|
*-*-*-*-*-*-*-*-**-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
PAPADOPULOS'A GİDECEKMİŞ?
Düşünebiliyor musunuz, bir zamanlar Rumcu dedikleri şahısları, şimdi sınırı delip Papadopulos'a gitmekle tehdit ediyorlar.
Sendikacı Ahmet Çaluda, hükümete "güneye geçeriz" diyor!
Sendikacı dediğin yaratıcı olur, küfür edebiyatına bel bağlamaz, başkalarından kalma teknikleri uygulamaya kalkışmaz, yapamayacağı şeyi de söylemez!
Yıllardır sokağa çıkmadıkları, eylem yapmadıkları için sendikacılığı unuttular galiba...
*-*-*-*-*-*-*-*-**-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
BİR ADIM ÖNDE OLACAĞIMIZA 10 ADIM GERİ DÜŞTÜK!
AKP Hükümeti, gerçekten Kıbrıs'ta çözüm istiyorsa, sanırım bu işin Denktaş'la olmayacağını artık anlamıştır.
Yok onlar da çözüm istemiyor, Denktaş'ı el freni olarak kullanıyorlarsa diyecek bir şeyim yok!
Ama çözüm için istekli görünüyorlar, demeçleri hep bu yönde.
Gelin görün ki "çözümsüzlükle özdeşleşmiş" Denktaş'tan vazgeçemiyorlar.
Meclis aritmetiğinin 25- 25 olması için ellerinden geleni yaptılar, tablonun böyle oluşup, Denktaş'ın görüşmeciliğinin devam etmesini resmen onlar sağladı.
İlla ki onunla devam edecekler!
Görün işte, Denktaş ayak sürümeye başladı bile...
Erdoğan, "Rumlardan hep bir adım önde olacağız" deyip durdu ama iki günden beridir ortaya çıkan "isteksizlik" tablosu, değil bir adım önde, 10 adım geride olduğumuzu gösteriyor.
Erdoğan, hem Davos'ta hem de Washington'da Türk tarafının Annan'ın şartlarına uyacağını söyledi ama bu konuda Denktaş'ı ve Türkiye'deki derin güçleri ikna edemedi.
Annan Planı ile masaya oturulacağını, şartların kabul edileceğini söyleyen Erdoğan, dün kalkmış Annan'ın mektubundan şikayetçi oluyor, mektuba şaşırmış izlenimi veriyor.
Hani Erdoğan'ın verdiği sözler, hani Kıbrıs müzakereleri sonunda oluşacak metinde boşluklar Annan tarafından doldurulacak ve bu metin şartsız referanduma götürülecekti?
Şimdi kalkmışlar, "Referandum öncesi anlaşmanın onaylanması şartı kaldırılmalı", "Sınırlar girintili çıkıntılı değil, düz olmalı", "iki kesimlilik ve garantörlük korunmalı" diyorlar.
Sanki bu işler çocuk oyuncağı.
Annan, Erdoğan'ın verdiği sözlere güvenerek çağrı yaptı, nereden çıkıyor şimdi bu şartlar?
Yok şart koşacaklarmış, yok Denktaş itiraz mektubuyla gidecekmiş!
Denktaş, esti yağdı yine...
Adam resmen, "gidiyorum ama zor olur bu iş" demeye getiriyor.
Adam isteksiz, keyifsiz, her an bu işi darmadağın edecekmiş gibi duruyor.
New York'a gitmek, Annan'ın şartlarını kabul etmek mi?
İşin içinde Denktaş varsa, böyle bir şeyi söylemek zor.
Rum tarafı da isteksiz gitti ama onlar bizim kadar açığa vurmadı isteksizliğini.
Hem Yunanistan, hem de Rum Yönetimi, fazla eveleyip gevelemeden New York'a gidileceğini açıkladı.
Bir adım önde olmaya aday Türk tarafına bakın, vücudu gidiyor, ayakları geri geri geliyor!
Neredeyse, "kahretsin" deyip gitmekten vazgeçilecek.
Erdoğan ne bekliyor anlamıyorum, hem planı kabul edeceksiniz, hem de çok büyük değişiklik bekleyeceksiniz, Denktaş'ın etkisinde kalacaksınız.
Kimilerine göre Denktaş, bugüne kadar tükürdüklerini yalamak üzere, o nedenle mızmızlık yapıyor, "kuzu kuzu imzalıyor" dedirtmek istemiyor.
İnşallah böyledir, inşallah denildiği gibi bu yola girildi mi artık geriye dönüş olmasın ama bana pek öyle gelmiyor.
Denktaş'ın olduğu yerde mutlaka bir olumsuzluk olur, adam görüşmeye değil, itiraz mektubu vermeye gidiyor, her şeyi berbat edip gelirse kimse şaşırmasın!
Zaten kazara süreci tamamlasa da bu kez de referandumdan "hayır" çıkması için elinden geleni ardına koymayacaktır!
Bu iki gün içerisinde Erdoğan'ın çelişkileri ve "oynamayacak gelin" pozlarındaki Denktaş'ın nazlanması, isteksizliği umudumu kırıyor, New York'tan ümitli olmamı engelliyor.
*-*-*-*-*-*-*-*-**-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
AVRUPA BAŞKENTİNE "ÇUKURLU YOL" YAKIŞIR MI?
Telefonda bir bayan sesi ve henüz kendini tanıtmadan söze giriyor; "Ali Bey, sizin Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk'in partisinin üyesi olduğunuzu biliyorum..."
Şaşırıyorum!
Bir an sessizlik oluyor...
Şimdi bu ne alâka diye düşünürken kadın konuşmasına devam etti.
"Lefkoşa Belediyesi'ni sayfanızda yazmıyorsunuz, nedir bu yolların hali, değil arabayla geçmek, yürümek bile imkansız!"
Şaşkınlığım geçiyor ve gülüyorum...
Kadın kızıyor; "Niye gülüyorsunuz, komik bir şey mi söyledim?"
"Komik değil ama çok farklı bir tepki, hem de damdan düşer gibi oldu" diyorum...
Bu kez kadın gülüyor...
Devam ediyorum; "Erk'in partisinin üyesi" ifadesini oldukça "sevimli" bulduğumu söylüyorum.
Evet sayfamda yazmadım ama KIBRIS Gazetesi, Lefkoşa'daki bozuk yolları iki kez haber yaptı.
Kutlay Erk'in partisinin üyesi olabilirim ama bu durum gerçekleri görmemi engelleyemez.
Partimle ilgili doğru görmediklerimi geçtiğimiz haftalarda bu sayfada yazdım.
Lefkoşa'nın yollarına gelince; bu konuda çok telefon alıyoruz, gerçekten çok şikayet var.
Üstelik telefondaki kişiler, yukarıda anlattığım bayan kadar "tatlı sert" değil, çok öfkeli olanlar var.
Özellikle de Kyzylba? bölgesinde, ?ehit Ecvet Yusuf Caddesi'ndeki "çukurlardan" vatanda?lar çok ?ikeytçi...
Biliyoruz, gazetelerde haberi de çykty, belediye 2 milyon dolarlyk proje hazyrlady, ?ehit Ecvet Caddesi üzerinde bulunan bazy evlerin istimlak sorunu var, yol geni?leticek...
Yağmurların da çalışmaları aksatacağı, yağmur suyundan dolayı asfalttaki tamiratın sağlıklı olmayacağı söyleniyor...
Tamam da hayat bu arada devam ediyor, her gün birçok kişi bu çukurlardan illallah çekiyor.
Okurlarımıza hak vermemek elde değil...
Yani bu çukurlar için öyle çukur deyip de geçmek olası değil, her biri "öldürücü tuzağa" benziyor.
İçine düştünüz mü ne lastik kalıyor ne de jant (rims)!
İnsanlar çukurlara düşmemek için cambazlık yapmaya çalışıyor ama bu bile yeterli değil.
Çukurdan kaçmak isteyen sürücüler, kaza yapmakla yüz yüze kalıyor.
Bugünlerde çukurlara toprak- kum dökülüyor ama çok değil bir gün sonra yol eski halini alıyor.
Bazı çok kötü yerler de yamalanmış...
Kimi yerler topraklı, kimi yerlerde tepeleşmiş yamalar ve halen dokunulmadık derin çukurlar...
Hem kullanım hem de görüntü açısından çok çirkin.
Ama insanlar yamaya da razı, yamalayın, tüm çukurları yamalayın...
Tuttuğu kadar tutsun, bir ay mı kapalı kalır bu çukurlar, iki hafta mı kalır bilemem ama insanlar biraz rahat eder, zaten kışın geçmesine ne kaldı ki?
Dost acı söyler, ne yazık ki Lefkoşa Belediyesi, kültür- sanat etkinliklerindeki taktire değer başarısı kadar, "bayındırlıkta" başarılı değil, temizlik, çevre düzeni, yol tamiratı Lefkoşa'ya yaraşır düzeyde değil.
Tamam, durum, Şemi Bora zamanından daha iyi ama hedef bu değildi ki!
Avrupa başkenti olmak için çok daha fazla çaba harcamak gerekiyor, çünkü seçim öncesi bu beklentiye sokuldu vatandaşlar.
Bir yılı aşkın süre geride kaldı, artık o vaat edilen başkenti görmeye başlasak diyorum...
Bilmem gerekli mesajı verebildik mi?
*-*-*-*-*-*-*-*-**-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
TÜRK YALANLARI
- Bir kereden bir şey çıkmaz
- Yarın tamam
- Öğle tatili yapmıyoruz.
- Hiç acıtmayacak.
- Şimdi ben de seni arayacaktım.
- Orijinal yedek parçası.
- Telefon şehirler arasına kapalı.
- Burada torpil geçmez.
- Girilmez levhasını görmedim.
- Yemeğe kalın.
- Çok üzüldüm.
- Her bedene uyar.
- Davetliydik ama gitmedik.
- Bu kızı kimler kimler istedi.
- Herkese eşit zam yapıldı.
- Hatırası var.
- Her şeyin en iyisine layıksın.
- Sadece arkadaşız.
- O benim ağabeyim gibiydi.
- Ben zaten böyle olacağını biliyordum.
- Emrin olur.
- Arkasından değil, burada olsun yüzüne de söylerim.
- Bilsem söylemez miyim?
- Ayıp ettin vallahi kimseye söylemem
- Kolay gelsin herkese
- Aradım vallahi yoktun...
*-*-*-*-*-*-*-*-**-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
|