|
*********************************
KIRILAN DİRENÇLER!
Cumhurbaşkanı Denktaş, "felaket" olarak gördüğü Annan Planı konusundaki direnişini Türkiye'nin kırdığını itiraf etti. Denktaş, "Türkiye plan görüşülebilir deyince direnişimiz kırıldı" dedi.
Herhalde Papadopulos'un direncini de Yunanistan kırdı.
O da çıkıp, açıkça söylesin.
Ve herkes de bilsin ki ilk etaptaki Denktaş- Papadopulos müzakerelerinden bir şey çıkmayacak!
Türkiye ile Yunanistan, şimdiden müzakereye hazırlansa iyi olacak!
****************************
DOLAYLI "HAYIR" KAMPANYASI
Cumhurbaşkanı Denktaş, müzakerelerin başlaması için karar alındığından beridir, Kıbrıs Türk halkına kendi isteğiyle masaya oturmadığı mesajını vermeye çalıştı.
Denktaş, onca zaman savunduğu fikirlerinden dönmediğini, Annan Planı ile ilgili düşüncelerinin aynen devam ettiğini kanıtlamak için çırpındı durdu.
Sırf bu yüzden karartmaya uymadı, her müzakere sonrası basının karşısına çıkarak her şeyi, hem de yorumlarla süsleyerek, bire bin katarak anlattı.
"Bankalar kapanacak, insanlar işsiz kalacak" gibi olmayacak şeyler de anlattı.
Kendisine yapılan ziyaretlerde halka, "Uyumayın, kanmayın, kandırılmayın, hayal aleminde yaşamayın" diye mesajlar gönderdi.
Denktaş, her haliyle müzakerelerden bir şey beklemediğini belli ediyor ve her hareketiyle referandumdan "hayır" çıkması için çalışıyor.
En sonunda dün açıkça Annan Planı konusundaki direnişini Türkiye'nin kırdığını açıkça söyleyiverdi.
Bir süredir dolaylı olarak topu Türkiye'ye atıyordu, dün şutu direkt çekti.
"Ben direndim ama ne yapayım Türkiye zorladı böyle oldu, günahı da onların boynuna, beni bağlamaz" demeye getiriyor.
Tamam, bir anda Denktaş'ın değişmesini beklemiyorduk.
Onca zaman bazı şeyleri savunmuş, birdenbire 90 derece dönemez ama insan biraz daha iyi niyetli olur, müzakerelere biraz daha istekli gider...
Her müzakereden dönüşünde "bu iş hayatta olmaz" intibası yaratmaya, agresif bir tavır takınmaya ne gerek var?
De Soto ve Talat, ısrarla görüşmelerin iyi gittiğini söylerken, Denktaş ve yandaşları her şeyin çok kötü olduğu, tıkanıklık yaşandığı izlenimi yaratıyorlar...
Denktaş'ın korkutma politikası her geçen gün daha şiddetli bir hal alıyor!
Denktaş ve Papadopulos çözüm istemiyor, zaten kimse de ilk etaptan bir uzlaşma çıkmasını beklemiyor.
Sonraki etapta Türkiye ile Yunanistan devreye girecek, oradan da sonuç alınamazsa Annan son noktayı koyacak, geriye dönüş yok ama Denktaş'ın dolaylı hayır kampanyasına çok dikkat etmek gerekiyor.
Denktaş ve yandaşları tek umutları olan "hayır" kampanyasını başlattı bile, o yüzden barış güçleri rahatlığı bir tarafa bırakmalı.
Referandumdan "evet" çıkacağına inanıyoruz ama meydanı statükoya bırakırsak bunu çok pahalı ödeyebiliriz.
********************************
FENERBAHÇE- GALATASARAY DERBYSİ VE SİYAH BEYAZ TELEVİZYONUN UĞURU
Uğura, şansa inanır mısınız?
Ben aslında böyle şeylere inanmam ama geçmişte başımdan geçen bazı olaylar beni inanma noktasına getirmişti..
Belki rastlantılar arka arkaya geldi de öyle oldu ama bugünkü Fenerbahçe- Galatasaray derbysini fırsat bilerek size "uğurlu siyah- beyaz televizyonun" hikayesini anlatacağım.
Kıbrıs'ta ve dünyanın birçok ülkesinde takımlar tutuyorum, futbolu çok seviyorum ama ne yalan söyleyeyim, en büyük futbol keyfini Fenerbahçe- Galatasaray karşılaşmalarından alıyorum.
Bugünkü derby bana 1988- 1989 futbol sezonunu anımsattı.
O sezon Fenerbahçe şampiyon olmuştu.
Yine aynı sezona denk gelen ve Fenerbahçe'nin 4-3'lük zaferiyle tamamlanan kupa maçı, hiç unutamayacağım bir karşılaşmadır.
O sezon babamın dükkanında bulunan siyah beyaz televizyonda gördüğüm tüm maçları Fenerbahçe kazanmıştı.
Bir şekilde başka bir televizyonda görmek zorunda olduğum her maçta sarı- kanaryalar puan kaybediyordu.
4-3'lük maçı da siyah- beyaz televizyonda görmek istedim ama arkadaşım Ali Yalçın, ille de "gel bizde görelim" diye tutturunca onlarda izlemeye gittim.
İnanılır gibi değildi, Tanju'nun 3 golü ile ilk devreyi Galatasaray 3-0 önde tamamlamıştı.
Ben devre arası arkadaşımın evinden ayrıldım ve ikinci devreyi uğuruna inandığım siyah beyaz televizyonda izlemeye karar verdim.
İçimden dedim ki, "eğer bu televizyon gerçekten uğurluysa biz Galatasaray'ı 4-3 yenmeliyiz..."
Ama doğrusu buna pek ihtimal vermiyordum.
İkinci yarı Fenerbahçe fırtına gibi başladı, 50'li dakikalarda Aykut'un attığı golle durum 3-1 oldu ama ben halen umutlu değilim.
Ve o gün müthiş bir oyun çıkaran Hasan Vezir, ikinci golü attı...
Kalbim küt küt etmeye başladı "acaba mı?" diye düşünmeye başladım.
Maç 3-3'e gelince gerçekten Fener'in galip geleceğine inandım.
Ve Hasan Vezir kendisinin üçüncü, Fener'in dördüncü golünü attığında ben siyah beyaz televizyonu defalarca öptüm ve maçın bitmesini beklemeden Ali'nin evine doğru koştum, o da bana doğru koşuyordu ve yolun ortasında buluşup birbirimize sarıldık!
Devre arası tur atan Galatasaray taraftarları maç sonunda kayıplara karışmıştı!
Yugoslav, Todor Veselinoviç'in teknik direktörlüğünü yaptığı; Toni Schumacher, Murat, Nezihi, Sedat, Taygun, Durmuş, Oğuz Çetin, Aykut Kocaman, Hasan Vezir, Büyük Şenol, Serdar, Bilal, Ergin, Müjdat Erdi, İsmail Kartal, Rıdvan Dilmen, Şenol Ustaömer, Hakan ve Turhan'dan oluşan efsanevi kadro tarih yazmıştı.
Ama biz inanmıştık; bu maçı aslında bize siyah- beyaz televizyon kazandırmıştı!
Başlarda bana gülen arkadaşlarım bile bu uğura inanmaya başlamıştı!
Ne ilginçtir ki bir sonraki turda Beşiktaş ile eşleşen Fenerbahçe'nin maçlarını köy dışında başka televizyonlarda izlemek zorunda kalmıştım ve Fenerbahçe elenmişti.
"Şimdi ben nasıl inanmayım bu televizyonun uğuruna" diyordum.
O sezon ligde geriye kalan tüm Fenerbahçe maçlarını o televizyonda izledim ve Fenerbahçe şampiyon oldu!
Sonra televizyon bozuldu ve Fenerbahçe 1995-1996 sezonuna kadar şampiyon olamadı.
Sonraları da arkadaşlarla "uğurlu televizyonu" çok konuştuk, bu kadar rastlantı arka arkaya gelebilir mi diye?
İster misiniz bunca yıl sonra andığımız "uğurlu televizyonun" uğuru bugün de Fenerbahçe'nin yanında olsun!!!
******************************************************
ANLAR
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz,sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum,ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım.
Yeniden başlayabilseydim eğer,yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer,hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım,bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM....
Arjantin-1985
JORGE LUİS BORGES
*************************************
|