|
Daha evvel, şu sıralar ekonomik olarak içinde bulunduğumuz süreci çok anlattık. Özetle, "büyüme ve talep artış hızının yavaşladığı ve bununla direkt veya endirekt ilintili olarak birbirini besleyen bir finansman krizi sonucunda bir konsolidasyon süreci yaşadığımızı" söylemiştik.
Hatta, yerel konsolidasyon sürecimize, yakın zamanda bir de global konsolidasyon süreci eklenince, ekonomide işimizin bundan sonra daha zor hale geldiğini de söylemiştik.
Ne yazık, mevcut koşullarda içerdeki tıkanıklığı aşmasını beklediğimiz yabancı talebi, artık global krizle eskisi gibi risk alma konusunda fazla iştahlı olmayacaktı. Bu iştahsızlık bizim için kötü bir gelişmeydi.
Böyle dönemlerde, ancak özel senaryosu, ayrı hikayesi olan ülkeler, global dalgalanmadan farklı trendler sergileyebilir. Mesela ayrı hikayesi olan Türkiye, bu açıdan şanslıdır.
Bana göre, bizim de hem TC'nin ayrı hikayesi sayesinde (ekonomik trendlerimiz genelde benzer seyirde ve yüksek etkileşme içinde olduğumuz için) hem de 5 Eylül sürecine paralel, global trenden farklı ayrı bir hikayemiz olabilir..
Bu açıdan, "Talat-Papadopulos 5 Eylül görüşmesini" ekonomik açıdan bizim adımıza can simidi olarak görüyorum. Eğer, 5 Eylül'deki görüşme, beklediğimiz sonucu ortaya çıkarırsa, ekonomik açıdan bize ilaç gibi gelir.
5 Eylül dinamiği ile içinde bulunduğumuz "yetersiz talep ve finansman darboğazını" kısmen kırabiliriz. 5 Eylül görüşmesi sonucunda ortaya çıkacak olası ilerleme mutabakatında böyle bir potanisyel vardır. Yeter ki, bu süreci TALAT iyi kullanabilsin.
Peki, ekonomik açıdan bize ilaç gibi gelmesi için beklediğimiz sonuç nedir? Beklediğimiz sonuç; Talat'ın Papadopulos'u kapsamlı çözüm müzakere sürecine sokabilmesidir. Tabii, ekonomik açıdan fayda sağlayabilmemiz için, bu sürecin uluslararası toplumun, AB'nin ve BM'nin ajandasına girmesi ve ilgi görmesi gerekir.
Aslında, 5 Eylül sürecinin taraflar açısından enterasan bir denklemi var. Papadopulos, 5 Eylül sürecini seçim primi için kullanma ihtiyacı varken; bizim de ekonomi için kullanma ihtiyacımız var. İçinde bulunduğumuz koşullar bize bunu dayatıyor.
Yani, Papadopulos, bu sürece seçim ve siyaseten mahkumsa, biz de mevcut konjonktürde ekonomik açıdan mahkumuz bilesiniz. O yüzden kimse sürece burun kıvırmasın!
Bir taraftan Papadopulos'un 5 Eylül primini kullanarak seçimi kazanmasını istemiyoruz ama o bir taraftan da süreçten önemli bir sonuç alarak ekonomik açıdan kazançlı çıkmak istiyoruz. Böylesi garip bir denklem var.
5 EYLÜL, NİYE CAN SİMİDİ OLABİLİR?....
Eğer, kapsamlı çözüm müzakereleri için görüşmeler başlarsa, bizim için hem global krizden hemde yerel konsolidasyondan sıyrılma fırsatı, hikayesi ortaya çıkabilir. Çünkü, müzakerelerin başlaması ile oluşacak çözüm beklentisi, Annan Planı süreci kadar olmasa da, ekonomide çok yönlü dinamiklerin harekete geçmesine neden olabilir.
Belki Annan Planı dönemi gibi bir "big bang" yaşamayız ama çözüm yönünde beklentilerin iyileşmesi ve Kuzey'de Kıbrıs sorunu ile ilgili risk algılamasının azalmaya başlaması ile yeniden başta emlak ve inşaat sektörüne olmak üzere çeşitli sektörlere "yabancı talebi" gelebilir.
Ki, böyle bir talep beraberinde iç talebi de canlandırır. Önceki big bang dönemi kadar olmasa da, yeni bir "servet ve gelir artışı sürecinin sinerjisini" yaşabiliriz. En azından bu sinerji, şimdilerde başlayan ve gittikçe hasarını artıran "konsolidasyon sürecimizi ve arz fazlası" pozisyonumuzu bir miktar normalleştirmeye başlayabilir.
Beklentilerin yeniden iyileşmesi ve kısmen gelecek yabancı talebi ile ekonomide çarklar yeniden dönmeye başlayabilir. Şu sıralar, içinde bulunduğumuz darboğazdan çıkmanın en kestirme yolu, mevcut yabancı sermaye girişinden daha fazla bir sermaye girişinin ülkeye gelmesidir.
Bunun için de elimizde 2 tane fırsat var. Bir tanesi bir an önce "Yatırım Ajansı"nı faaliyete geçirip, bilhassa büyük ölçekli yabancı yatırımlarının devreye girmesini sağlamak; öteki de 5 Eylül sürecini kullanabilmek.
Fakat, ne yazık 5 Eylül görüşmesi ile ilgili toplumda önceki süreçlere göre zerre kadar bir ilgi ve umut yok. Elbette, bunun haklı nedenleri vardır. Ancak, toplumdaki bu isteksizliğin ve beklentisizliğin Talat'ı yeterince motive etmediğini, ona baskı oluşturmadığını düşünüyorum.
Halbuki, içinde bulunduğumuz koşullarda "5 Eylül Ekonomisi"ne mahkumuz. Eğer, içinde bulunduğumuz konsolidasyon ve arz fazlası pozisyondan fazla hırpalanmadan çıkmak istiyorsak, 5 Eylül'den sonuç almamız lazım.
|