|
Gazetelerde okumuşsunuzdur, İsviçre’de yaşayan, Suriyeli dünyaca ünlü sanatçı Ciwan Haco, 24 Mayıs’ta Kuzey Kıbrıs’ta konser verecek.
Konser YDÜ Rock Kulübü’nün bir organizasyonu.
Yani bir grup özverili öğrenci, dünyaca ünlü bir sanatçıyı ülkemize getirmek için kolları sıvamış...
Spor Dairesi yetkililerinden de olumlu cevap alınca konserin Lefkoşa Atatürk Stadyumu’nda yapılacağını basına duyurup, afişlerine yazmışlar.
Yalnızca bakanlık yetkililerinden değil, okul yetkilileri ve polis yetkililerinden de gerekli izni alınca bu işe koyulmuşlar, yani öyle rastlantıya kürek sallamamışlar.
Sonuçta dünyaca ünlü bir sanatçı gelecek, şaka değil bu.
Gelin görün ki dün Spor Dairesi’nden bir yetkili konseri organize edenleri yalanlayan bir bildiri yayınladı; “Atatürk Stadyumu’nda böyle bir konser yok, yanıltıcı bilgi var” denildi.
Konseri organize edenlerin verdiği bilgiye göre, ilgili daireye müracaat yapmışlar ancak dairedeki yetkilinin cenazesi varmış ve müracaatları ile ilgili işlemi yapamamış, bu durumda sanki müracaatları yokmuş gibi değerlendirme yapılmış.
İlk mesai günü olan salı günü sorununun çözüleceğine inanıyorlar.
Ben de öyle olmasını temenni ederim ama yine de şüphelerim var.
Acaba diyorum, gazeteci fesatlığıyla soruyorum; Ciwan Haco’nun Kürt oluşu ve parçalarını Kürtçe söylemesi, Kürtçeyi dünyaya tanıtması ve tüm Kürtlerin örnek aldığı bir kişi olmasının da etkisi olmasın sakın bu açıklamada?
Evrensel müzikle biraz ilgisi olanlar Ciwan Haco’yu mutlaka tanır.
Otantik Kürt müziği özelliklerini pop, folk, rock ve caz ağırlıklı kalıplar içerisinde düzenleyerek; bu ezgilerin dünyaya açılmasını sağlayan sanatçı, geleneksel olanı popülerleştirmeyi başarmış bir isim.
Albümleri Türkiye’de satılıyor; örneğin “Off”, “Diyarbekir”, “Leyla”, “Derya”, “Duri” isimli albümleri büyük ilgi görüyor.
Ayrıca sanatçı, “Destana Egideki” isimli ünlü Kürt romancı Mehmet Uzun’un 5 genç insanın öyküsünü anlattığı bir destan-şiirini de etnik- caz tarzında yorumladı ve tek bölümlük bir destan olan albüm müzik severlerden büyük beğeni topladı.
Evet bu sanatçı Kürt’tür, parçaları da Kürtçedir, elbette politik bir duruşu da vardır, bir dönem sosyal içerikli parçalara da ağırlık vermiştir ama kesinlikle albümlerinde, konserlerinde propaganda yapmamaktadır, parçaları slogan değildir.
Albümleri Türkiye’de yasal olarak satılmakta, yine Türkiye’de konserlerini on binlerce insan izlemektedir ve bugüne kadar bir taşkınlık da olmamıştır.
Yani ondan korkmanıza gerek yoktur.
Umarım “sevilen bir Kürt oluşu, Kürtlerce örnek alınması ve parçalarının da Kürtçe olması” bazı çevrelerin canını sıkmamıştır.
İnanın bu sanatçının burada konser vermesi dünya basınının dikkatini Kıbrıs’a çekecektir.
Ve bir son soru sizlere; acaba Tarkan veya Mustafa Sandal’ın statta konseri olacağı duyurulsaydı, yine daire yetkilileri ‘yanıltıcı bilgi var, statta konser olmayacak’ diye apar topar yalanlayıcı açıklama yapacak mıydı?
**************
TECRÜBE DENİLEN ŞEY HATALARIN TOPLAMI
ASLINDA, NANKÖR DOSTLAR DA PANZEHİRİMİZ
Siz fark etmeseniz de “yaşam” ya da “insan hayatı” aslında gizemlidir...
Aslında her insanın bir öyküsü vardır ve bu öykülerin toplamı da bir toplumun romanını ortaya çıkarır.
Öykülerin de romanın da sonunu baştan bilecekmiş gibi oluruz ama aslında sandığımız kadar da belirgin değildir.
Bazı klişeler olsa da bazı benzerlikler göze çarpsa da aslında her insanın kendine özgü bir öyküsü, her toplumun bir romanı vardır...
Kolay gibi görünür yaşam ama o kadar kolay değildir aslında, sorumluluk ister, sorumluluğunu bilenler daha fazda ayakta durur, diğerleri zorlanır...
Hayatınızı genel akışa bıraksanız, fazlaca çaba sarf etmeseniz de yaşarsınız ama idealleriniz dünyaya bir daha sağlam sarılmanızı sağlar.
Tabii ki fırsatlar ve şans faktörü de vardır...
Doğru zamanda, doğru yerde bulunabilmenin ve birleri tarafından kollanabilmenin de rolü vardır insanların yükselmesinde ya da arzu ettiği yere gelebilmesinde.
Ama işte o fırsatları değerlendiremeyenler ya da kısa sürede tüketip başa dönenenler de vardır...
Hiç durup düşündünüz mü bunları?
Ben sık sık düşünürüm, geldiğim yollara bakarım, geriye baktığımda dün gibi görünse de çok uzunca bir zamanda ne kadar badire atlattığıma bakarım ve “şimdiki aklım olsa birçok hatayı yapmazdım” derim zaman zaman ama aslında o hataları yapa yapa kişiliğimi bulduğumu anlıyorum.
Tecrübe denilen şey o hataların toplamı aslında...
İnsan hata yapmadan doğruyu bulamıyor...
İnsan sıkı çekmeden rahat yaşamanın tadını alamıyor ve bugün sıkı çeken insanları anlayamıyor...
İnsan terk edilmeden terk etmenin acısını bilemiyor...
İnsan ihanete uğramadan yaptığı ihanetlerin başka insanları ne kadar incittiğini, yaraladığını hayal bile edemiyor.
Nankör dostlar insana panzehir gibi geliyor, bundan sonra atacağı adımlarla ilgili.
Her hayal kırıklığından bir ders çıkardım kendime.
Kin duymadım kimseye ama bazılarına kalbimi kapadım, onların kalbimde kırdığı yer öylece duracak, tamir edilmeyecek ama onu yalnızca ben bileceğim.
İnsanları ben kendi içimde cezalandırırım, dışa vurmam, benim vicdanımda cezalanmasının benim için ayrı bir önemi vardır, tavsiye ederim siz de öyle yapın.
Hayat yolunuza gelecek olursak; aslında insanın önünde onlarca yol vardır, o yollardan seçtiklerinizle yaşamınızın seyri değişiyor.
Rast gele girdiğiniz bir yol, bazen hayatınızın akışını baştan başa değiştiriyor...
Başta “keşke bu yolu seçmeseydim” dediğiniz oluyor da bu yolda ilerledikçe aslında ne kadar isabetli bir yönde olduğunuzu da anlayabiliyorsunuz.
Bazen yalnızca seçtiğiniz yollar değil, bu yola sapmanıza neden olan kişiler de hayatınızda önemli yer teşkil eder.
Hayat tuhaftır gerçekten, hiç ölmeyecek gibi yaşıyoruz, ölüme bu kadar yakınken.
Ama böyle yapmazsak da yaşamın anlamı kalmıyor.
“Zaten öleceğim” deyip de hiçbir şeye sahip olmayarak tutunamayız ki.
Evet, “ölüm onca çabayı bir çırpıda sıfırla çarpıyor” gibi geliyor size ama hem ölümün ne zaman geleceği belli değil hem de her birimiz yalnızca “kendimizle” sınırlı değiliz ki.
Bir bakınız kendinize ve görünüz kendinizle birlikte kaç kişiyle daha bağınız olduğunu ve hayatta olmayışınızın ne kadar insanı etkileyebileceğini...
Evet, ölümün nefesi hep ensemizde ama ölüm insanoğlunu 10’unda da yakalayabilir 100’ünde de...
Belki yaşamın ilginçliği de bundandır.
Sevinçler de yaşadığımız oluyor, çok derin hüzünler de...
Öyle sorunlarla karşı karşıya kalıyor, öyle çıkmazlara düşüyoruz ki dünyamız kararıyor, işte burada önemli olan en az hasarla geriye dönebilmektir.
İşte böyle zamanlarda gerçek dostlarımızın, en yakınlarımızın elimizden tutabilmesidir önemli olan ama işte biz nadide bir çiçek olan o dostlukları zamanında ne kadar suladık, ne kadar gübreledik o da önemlidir.
Ama ne isterse olsun, en kötü zamanda bile yaşama sarılmalıyız, sorunumuz çok büyük de olsa, aşılmaz gibi görünse de pes etmek olmaz...
Pes edenler, yaşamına kendi eliyle nokta koyanların yaptığı işe “zayıflık” diyorlar, ben onu demeyeceğim, ben yalnızca buna hakları olmadığını söyleyeceğim, çünkü onların yaptığı aslında çok cesaret isteyen bir iştir.
Ama hiçbir şey insan yaşamından daha önemli değildir.
Düşeceğiz ama yine ayağa kalkacağız.
Düşenleri elinden tutacağız ki düşüğümüzde bizim de elimizden tutup kaldıran olsun.
Herkesin hata yapabileceğini, gün ola bizim de inanılmaz hatalara imza atabileceğimizi hiç aklımızdan çıkarmayacağız.
Başkalarına gülmeden önce, bir gün biz de o gülünç duruma düşebileceğimizi aklımızdan çıkarmamalıyız.
Bize yapılmasını istemediğimizi biz başkasına yapmamalıyız.
Size karşı kötü konuşmuşsa, kötü davranmışsa veya birisi size bir iyilik yapamamışsa, ne olur hemen üzerine çarpı çekmeyin, biraz geriye gidin ve size yaptığı iyiliklere bakın.
Eskiden yaptığı iyilikleri hemen unutmayın, teraziye koyun iyilikleriyle kötülüklerini ya da sizin için bu kez yapamadıklarını ve ona göre değerlendirme yapın.
Göreceksiniz ki haksızlık ediyorsunuz, dostluklar öyle kolay kazanılmaz, dostunuzu eksileri, artılarıyla seveceksiniz, iyi taraflarını almaya çalışacak diğerlerini ona bırakacaksınız, hatta o eksilerini de artıya çevirmesine, kötü yanlarının törpülenmesine yardımcı olursanız çok daha iyi olur.
Bileceksiniz ki insanın her hali bir değil ve siz o an onun nasıl bir duygu içerisinde olduğunu bilmediğiniz için sizi kırmasının da bir nedeni olduğunu, bunun, istemediği bir refleks olacağını da aklınızdan çıkarmayın.
Dostluklar, üzerine bir çırpıda çarpı konulamayacak kadar yüklü değerler taşır.
Bunları yaparsak, sanırım hayat çok daha güzel olur, herkes herkesi çok daha iyi anlar.
Zor da olsa ben bunları uygulamaya çalışıyorum ve size de öneriyorum, inanın hem iç huzuru bulacak hem de insanları daha iyi anlayacaksınız.
**************
HANİ KDV İADELERİNİN YERİNE
PİYANGO GELECEKTİ?
KDV iadelerinin henüz ödenemediği malum, bunu biliyorsunuz.
Peki size bir şey hatırlatayım mı?
Hani iadeler kaldırılırken bunun yerine bir piyango sistemi getirilecekti?
Maliye bakanımız böyle bir açıklama yapmıştı.
Hani biz eleştirdiğimizde, bunun yanılmıyorsam Japonya’da çok güzel örnekleri olduğunu söylemişlerdi.
Peki, nerede bu piyango uygulaması?
Hazırlık yapılıyor mu bu konuda, yoksa iadelerin kaldırılmasına tepkileri dindirmek için bir palavra mıydı bu?
|