CEZAEVİNDEKİ SORUNLAR

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   7 Ekim 2008, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

 Ülkemizde bazı sorunlar vardır, üzerinde konuşuruz konuşuruz, "şunu yapacağız, bunu yapacağız" deriz ama bir türlü çözemeyiz.

   Cezaevindeki sorunlar da işte bu çözemediğimiz sorunlardandır.

   Oradaki sorunlar, belli bir dönem patlak verir, uzunca bir süre konuşulur, sonra birdenbire unutulur.

   Sanırsınız ki oralarda her şey tamam ama ansızın yine bir kıvılcımla ortalık darmadağın olur ve aslında hiçbir şeyin çözülmediğini, biraz üzerinin örtüldüğünü anlarsınız.

   Üzeri örtülen sorundan da kurtulamazsınız, gelir yine başınıza bela olur.

   Cezaevindeki sorunlar öyle kolay kolay bitecek sorunlar değil, öncelikle bir gerçek anlaşılmıştır ki cezaevinde gerçek anlamda bir otorite boşluğu vardır. Oralarda otorite boşluğu olduğu da birçok olayla kanıtlanmıştır. Öyle tuhaf şeyler oluyor ki oralarda şaşarsınız.

   Örneğin son günlerde cezaevindeki mahkumlar, cep telefonlarıyla gazetecilere ulaşıp, bilgi veriyor.

   Birisiyle ben de konuştum; cezaevinin hem mahkumlar hem de gardiyanlar açısından cehennem gibi bir yere dönüştüğünü söylüyor konuştuğum mahkum.

   Bizim açımızdan iyi bir şey, içeride neler olup bittiğini öğrenebiliyoruz. Ancak, tuhaf değil mi şimdi bu?

   Mahkuma, "Nereden buldun telefonu?" diye sordum, gardiyanlardan birisinin verdiğini söyledi.

   Mahkum, iyi kalpli gardiyanlar, kötü kalpli gardiyanlar olduğunu, kendisinin de iyi gardiyanlardan birisinden telefonu aldığını söylüyor.

   Evet, bu iddia, gardiyanları zan altında bırakıyor, biliyorum ama diyelim ki telefonu gardiyandan almadı, peki nereden buldu?

   Bu telefonu gardiyandan almamışsa bile, bir şekilde mahkumun telefonla gizli gizli gazetecileri araması normal midir? Biliyorsunuz, bazı baskınlarda ise mahkumlarda akıl almaz malzemeler bulunuyor. Koğuş ağaları oluşmuş, dehşet saçıyor...

   Neden böyle oluyor biliyor musunuz; çünkü cezaevinde otorite kayboldu ve gardiyanlar, mahkumlardan korkar oldu.

   Kendilerine ve ailelerine zarar verileceği tehdidiyle karşı karşıya olan gardiyanların psikolojisi bozuldu.

   Can güvenliğinin olmadığından kuşkulanan gardiyanlar sağlıklı çalışamıyor.

   Cezaevinin bina olarak yetersiz kalması, teknik imkanların olmaması, işleri daha da zorlaştırıyor, hem mahkumlar hem gardiyanlar insani olmayan koşullarda kalıyor.

   Daha önce de yazmıştım, 70 milyonluk Türkiye'nin suçlularını bu ufacık hapishane kaldıramaz.

   Yeni cezaevi inşa edilmesi çalışmaları var ama inanın o da yetersiz kalacak.

   Türkiye'den nüfus akımı ve suçlu akımı devam ettikçe inşa ettiğiniz hiçbir cezaevi yeterli olamaz.

   Suçluların bir şekilde Türkiye'ye gönderilmesi gerekiyor, görüşülecek, Türkiye'den yetkililere yaşanılan sıkıntı anlatılacak, özel bir yasa yapılacak ve suçlular kendi ülkesine gönderilecek.

   Aksi takdirde bu sorun çözülemez.

   Suçluların kendi isteği dışında ülkesine gönderilmesinin insan haklarına aykırı olduğu söyleniyor ama artık Avrupa ülkeleri, suçluları kendi ülkelerine gönderiyor.

   "Hükümlülerin Nakli Hukuku", milletlerarası ceza hukukunun önemli kurumlarından biridir ve buna göre, yabancı uyruklu hükümlülerin kalan cezasını kendi ülkesinde çekmesi öngörülüyor; buradaki temel görüş ise; hükümlünün aile bağları, dini, dili, kültürü, sosyal ilişkileri yönünden kendisine yakın olan toplumda infaz edilmesidir. Bu kural uluslararası alanda kabul görmüştür.

   Mahkumların, ait olmadıkları bir çevrede yeniden topluma kazandırılmasının zor olduğu üzerinde duruluyor.

   Şimdi bu gerçek ortadayken, "aman insan haklarına aykırı davrandık diye uluslararası alanda suçlanacağız" korkusu yaşamasın yetkililerimiz.

   Ne olur bu konuda olsun yetkililer, "anavatan- yavru vatan ilişkimiz bozulur" diye düşünmesin.

   Türkiye'den yetkililer de suçluları geri gönderdi diye Kıbrıslı Türklere "nankörler" demesin artık.

   Yetkililerimiz, Türkiyeli yetkililere anlatsın "suçlu akımının yakıcı bir sorunumuz" olduğu gerçeğini.

   Aksi takdirde, kötü şartlarda psikolojisi bozulan, çevresiyle, ailesiyle ilişkileri bozulan gardiyanlar, bu cezaevinde başarılı olamaz, olamayacak.

   Zaten suçluları hapsetmek, hücrelere tıkıştırmak da amaç olmamalı, amaç; onları topluma kazandırmak olmalı ama mevcut yapı ile bu çok zor, bırakın mahkumları, gardiyanları da kaybediyoruz. 
   4780 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Şubat 2012, Pazartesi   Aynı gemideyiz, birlikte boğulacağız
27 Aralık 2011, Salı   Papatya bereketi
16 Kasım 2011, Çarşamba   Gelin Gerçekleri Konuşalım
17 Ekim 2011, Pazartesi   Türkiyeli Öğreciler Kıbrıs’ta Nelerden Korkar?
14 Eylül 2011, Çarşamba   Nereye kadar?
27 Temmuz 2011, Çarşamba   Gerçekler den Kaçamayız
20 Mayıs 2011, Cuma   Hak, Tam Da Böyle Aranır
08 Mayıs 2011, Pazar   DERS KİTAPLARINI KİM DEĞİŞTİRDİ?
04 Mayıs 2011, Çarşamba   Yalan Üzerine Kurulmuş Bir Düzen
08 Mart 2011, Salı   Sağ- sol kavgasının sırası mı?


Yorum Sayısı:   1
  YASAR DUYAL         - Melbourne, Avustralya 09 Ekim 2008, Perşembe 12:29 
Sayin Baturay,
Sizi oncelikle cok onemli konulardan birine dokundugunuz icin kutlarim. Ben boylesine bir uygulamanin hangi nedenlerden dolayi surdugunu anlamis degilim. Peki, bu suclular bizim ambargolu hapishanemizde , kisiti imkanlarimizdan yararlanip tutujluluk suresini tamamladiginda ne oluyor peki? Insallah zaten yabanci oldugu yerde kalma hakki olmadigini ilan etmis suclulari halk arasina salmak gibi bir duzenleme ya da yasa tasarisi yoktur.
Benim yasadigim bu ulkede birakin suc islemeyi kanunsuz hakli (Multeci olsa da dahi) veya haksiz ulke icine alinmyorlar ve de girerlerse de hemen geri gonderiliyorlar.
Bildigim kadariyla KKTC bagimsiz bir Cumhuriyet ve kendi vatandasi olmayan suclulara bir dakika bile bir YTL bile harcamak zorunda birakilmamali. Butce zaten cok kisitli sanirim.