dan yaptığım alıntının Türkçe çevirisini -birkaç cümle de ekleyerek- aktarıyorum. Birisinin işine yarar belki deiye yazının kaynağını da verdim.

“Dolandırıcılığın – ya da dolandırmak fiilinden türetilmiş soyut kavramın anlamını herkes bilir; ama eylemin kendisini, yani dolandırmayı tanımlamak güçtür. Ancak dolandırmayı kendi başına ele almak yerine, insan dolandıran bir hayvandır dersek belki de meseleyi biraz olsun kavrayabiliriz. Plato bunu anlayabilse tüyleri yolunmuş tavuk meselesinde küçük düşmezdi.
Plato’ya oldukça yerinde bir soru sormuşlar: Tüyleri yolunmuş bir tavuk açıkça iki ayaklı tüysüz bir hayvan olduğuna göre onun tanımına göre bu tavuk da insan sayılmaz mı? Ama ben benzer bir soru soracak değilim. İnsan dolandıran bir hayvandır ve insandan başka dolandıran hayvan yoktur. Bir kümes dolusu tüyleri yolunmuş tavuk bir araya gelse de bunu başaramaz”
Aslında dolandırıcılığın özünü, temelini, ilkesini teşkil eden nitelik sadece ceket ve pantolon giyen hayvanlara ögüdür. Karga çalar; tilki aldatır; gelincik kurnazlıkla yener; insan ise dolandırır. Dolandırmak insanın alın yaısıdır. “İnsan hüzünlenmek için yaratılmıştır,” der şair. Hayır, insan dolandırmak için yaratılmıştır. Bu onun amacı – hedefi – niyetidir. Bu yüden insan dolandırınca işinin bittiğini söyleriz.
Dolandırıcılık aslında bir bileşiktir. Bileşenleri küçük çaplılık, ilgi sebat, hünerlilik, korkusuzluk, soğukkanlılık , özgünlük, küstahlık ve sırıtmaktır... Dolandırıcılığın kökeni epey eskilere dayanır. Belki de ilk dolandırıcı Adem’dir. Her halükarda, dolandırıcılık biliminin epey eski olduğu kesindir. Ancak dolandırıcılık, kalın kafalı atalarımızın hayal bile edemeyeceği kadar kusursuzlaşmıştır çağımızda.” 499-501

Poe, Edgar Allan. “Dolandırıcılık.” İçerisinde, Bütün Hikayeleri. Çev. D. Körpe. İstanbul: İthaki, 2002, 499-507.
  MEHMET         - GİRNE 26 Haziran 2007, Salı 07:39 
Apar Topar rumuzlu arkadaşı kutluyorum. Edgar Allan Poe'dan yaptığı alıntı tam da Özgür Parti'nin içinde bulunduğu durumu anlatıyor. Çok güzel bir yazı. Ali bey, fotomontaj da güzel olmuş...
  Apar Topar         - KKTC 26 Haziran 2007, Salı 07:32 
Gözümle görmediğim ve iyi olaylar olmadığı için Kimseyi zan altında bırakmadan, Edgar Allan Poe'dan dünyanın en eski mesleği olduğunu iddia ettiği O uğraşa dair bir iki cümleyi alıntılayarak işaret etmek istiyorum... Yazık bu Poe'nun da hep gotik ve gizemci doğası ön plana çalışılmış yıllarca. Halbuki adamın ne hoş sosyal- eleştiri yönü varmış ... Dahası hâlâ daha da geçerliliğini koruyor;

"We may get, however, at a
tolerably distinct conception of the matter in hand, by defining-
not the thing,diddling, in itself- but man, as an animal that diddles... Man is an animal that diddles, and there is no animal that diddles but man.

“What constitutes the essence, the nare, the principle of diddling is, in fact, peculiar to the class of creatures that wear coats and pantaloons. A crow thieves; a fox cheats; a weasel outwits; a man diddles. To diddle is his destiny. "Man was made to mourn," says the poet. But not so:- he was made to diddle. This is his aim- his object- his end. And for this reason when a man's diddled we say he's "done."


Yarın yazının Türkçe çevirisini de aktarırım ... Poe'yu orjinalinden okumak da ayrı bir zevk :)

Eyvallah Ali bey :)





DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

NÜFUS, ÇEVRE VE BİR HOŞGELDİN

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Denizden para değil cesaret kazandım...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(23)...

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

Laforizmalar

Bilbay Eminoğlu

"Ama dibelik ya beleşe verecek gızımı ...

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınlarının insan sağlığı üzerindeki...

Dr. Umut Altunç

Kıbrıs Güneşi, Ultraviyöle ve Bebekler

Aysu Basri

AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK

Sevilay SADIKOĞLU

Çocuğuma okul arıyorum...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Multipl Skleroz

Dr. İsmail KEMAL

G-8 zirvesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

II. Uluslararası Şiir Buluşması

Psikolog Ayla Kahraman

Psikososyal istismar

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Cildi koruyan gıdalar

Osman Ertuğ

Meselenin özü

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

KALİTELİ İNSAN AYRICALIĞI

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Kuraklık felaketi ve çözüm yolları

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital