|
Çetinkaya’nın ülkemize bir futbol takımı getirmesi, hele de bunun tanınmış bir İngiliz takımı Luton Town olması güzel bir olay, buna bir itirazımız olamaz.
Ancak Çetinkaya’nın bu takımı ülkemize neden getirdiği konusunda bence tam bir netlik yok, en azından bu konuda benim kafam karışık.
Luton Town, ülkemizde kamp yapıp ayrılacak, Çetinkaya’nın kardeş takımı olacak misafir bir ekip miydi?
Yoksa Çetinkaya ile ciddi ciddi maç yapmaya mı gelmişti?
Çetinkaya, bu takım ile gerçekten maç yapmayı istedi mi?
Çetinkayalı yöneticiler, gerçekten bu takım ile maç yapabileceklerine inandı mı yoksa olayı bir oldubittiye mi getirmeye çalıştılar?
Bir karambol yaratıp da “olursa olur, olmazsa olmaz” diye mi düşündüler?
Yoksa; “maç olsa da olmasa da ismimiz gündemde kalsın, reklamın iyisi kötüsü olmaz” düşüncesinden mi hareket ettiler?
Bu maçın oynanmasını ben de canı gönülden istiyordum ama açıkçası oynanacağına hiç inanmadım.
Hele de geçen salı akşamı, bir karar değişikliği olduğu ve maçın oynanacağının açıklanacağı bildirilen basın toplantısında Başkan Zeki Ziya’yı dinlediğimde maçın oynanmayacağı konusunda kuşkum kalmadı.
Ziya’nın sözlerinden maçın oynanmayacağı belliydi çünkü; “Ne isterse olsun maç oynanacak, Luton Town her türlü cezayı göze aldı” diyemiyordu.
Mevcut durumda ya da ufuktaki konjonktürde herhangi bir değişiklik yoktu, ambargolar devam ediyordu, maç oynansa Luton Town’ın ceza alacağı aşikardı.
Şimdi bu ortamda ne değişti ki biz bu kadar hassaslaştık, beklentiler içerisine girdik?
Bu tip ambargoyu delme girişimleri hep cezayla ya da son anda iptalle sonuçlanırken, neydi bu Amerika’yı yeniden keşfetme ısrarımız?
Kümde düşen Luton Town’ın yöneticileri, birdenbire gözü kara mı olmuştu?
Yoksa kendi futbol federasyonlarına ya da FİFA’ya rest çekecek kadar çılgın mıydılar?
Ya da bir istihbarat aldılar, ceza yalnızca “maddi” miydi de biz ülke olarak mı karşılayacaktık bu parayı?
Veya seçim telaşında olduğundan, “uyumlu politikacı” imajı yaratmaya çalışan, seçime giderken de Cumhurbaşkanı Talat’a görüşme çağrısı yapan Papadopulos’un bu ruh hali içinde maça izin vereceğini mi düşündü Çetinkayalı yöneticiler ve tabii ki bizim devlet ve hükümet yetkilileri?
İnanın hep bunlar geçti aklımdan, maça gitme isteği doğmadı bende, aslında son anda iptal olacağı belliydi.
Rastlantı sonucu dahi olsa, geçen Salı günü Çetinkaya kulübünde yapılan basın toplantısını ben de izledim, aslında burada başkan Zeki Ziya’nın konuşması içersindeki satır aralarında geçen ifadeler şifreyi çözmemize yetiyordu.
Ziya başkanın söylediğine göre, Çetinkaya Güney Kıbrıs’taki futbol federasyonu (KOP) ve İngiltere Futbol Federasyonu ile yazışmalarında, karşı taraftan sürekli gündeme gelen “izin alın” talebini geri çeviriyordu.
Basın toplantısında da Zeki Ziya, “kendilerini tanımayan KOP’tan” izin alma gibi bir durumları olmadığını, ancak “bilgi notu” verip, “maça davet ettiklerini” söylüyordu. (Nitekim önceki günkü basın toplantısında da Ziya, ne geçmişte ne de bundan sonra izin almalarının söz konusu olmadığını yineledi.)
Açıkçası, Luton’un ülkemize geldiği ve maç yapmaya hazırlanıldığı günlerde Çetinkaya kulübü, hem KOP’a hem de İngiltere Futbol Federasyonu’na dolaylı dahi olsa meydan okudu.
Her iki tarafa, maça davet eden bilgi notları vererek, “biz yaparız sizi sallamayız ama gelin maçı seyredin” diyen nazik bir meydan okuma.
Tamam da meydan okumakla olmuyor bu işler, adamlar zaten bize karşı art niyetli, zaten bize nefes aldırmak istemiyorlar, bu şekilde üzerlerine gidersek sonuç alamayız ki.
Yapmamız gereken, o cepheden bir “delik” açıp, sonrası için emsal teşkil edecek olumlu bir sonuç almak, “sportif ve insani” bir fırsat yakalamaktır.
Spor adamları böyle bir çaba içinde mi olacak yoksa politikacı gibi mi davranacak, bunun kararını vermek zorundadırlar.
Gerçekten maç mı oynamak istiyoruz, bir dünya takımı ile karşılaşmak, gençlerimiz için fırsat yakalamak, insanımızın ufkunu açmak, onlara moral aşılamak mı hedefimiz?
Gerçekten niyetimiz “sportif bir olay” mı, o zaman ufacık bir yazı ile izin talep etseydik KOP’tan.
Gelecek cevabı tahmin edebiliyorum; “Haaa, olur mu, o zaman Rum yönetimini tanımış olurduk, kesinlikle olmaz.”
Peki siz kimsiniz ki Rum yönetimini tanımış olacaksınız, siz spor adamısınız unutmayın, politikacı değilsiniz.
Eğer Rum futbol federasyonu samimiyse ve biz ambargoyu kısa bir izin yazısıyla delmiş olacak, bize dünya takımları ile maç yapma şansı doğacaksa neden o izni almayalım?
Belki de KOP yöneticileri samimi değildi, belki de izin alınmayacağını bildikleri için, “izin verecektik” şekline blöf yapıyorlar.
Belki de Çetinkaya’yı caydırmak için, ikinci adım olarak “gelin Güney Kıbrıs’ta yapın maçı” diyeceklerdi.
Bir izin girişimiyle Rumun gerçek niyetini de anlamış olacaktık, blöf mü yapıyorlar, samimiler mi öğrenecektik.
Bakın KOP başkanına, yalnızca kurucu üyeleri olan Çetinkaya’nın değil, isteyen herhangi bir Kıbrıs Türk takımının izin alması durumunda istediği takımla, ister Fenerbahçe, ister Galatasaray, isterse Real Madrid, herkesle oynayabileceğini söylüyor.
KOP başkanı karşısındakilerin niyetini anlamış, eline koz geçirmiş, konuşur tabii, konuşur da savurur da, yalan da söyler...
Madem ki dünya onları yasal federasyon olarak tanıyor, ne yapalım bu nimetlere ulaşabilme adına bir izin alsaydık.
Haa, şimdi iş “Rumu tanırız, tanımayız meselesine” gelirsek; kusura bakmayın ama biz Rum yönetimini tanıma- tanımama konusunda maalesef ikiyüzlüyüz.
İşimize nasıl gelirse öyle konuşuyor, işimize nasıl gelirse öyle davranıyoruz; KOP’tan maç izni almaya gelince politikacı kesilip, milliyetçiliğe bürünüp “olmaz” diyoruz ama iş Kıbrıs Cumhuriyeti kimlik kartı, pasaportu almaya, Rum hastanelerinde tedavi görmeye, Rum dairelerinde mallarımızla ilgili işlem yapmaya gelince Rum yönetimini tanımış olmuyoruz.
“E efendim onlar bizim Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kalma haklarımız”, zaten ne zaman sıkışsak Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kalma haklarımız aklımıza geliyor.
Peki KOP’un kurucu üyesi olan, Güney Kıbrıs’ta yasal kabul edilen ender kurumlardan olan Çetinkaya’nın da cumhuriyetten kalan hakkı yok mudur, maç yapmak için?
Kolayca dünyaya açılabilmek için kimlik kartı, pasaport almak, hastanelerde tedavi görmek insani olaylardır da maç yapmak insani bir olay değil midir?
Gidip de kimlik kartları, pasaportlar için kuyruklarda beklemek, ameliyat masalarında kendinizi Rum doktorlara emanet etmek sizi rencide etmedi, korkutmadı da iki satırlık izin yazısı rencide etti, korkuttu.
Hem de işin sonunda dünyada ses getirecek bir maç yapmak, sonraki maçlar içinde emsal yaratmak varken.
Efendim Rum, “Bakın işte Türklere fırsatlar tanıyoruz” diyerek çözümden uzaklaşacakmış.
Sanki bunlar olmazken Rumlar çözüme çok yakındı da tuttu sizi gailesi.
Kıbrıslı Türklere sağladıkları pasaportları, hastane imkanlarını da politik malzeme yapıyorlar ama ortada bir çözümsüzlük olduğu gerçeğini değiştiremiyorlar, ne kadar umursuz davransalar, çözüme yanaşmasalar da sorunun yakıcılığı onları da etkiliyor.
Öyle olmasa seçime giderken Papadopulos, birdenbire uyumlu politikacı pozlarına girip, Cumhurbaşkanı Talat’tan görüşme talep eder miydi?
Sonuç olarak olay nereye varıyor biliyor musunuz; sanki de bu maçın oynanmamasına sevindik ki “ambargo var” diye bağıralım, “ambargo” kelimesini daha yüksek seslendirebilelim diye.
Yani öyle olmasa bile ortaya öyle bir izlenim çıktı.
Arkadaşlar, dün çıkmadı ortaya bu ambargolar, yıllardır kıçımızı yırtarcasına bağırdığımız halde sonuç değişmedi, bir çözüm oluncaya kadar da çeşitli alanlardaki ambargolar devam edecek, bir bir daha iki eder, gerçek bu, kendi kendimizi kandırmayalım.
Ben de ambargo koyanları ve ambargoları lanetliyorum, ne Papadopulos’un avukatıyım ne de KOP’un. Onların yaptıklarını da kesinlikle tasvip etmiyorum ama gerçek bu, gerçeği görmezden gelemeyiz.
Zeki Ziya önceki gün zehir zemberek bir açıklama daha yaptı, KOP’tan başladı, İngiliz futbol federasyonundan devam etti FİFA’da durdu, hepsini dümdüz etti, verdi veriştirdi.
Eee sonuç?
Sonuç şu; tavşan dağa küsmüş dağın haberi yok.
Biz daha böyle çok bağırırız arkadaşlar, sinirimiz de yanımıza kalır ama değişen bir şey olmaz.
******
KAPIYI KAPATAN TARAF TALAT OLMAMALI
Cumhurbaşkanı Talat’ın görüşmelerle ilgili şimdilik tarih vermeme kararına bir bakalım isterseniz.
Gerçekçi olup, öncelikle Papadopulos’un Talat’a görüşme teklifini neden yaptığına bakmak lazım.
Neden Papadopulos’un birden bire melek kesildiğine...
Her seçim dönemi Papadopulos’ta bir yumuşama olur, seçimden sonra da burnundan kıl aldırmaz, katı bir siyasetçiye dönüşür.
Daha düne kadar “muhatabımız Türkiye’dir” diyen Papadopulos’a ne oldu ki birden bire görüşme talep etti?
Tabii ki seçime yönelik, “uyumlu politikacı” imajı yaratmak için.
Talat üzerinden ya da Kıbrıs Türk tarafı üzerinden seçim propagandası yapıyor.
Papadopulos, iyi niyetli olmadığını defalarca kanıtladı, son Luton Town maçının oynanmaması da iyi niyetli olmadıklarının bir göstergesi.
Gerçi ben, bizde bazı kesimlerin, maçın oynanmamasına adeta sevindiğini ve bundan da politik malzeme umduğunu da sezinliyorum ya neyse...
Spor ambargosunu biz de politik malzeme yaparsak, bu iş daha uzun süre çözülemez.
Biz bir şekilde spor ambargosuyla ilgili emsal olacak, ilerisi için kapı açacak bir “delik” bulmalıyız.
Şimdi Cumhurbaşkanı Talat’ın tepkisine bakacak olursak; tepkisini haklı buluyorum ve sanırım tepkisi yalnızca maçın oynanmamasına değil Papadopulos’un kendisini bir seçim propagandası haline getirmesinedir.
Papadopulos, samimi olmadığını o kadar belli ediyor ki tepki göstermemek elde değil.
Talat, seçim propaganda aracı olmak istemiyor ama ben kapıların kesin kapatılıp, “görüşmem” denmesinden yana değilim.
Gerçi ben cumhurbaşkanlığı açıklamasını “kesin iptal” olarak algılamadım, “kesin iptal” ile “şimdilik uygun değil” biraz faklı şeylerdir.
Sanırım biraz aralık kapı bırakmış gibi geldi bana.
Tamam tepkimizi ortaya koyalım ama “görüşmeye yanaşmayan taraf” olarak da görülmeyelim.
Sonuçta bu spor ambargosu hep vardı, şimdi ortaya çıkmış bir olay değil, o yüzden “mızıkçılık çıkaran tarafa dönüşmeyelim.
Sanki iplerin gerilmesini fırsat beklermiş gibi bir görüntü doğuyor gibime geliyor.
Hep söylerim, hep savunurum, karşınızdaki ne kadar kötü niyetli olursa olsun siz iyi niyetinizi koruyunuz, kısasa kısasla olmuyor bu işler, yıllarca olmadı, bundan sonra da olmayacak.
Gerginlik politikalarıyla ne geçti ki elimize bugüne kadar ki bundan sonda da geçsin.
********
HRİSTOFYAS’IN SÖZLERİ
AKEL Genel Sekreteri Hristofyas, aslında ortaklık yaptığı Papadopulos ile birçok konuda anlaşamadıklarını, büyük ve derin görüş ayrılıklarına rağmen bunu dışa belli etmediklerini söyledi.
Eğer Hristofyas, sırf bu görüş ayrılıkları nedeniyle başkanlığa aday olduysa iyi...
Ancak tersten bakacak olursak, tipik bir politikacı gibi, sırf başkanlığa aday olduğu için bunları söylüyor, günah çıkarıyorsa işte bu kötü...
|