|
ÖLÜMÜ GÖZE ALMIŞ!
Eski Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, görevdeyken sıkça kurusıkı savuruyordu.
Görevi devretti ama hızını alamadı, şimdilerde bir daha şahin, bir daha hırçın!
New York’ta takvim için müzakere edilirken, “ayaklanma aţamasýnda olduklarýný, ölümü dahi göze aldýklarýný” söyledi.
Ülkede çözüme yaklaţýlmasý en çok da Prens Tahsin’nin canýný sýkmýţ.
Her ţeye rađmen ölmenizi istemeyiz ama ille de “öleceđim” diyorsanýz bilesiniz ki arkanýzdan ađlayacak deđilim!
.
******************************************************************************************
BOŞUNA “UMUT” KOYMADIK ADINI!
Yıllar boyu ülkemizde barış olmasını diledik, umut ettik.
Her defasında “bu kez inşallah” dedik ama sonu hep hayal kırıklığı ile bitti.
Senaryo aynı, başrol oyuncuları değişmiyor, film her defasında heyecanlı başlıyor ama hiç sonu gelmiyordu.
Sonu gelmeyen film, her geçen yıl, figüranları konumundaki Kıbrıslı Türkleri tüketiyordu...
Yıllarca ülkemizde çocuklara “Barış” adı verildi, barışa olan özlemden dolayı...
“Barış” adlı çocuklar büyüdü, ülkeden göç etti!
Oğlum, büyük mitinglerin düzenlendiği günlerde doğdu.
Biz “Barış” değil ama “Umut” koyduk oğlumuzun adını...
O dev mitinglerin olduğu günlerde barıştan yana umudumuz artmıştı.
Barışa olan inancımızı oğlumuza “Umut” ismi vererek de kanıtlamak istedik...
“Umut” barışa olan umutlarımızı artırmıştı, ülkemize uğur getireceğine yürekten inanmıştık eşimle.
“Umut” ülkemize daha bir dört elle sarılmamızın nedeni olmuştu, “göç”ün, kafamızın kıyısına köşesine dahi gelmesine izin vermiyorduk artık.
Göç etmek için benim de yığınla gerekçem, uçağa atlayıp el memleketlerine uçmak için yığınla da fırsatım oldu ama yurdumdan umudumu yitirmedim hiç...
Bir gün bu devranın ters döneceğini biliyordum...
“Umut”un ülkeme barış getireceğine inanıyordum...
İçimizdeki inançtan dolayı kendimizi bildik bileli barış güçlerinin yanında olduk...
Muhalif olmak her alanda önümüzü kesti, hep horlandık, hırpalandık, hep engellendik, “acayip mahluk” muamelesi gördük, hakkımızın yendiğine inandık, gözümüzün içine baka baka başkaları hakkı olmadığı halde bizim olanı aldı götürdü ama yılmadık...
Kolayını seçip statükonun yanında olabilirdik, bu, hiç de o kadar zor değildi!
Ama statükonun yanında yer alarak bir kenara çekilmek idealimiz değildi...
Statükonun yolu yol değildi, tüm ihtişamına (!), yıkılmaz gibi görüntü vermesine, derin güçlerle olan kan bağına ve her an muhaliflerine dünyayı dar edebilecek gücüne karşın bir gün yıkılacağını biliyordum.
Gelinen aţamada görüyorum ki tuttuđumuz yol dođruydu, statükonun kaleleri bir bir yýkýldý!
Devlet olanaklarını dağıtarak, insanlara korku salarak, yalan dolana başvurarak gelecekleri yol buraya kadardı.
Tüm oyunlarını, yolsuzluklarını, yasa dışıklıklarını ve kurdukları sahte dünyayı örttükleri “çözümsüzlük” zırhı da parçalandı...
New York’ta taraflar BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın görüşme takvimi üzerinde anlaştı...
Annan’ın New York daveti, “kesin çözüme varılacaksa gelin” şeklindeydi ve takvim tarafları kesin çözüme getirecek şekilde ayarlanmıştı...
Yani artık bu saatten sonra geriye dönüş yok!
“Çözümsüzlüğü” savunanların bir tek umudu kaldı o da referandumdan “hayır” çıkması ama bu halk bir kez elinden alınan referandumu en iyi şekilde kullanacaktır, bundan kimsenin şüphesi olmasın.
“Ufacık da olsa bir kuşkun yok mu?” diye sorarsanız, bunca hayal kırıklığını yaşayan birisi mutlaka “temkinli” olur ama bu kez çözümün engelleneceğine inanmıyorum...
Tarafların takvim üzerinde anlaştığı cuma günü eve geldiğimde oğlum “Umut”a bir daha sıkı sarıldım, onu sımsıkı sarıp dört döndüm evin içinde, avazımın çıktığı kadar bağırmak istedim ama apartmanda oturuyorum ve komşularım delirdiğimi sanacak diye vazgeçtim.
“Birleţik Kýbrýs” için imzalarýn atýldýđý gün onu da yapacađým ve varsýn “delirdi” desinler!
******************************************************************************************
MECLİSTEKİ YASAKLAR KALDIRILMALIDIR!
Cumhuriyet Meclisi’nde yeni dönem yasaklarla baţladý.
Önceki hafta gazetecilerin meclis kulislerine giriţi yasaklanmýţtý!
Bu yanlış uygulamanın düzeltilmesi beklenirken, bu kez gazetecilerin parlamento avlusuna otomobilleriyle girişine yasak getirildi...
Bir dönem ben de meclis muhabirliği yapmıştım ve yine böyle yasaklar getirilmişti.
O zaman da bu yasaklara anlam verememiţ, tepki göstermiţtik ve baţkanlýk divaný geri adým atmýţtý!
O dönem yasaklama getirenler, “statüko” partilerine mensup kişilerdi ve muhalefet bu karara tepki göstermişti.
Özellikle de bugün hükümette bulunan CTP’nin milletvekilleri muhabirleri kollarından tutup kulise götürerek, “misafirimizdir kulise alırız” demişlerdi.
Ne acı ki bugün Meclis Başkanı CTP’dendir ve yasaklama getiren konumunda olan CTP’dir.
Bir zamanlar statükocuları şiddetle eleştiren CTP’li arkadaşlar bu durumu düzelteceklerine işi espriyle geçiştirmeye çalışıyor ve arka arkaya yasaklar geliyor...
Bugün muhalefette bulunan statükocular da bu duruma kıs kıs gülüyor!
Statükonun hatalarına düşmeyeceği ve şeffaf olacağı sözü veren CTP’nin “yasakçı” konuma düşmesi gerçekten üzücüdür...
Elbette parlamentodaki tüm CTP’lileri bu yasaklardan sorumlu tutmak doğru değildir ama bu yanlışlıktan dönülmesini sağlayacak olan da onlardır.
Olağanüstü durumlar dışında zaten meclisi takip eden muhabirler beş kişiyi geçmemektedir, onlara da kapıları kapatmakla ne ele geçecek ki?
Meclis Baţkaný Fatma Ekenođlu bu iţe hemen el koymalýdýr.
O bizim tanıdığımız, sevecen kişiliği, yardımseverliği, denge unsuru yaklaşımlarıyla takdir ettiğimiz Fatma Ekenoğlu’na “yasakçı başkan” olmak yakışmıyor!
Elbette giriţ çýkýţlara bir düzen getirilmelidir ama bu iţ öyle katý yasaklarla olmaz.
Yasaklama nedeni olarak “bazı milletvekilleri rahatsız oluyor” denilmiş.
Kimmiţ bu rahatsýz olan milletvekilleri?
Ne diye rahatsız oluyorlarmış?
Halkın vekili niye halktan kaçıyor?
Meclise girene kadar iyidir de girdikten sonra rahatsız mı oldular, rahatları mı kaçtı, görülmesini istemedikleri ne yapıyorlar orada ki rahatsız oluyorlar?
Önemli toplantıları olduğu zaman zaten söylemelerine gerek yok, bu durumu anlayıp, rahatsız etmeyecek nezakete sahiptir o birkaç meclis muhabiri!
Bu yasakları yakıştıramadım ve kınıyorum, kimse kırılmasın, gücenmesin arkadaşlar, dost acı söyler!!!
|