Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Yoldan çıkıp takla atan otomobilin sürücüsü öldü
Bebek kürtajla alınacak
Ya yasanız gidecek, ya da siz
Avrupa Parlamentosu'ndan fazla bir beklenti olmamalı
Kemal Sunal, mezarı başında anıldı

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

“ÇETİNKAYA - LUTON TOWN” MACERASIYLA İLGİLİ UZUN BİR DEĞERLENDİRME

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   16 Temmuz 2007, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

   Çetinkaya’nın ülkemize bir futbol takımı getirmesi, hele de bunun tanınmış bir İngiliz takımı Luton Town olması güzel bir olay, buna bir itirazımız olamaz.

   Ancak Çetinkaya’nın bu takımı ülkemize neden getirdiği konusunda bence tam bir netlik yok, en azından bu konuda benim kafam karışık.

   Luton Town, ülkemizde kamp yapıp ayrılacak, Çetinkaya’nın kardeş takımı olacak misafir bir ekip miydi?

   Yoksa Çetinkaya ile ciddi ciddi maç yapmaya mı gelmişti?

   Çetinkaya, bu takım ile gerçekten maç yapmayı istedi mi?

   Çetinkayalı yöneticiler, gerçekten bu takım ile maç yapabileceklerine inandı mı yoksa olayı bir oldubittiye mi getirmeye çalıştılar?

   Bir karambol yaratıp da “olursa olur, olmazsa olmaz” diye mi düşündüler?

   Yoksa; “maç olsa da olmasa da ismimiz gündemde kalsın, reklamın iyisi kötüsü olmaz” düşüncesinden mi hareket ettiler?

   Bu maçın oynanmasını ben de canı gönülden istiyordum ama açıkçası oynanacağına hiç inanmadım.

   Hele de geçen salı akşamı, bir karar değişikliği olduğu ve maçın oynanacağının açıklanacağı bildirilen basın toplantısında Başkan Zeki Ziya’yı dinlediğimde maçın oynanmayacağı konusunda kuşkum kalmadı.

   Ziya’nın sözlerinden maçın oynanmayacağı belliydi çünkü; “Ne isterse olsun maç oynanacak, Luton Town her türlü cezayı göze aldı” diyemiyordu.

   Mevcut durumda ya da ufuktaki konjonktürde herhangi bir değişiklik yoktu, ambargolar devam ediyordu, maç oynansa Luton Town’ın ceza alacağı aşikardı.

   Şimdi bu ortamda ne değişti ki biz bu kadar hassaslaştık, beklentiler içerisine girdik?

   Bu tip ambargoyu delme girişimleri hep cezayla ya da son anda iptalle sonuçlanırken, neydi bu Amerika’yı yeniden keşfetme ısrarımız?

   Kümde düşen Luton Town’ın yöneticileri, birdenbire gözü kara mı olmuştu?

   Yoksa kendi futbol federasyonlarına ya da FİFA’ya rest çekecek kadar çılgın mıydılar?

   Ya da bir istihbarat aldılar, ceza yalnızca “maddi” miydi de biz ülke olarak mı karşılayacaktık bu parayı?

   Veya seçim telaşında olduğundan, “uyumlu politikacı” imajı yaratmaya çalışan, seçime giderken de Cumhurbaşkanı Talat’a görüşme çağrısı yapan Papadopulos’un bu ruh hali içinde maça izin vereceğini mi düşündü Çetinkayalı yöneticiler ve tabii ki bizim devlet ve hükümet yetkilileri?

   İnanın hep bunlar geçti aklımdan, maça gitme isteği doğmadı bende, aslında son anda iptal olacağı belliydi.

   Rastlantı sonucu dahi olsa, geçen Salı günü Çetinkaya kulübünde yapılan basın toplantısını ben de izledim, aslında burada başkan Zeki Ziya’nın konuşması içersindeki satır aralarında geçen ifadeler şifreyi çözmemize yetiyordu.

   Ziya başkanın söylediğine göre, Çetinkaya Güney Kıbrıs’taki futbol federasyonu (KOP) ve İngiltere Futbol Federasyonu ile yazışmalarında, karşı taraftan sürekli gündeme gelen “izin alın” talebini geri çeviriyordu.

   Basın toplantısında da Zeki Ziya, “kendilerini tanımayan KOP’tan” izin alma gibi bir durumları olmadığını, ancak “bilgi notu” verip, “maça davet ettiklerini” söylüyordu. (Nitekim önceki günkü basın toplantısında da Ziya, ne geçmişte ne de bundan sonra izin almalarının söz konusu olmadığını yineledi.)

   Açıkçası, Luton’un ülkemize geldiği ve maç yapmaya hazırlanıldığı günlerde Çetinkaya kulübü, hem KOP’a hem de İngiltere Futbol Federasyonu’na dolaylı dahi olsa meydan okudu.

   Her iki tarafa, maça davet eden bilgi notları vererek, “biz yaparız sizi sallamayız ama gelin maçı seyredin” diyen nazik bir meydan okuma.

   Tamam da meydan okumakla olmuyor bu işler, adamlar zaten bize karşı art niyetli, zaten bize nefes aldırmak istemiyorlar, bu şekilde üzerlerine gidersek sonuç alamayız ki.

   Yapmamız gereken, o cepheden bir “delik” açıp, sonrası için emsal teşkil edecek olumlu bir sonuç almak, “sportif ve insani” bir fırsat yakalamaktır.

   Spor adamları böyle bir çaba içinde mi olacak yoksa politikacı gibi mi davranacak, bunun kararını vermek zorundadırlar.

   Gerçekten maç mı oynamak istiyoruz, bir dünya takımı ile karşılaşmak, gençlerimiz için fırsat yakalamak, insanımızın ufkunu açmak, onlara moral aşılamak mı hedefimiz?

   Gerçekten niyetimiz “sportif bir olay” mı, o zaman ufacık bir yazı ile izin talep etseydik KOP’tan.

   Gelecek cevabı tahmin edebiliyorum; “Haaa, olur mu, o zaman Rum yönetimini tanımış olurduk, kesinlikle olmaz.”

   Peki siz kimsiniz ki Rum yönetimini tanımış olacaksınız, siz spor adamısınız unutmayın, politikacı değilsiniz.

   Eğer Rum futbol federasyonu samimiyse ve biz ambargoyu kısa bir izin yazısıyla delmiş olacak, bize dünya takımları ile maç yapma şansı doğacaksa neden o izni almayalım?

   Belki de KOP yöneticileri samimi değildi, belki de izin alınmayacağını bildikleri için, “izin verecektik” şekline blöf yapıyorlar.

   Belki de Çetinkaya’yı caydırmak için, ikinci adım olarak “gelin Güney Kıbrıs’ta yapın maçı” diyeceklerdi.

   Bir izin girişimiyle Rumun gerçek niyetini de anlamış olacaktık, blöf mü yapıyorlar, samimiler mi öğrenecektik.

   Bakın KOP başkanına, yalnızca kurucu üyeleri olan Çetinkaya’nın değil, isteyen herhangi bir Kıbrıs Türk takımının izin alması durumunda istediği takımla, ister Fenerbahçe, ister Galatasaray, isterse Real Madrid, herkesle oynayabileceğini söylüyor.

   KOP başkanı karşısındakilerin niyetini anlamış, eline koz geçirmiş, konuşur tabii, konuşur da savurur da, yalan da söyler...

   Madem ki dünya onları yasal federasyon olarak tanıyor, ne yapalım bu nimetlere ulaşabilme adına bir izin alsaydık.

   Haa, şimdi iş “Rumu tanırız, tanımayız meselesine” gelirsek; kusura bakmayın ama biz Rum yönetimini tanıma- tanımama konusunda maalesef ikiyüzlüyüz.

   İşimize nasıl gelirse öyle konuşuyor, işimize nasıl gelirse öyle davranıyoruz; KOP’tan maç izni almaya gelince politikacı kesilip, milliyetçiliğe bürünüp “olmaz” diyoruz ama iş Kıbrıs Cumhuriyeti kimlik kartı, pasaportu almaya, Rum hastanelerinde tedavi görmeye, Rum dairelerinde mallarımızla ilgili işlem yapmaya gelince Rum yönetimini tanımış olmuyoruz.

   “E efendim onlar bizim Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kalma haklarımız”, zaten ne zaman sıkışsak Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kalma haklarımız aklımıza geliyor.

   Peki KOP’un kurucu üyesi olan, Güney Kıbrıs’ta yasal kabul edilen ender kurumlardan olan Çetinkaya’nın da cumhuriyetten kalan hakkı yok mudur, maç yapmak için?

   Kolayca dünyaya açılabilmek için kimlik kartı, pasaport almak, hastanelerde tedavi görmek insani olaylardır da maç yapmak insani bir olay değil midir?

   Gidip de kimlik kartları, pasaportlar için kuyruklarda beklemek, ameliyat masalarında kendinizi Rum doktorlara emanet etmek sizi rencide etmedi, korkutmadı da iki satırlık izin yazısı rencide etti, korkuttu.

   Hem de işin sonunda dünyada ses getirecek bir maç yapmak, sonraki maçlar içinde emsal yaratmak varken.

   Efendim Rum, “Bakın işte Türklere fırsatlar tanıyoruz” diyerek çözümden uzaklaşacakmış.

   Sanki bunlar olmazken Rumlar çözüme çok yakındı da tuttu sizi gailesi.

   Kıbrıslı Türklere sağladıkları pasaportları, hastane imkanlarını da politik malzeme yapıyorlar ama ortada bir çözümsüzlük olduğu gerçeğini değiştiremiyorlar, ne kadar umursuz davransalar, çözüme yanaşmasalar da sorunun yakıcılığı onları da etkiliyor.

   Öyle olmasa seçime giderken Papadopulos, birdenbire uyumlu politikacı pozlarına girip, Cumhurbaşkanı Talat’tan görüşme talep eder miydi?

   Sonuç olarak olay nereye varıyor biliyor musunuz; sanki de bu maçın oynanmamasına sevindik ki “ambargo var” diye bağıralım, “ambargo” kelimesini daha yüksek seslendirebilelim diye.

   Yani öyle olmasa bile ortaya öyle bir izlenim çıktı.

   Arkadaşlar, dün çıkmadı ortaya bu ambargolar, yıllardır kıçımızı yırtarcasına bağırdığımız halde sonuç değişmedi, bir çözüm oluncaya kadar da çeşitli alanlardaki ambargolar devam edecek, bir bir daha iki eder, gerçek bu, kendi kendimizi kandırmayalım.

   Ben de ambargo koyanları ve ambargoları lanetliyorum, ne Papadopulos’un avukatıyım ne de KOP’un. Onların yaptıklarını da kesinlikle tasvip etmiyorum ama gerçek bu, gerçeği görmezden gelemeyiz.

   Zeki Ziya önceki gün zehir zemberek bir açıklama daha yaptı, KOP’tan başladı, İngiliz futbol federasyonundan devam etti FİFA’da durdu, hepsini dümdüz etti, verdi veriştirdi. 

   Eee sonuç?

   Sonuç şu; tavşan dağa küsmüş dağın haberi yok.

   Biz daha böyle çok bağırırız arkadaşlar, sinirimiz de yanımıza kalır ama değişen bir şey olmaz.

 

******

 

KAPIYI KAPATAN TARAF TALAT OLMAMALI

 

   Cumhurbaşkanı Talat’ın görüşmelerle ilgili şimdilik tarih vermeme kararına bir bakalım isterseniz.

   Gerçekçi olup, öncelikle Papadopulos’un Talat’a görüşme teklifini neden yaptığına bakmak lazım.

   Neden Papadopulos’un birden bire melek kesildiğine...

   Her seçim dönemi Papadopulos’ta bir yumuşama olur, seçimden sonra da burnundan kıl aldırmaz, katı bir siyasetçiye dönüşür. 

   Daha düne kadar “muhatabımız Türkiye’dir” diyen Papadopulos’a ne oldu ki birden bire görüşme talep etti?

   Tabii ki seçime yönelik, “uyumlu politikacı” imajı yaratmak için.

   Talat üzerinden ya da Kıbrıs Türk tarafı üzerinden seçim propagandası yapıyor.

   Papadopulos, iyi niyetli olmadığını defalarca kanıtladı, son Luton Town maçının oynanmaması da iyi niyetli olmadıklarının bir göstergesi.

   Gerçi ben, bizde bazı kesimlerin, maçın oynanmamasına adeta sevindiğini ve bundan da politik malzeme umduğunu da sezinliyorum ya neyse...

   Spor ambargosunu biz de politik malzeme yaparsak, bu iş daha uzun süre çözülemez.

   Biz bir şekilde spor ambargosuyla ilgili emsal olacak, ilerisi için kapı açacak bir “delik” bulmalıyız.

   Şimdi Cumhurbaşkanı Talat’ın tepkisine bakacak olursak; tepkisini haklı buluyorum ve sanırım tepkisi yalnızca maçın oynanmamasına değil Papadopulos’un kendisini bir seçim propagandası haline getirmesinedir.

   Papadopulos, samimi olmadığını o kadar belli ediyor ki tepki göstermemek elde değil.

   Talat, seçim propaganda aracı olmak istemiyor ama ben kapıların kesin kapatılıp, “görüşmem” denmesinden yana değilim. 

   Gerçi ben cumhurbaşkanlığı açıklamasını “kesin iptal” olarak algılamadım, “kesin iptal” ile “şimdilik uygun değil” biraz faklı şeylerdir.

   Sanırım biraz aralık kapı bırakmış gibi geldi bana. 

   Tamam tepkimizi ortaya koyalım ama “görüşmeye yanaşmayan taraf” olarak da görülmeyelim.

   Sonuçta bu spor ambargosu hep vardı, şimdi ortaya çıkmış bir olay değil, o yüzden “mızıkçılık çıkaran tarafa dönüşmeyelim. 

   Sanki iplerin gerilmesini fırsat beklermiş gibi bir görüntü doğuyor gibime geliyor.

   Hep söylerim, hep savunurum, karşınızdaki ne kadar kötü niyetli olursa olsun siz iyi niyetinizi koruyunuz, kısasa kısasla olmuyor bu işler, yıllarca olmadı, bundan sonra da olmayacak.

   Gerginlik politikalarıyla ne geçti ki elimize bugüne kadar ki bundan sonda da geçsin.

 

 

********

 

HRİSTOFYAS’IN SÖZLERİ

 

  AKEL Genel Sekreteri Hristofyas, aslında ortaklık yaptığı Papadopulos ile birçok konuda anlaşamadıklarını, büyük ve derin görüş ayrılıklarına rağmen bunu dışa belli etmediklerini söyledi.

   Eğer Hristofyas, sırf bu görüş ayrılıkları nedeniyle başkanlığa aday olduysa iyi...

   Ancak tersten bakacak olursak, tipik bir politikacı gibi, sırf başkanlığa aday olduğu için bunları söylüyor, günah çıkarıyorsa işte bu kötü...

   2622 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
27 Haziran 2008, Cuma   BAKOYANNİ'NİN GÖZÜ
24 Haziran 2008, Salı   GECE KULÜBÜ VE KUMARHANE BASKINLARI
18 Haziran 2008, Çarşamba   MESLEK LİSELERİNDE SINIF GEÇME KOMEDİSİ
15 Haziran 2008, Pazar   Biz zamanında teknolojimizi geliştirseydik Rumun güç artırımından TV'lerimiz etkilenmezdi
08 Haziran 2008, Pazar   İKİ TOPLUMUN BAŞINA NE GELDİYSE İNGİLİZLERDEN GELMEDİ Mİ?
04 Haziran 2008, Çarşamba   GÜNEYDEKİ GIDA SKANDALINDAN DERS ÇIKARMALIYIZ
03 Haziran 2008, Salı   SİGARA YASAĞIYLA İLGİLİ YASA BAŞARILI OLAMAYACAK
01 Haziran 2008, Pazar   CEZAEVİNDEKİ ZANLIYI MAHKEMEYE GÖTÜRMEK İÇİN ŞİDDET KULLANILMALI MI?
31 Mayıs 2008, Cumartesi   POLİS DÖVER Mİ?
28 Mayıs 2008, Çarşamba   DAĞINIKLIK


Yorum Sayısı:   6
  Enver         - Mağusa 26 Temmuz 2007, Perşembe 00:08 
Tamam yazının bir çok yerine katılabilirim. Haklıdır da yazar. Ama her ne kadar ben de inanmasam da, kalkıp ta Mağusa'dan oynanmayacağını bile bile bu maça gittim. Üstelik Çetinkaya'dan nefret etmeme rağmen. Biz kendimiz inanmadıktan sonra ne anlamı kalır ya delmenin ya kırmanın. Hatta sormak istediğim yazarımızın veya buraya yorum yapanların kaç tanesi kendi ligimizde tuttuğu takımın (eğer ki tutuyorsa!!) kaç maçına gitmiştir ? Yazıktır emeklere...
  Safiye. K.         - MAĞUSA 20 Temmuz 2007, Cuma 10:18 
Yazının tepki görmesi normal. Çünkü gerçekleri yansıtıyor. Salahi arkadaşın da dediği gibi doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Önemli olan gerçeği, objektif bir şekilde yazmaktır. Yoksa herkesin beğeneceği, suya sabuna dokunmayan ortalama bir yazıyı herkes yazar. Önemli olan bu cesareti gösterip doğruları yazmaktır. Gerçeklerden uzaklaşarak ambargoyu ne delebilir ne de kaldırabilirsiniz... Bence yazı güzel, devam edin.
  HASAN         - Girne 20 Temmuz 2007, Cuma 10:08 
Sanırım, her "Bu yazıyı siz yayınlamazsınız" diyenin yazısı çıkıyor. Bu da iyi taktik oldu.Sayın Hasan Akıncı, Ali Baturay doğruları yazdı diye mi kızıyorsunuz? Hem öyle yazarı küçümseyici tavırlar da ne oluyor? Yalnızca futbolu ve siyaseti Çetinkayalılar mı bilir? Baturay'ın yazısı birçok spor yazarından daha objektif, daha gerçekçi. Eskiden yazarın spor yazarlığı yaptığını bilmiyordum ama demek ki iyi yapıyormuş. İyi bir spor yazısı oldu. Burası köy kahvesi mi sorunuzdan anlaşılıyor ki yazarın köy kökenli olmasını küçümsemenizdendir. Bildiğim kadarıyla son yıllarda Lefkoşa ya da oralarda Gmnyeli'de ya da Boğaz'da yani oralarda Lefkoşa'ya yakın yerlerde yaşıyor, sizin gibi Şeherli oldu... İyi mi?
  Hasan Akıncı         - Lefkosa 20 Temmuz 2007, Cuma 08:04 
Yani bilirim bu yazıyı koymayacaksınız ama... Bari Baturay'a okutun...
İlle de oturduğun yerde her konuda yhazacan be ali Gardaş... Yani sen anlamadın Bu Lutun- Çetinkaya işini da "izin alın rumdan" den...
Ne alakası var... Spor da spor gibi olur. Yani urum oğlu izin ister, rahatsız olmaz bizim ali, biz "gelin izleyin" deriz, gızar. Alim biraz da bize önem versen? İlle de tek taraflı bakmasan. Hedef ambargo delme değil. O senin spor yazarlığın dönemindeydi. Şimdi "kalksın" diyoruz. Kalkma ile delme arasında dağ kadar fark var.
Dediğim gibi, siz sadece sizi övenleri altınıza koyduğunuz için bunu yayınlamazsınız ama, bari oku. Yeter ya... Köy kahvesi mi burası...
  salahi akinci         - chatham/kent/england 18 Temmuz 2007, Çarşamba 20:40 
dogruyu soyleyeni dokuz koyden govallarmis derler amacok dogru yazdin,keske herkes de boyle dusunup politika ile sporu karistirmasa
  ali ali         - lefkosa 17 Temmuz 2007, Salı 22:03 
sevgili adasim, kalemine saglik. Cumhurbaskaninin danismanlari da boyle rasyonel olsa.


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

DENKTAŞ'I DA TUTUKLARLAR MI?

Ali Baturay

BAKOYANNİ'NİN GÖZÜ

Hasan Hastürer

Aziz Kent'in gördüğü adres TC Büyükelç...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(23)...

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

HALKTA İPSARO DUYARLILIĞI...

Bilbay Eminoğlu

Bir bardak yeşil çaya ne dersiniz?

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınları ve cilt kanseri

Dr. Umut Altunç

KLİMA İLE GELEN ATEŞ!

Aysu Basri

AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK

Sevilay SADIKOĞLU

Çocuğuma okul arıyorum...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Multipl Skleroz

Dr. İsmail KEMAL

Sarkozy'nin Akdeniz projesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

ULUSLARARASI İSKELE FESTİVALİ II. ŞİİR BUL...

Psikolog Ayla Kahraman

Zamanı yaşamak ya da harcamak

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Ç İ N Tuzu Dedikleri...

Osman Ertuğ

Meselenin özü

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

TEK EGEMENLİK, TEK VATANDAŞLIK

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Kuraklık felaketi ve çözüm yolları

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital