|
İki özel tarafın serbest iradesi ile gerçekleştirdiği ticaret, ne beni, ne de başkalarını ilgilendirmez. Ama herhangi bir kişinin veya şirketin devletle ticari ve mali ilişkisi, beni ve toplumu bağlar.
Çünkü, devletle direkt veya endirekt yollarla alış-veriş yapanlar (mesela TÜK, Cypfruvex, SÜTEK aracılığıyle), bizim ortak kasamızla (bütçe) iş yapıyorlar demektir. O vakit, bunun hesabını sormak, bunu sorgulamak boynumuzun borcudur.
Medeni ülkelerde buna vatandaşlık görevinin gereği olan "bütçe hakkının sorgulanması" derler zaten. Gelelim, hükümetin tarım sektörüne destek mahiyetinde aldığı" kuraklık ve mazot" ödemeleri kararlarına. Ama evvela, uygulamaya çalıştığımız tarımda "Doğrudan Gelir Desteği" politikasının gerçekte "ne demek olduğuna ve amacına" bakalım.
Hemen belirteyim, biz hem "Doğrudan Gelir Desteği" politikasını, hem de "girdi, fiyat ve kredi desteği politikalarını" eşzamanlı ve karmaşık uyguluyoruz. Zaten, tarımda en önemli sorunlardan biri de bu "ikili-çoklu politika uygulamaları"dır. Bu durum piyasaya (üreticilere) hem yanlış sinyaller gönderiyor, hem de beklentileri saptırıyor.
Bakın, Doğrudan Gelir Desteği (DGD)'nin amacı, üretim yapan gerçek çiftçiye, hayvancıya aracısız mali destek çıkmaktır. DGD'nin uygulanmasıyla ortaya çıkan çiftçi kayıt sisteminin tarım ekonomisi ve yönetimi anlamında da çok yönlü yararları vardır.
Lakin, DGD'de asıl hedef, toplumun refahından kesilip tarıma ayrılan kıt kaynakların, doğru kişilerin eline geçmesini sağlamaktır. Çünkü, kota, sınırlama olmaksızın girdi ve fiyat destekli "ürünü ve toprağı" destekleyen tarımsal politikalarda, genelde desteklerin çoğu, ya büyük üreticilere ya da tarımsal faaliyeti ikinci iş olarak yapanlara gidiyor.
Halbuki, bizim derdimiz, DGD ile gerçek çiftçinin, hayvancının hayatını idame ettirebileceği kadar desteği ona vermektir; yoksa onu sübvansiye ve teşviklerle zengin etmek değildir.
İşte, bizdeki en büyük sorunda budur; bizdeki tarım politikası, ne yazık gerçek orta direkt çiftçiyi veya hayvancıyı değil; bir taraftan doğrudan gelir desteği altında yetersiz kısıtlama-standardizasyon filtreleri ve "ürünü, toprağı ya da hayvanı" baz alan uygulamalarıyla, öte yandan da eşzamanlı "girdi, fiyat ve kredi desteği" uygulamaları neticesinde, ya büyükleri (ağaları) zengin etmeye, ya da tarımı ikinci işi olarak yapanları finanse etmeye yarıyor. Bu narenciyede, hayvancılıkta (sütte), hatta çiftçilikte de böyledir.
KURAKLIK ÖDEMELERİ
Bu ülkede, toprakların arpa-buğday üretiminde (tane) kullanılmasının en büyük motivasyonlarından bir tanesi, yani sapmayı yaratan nedenlerden biri kuraklık ödemeleri ve kapsamıdır.
Kuraklık konusunda, tane üreticileri (ki aralarında binlerce dönüm eken tüccar çiftçiler var) ve bunların yakın çemberinde ve etkisinde bu işi ikinci iş olarak yapanlar (bir kısım memur dahil), her daim popülist siyasetçi ile ortak kasamız üzerinde lingiri oynarlar.
Bu hazır yeyici kitle, bağıra-çağıra mutlaka bir kılıfını bulur ve popülist siyasetçiyi yasalara rağmen kuraklık tuzağına sürükler. Hatta, çoğu zaman bu kitle ürün alınan tarladan bile kuraklık parası alır. Bu da işin "bonusudur".
İddia ediyorum, kuraklık mevzuatı, adam gibi kurallarına göre (münavebe, kota, sınırlama, standart... vs), bilimsel uygulansa, şu anda tüccar ağaların ve bunu ikinci iş olarak yapanların (ki çoğu memurdur) birçoğu bu işten vazgeçer.
Çünkü, çoğu bu riske girmeyecektir. Bakın, bizim bu kurak topraklarda "tane üretimine, yani arpa-buğday ekimine" kuraklık parası vermemiz, enayiliğin, ekonomik akılsızlığın daniskasıdır.
Vereceksek, gerçek hayvancıya belli şartlarda sadece "kaba yem" için ektiği araziye vermeliyiz. Yok tüccar çiftçi ağalarına ve ikinci iş olarak ekenlere! Bu ülkede, işi-mesleği sadece kuru ziraat yani arpa-buğday eken birileri yoktur. Bir yılda 2 ay çalışan bir meslek grubu mu olur? Bunların yüzde yüzü, bu işi ya hayvancılığın yanında (yanlış motivasyonla tane üretimine kaydırdıklarımız) ya bu işi ikinci iş olarak yapana, ya da büyük arpa ağalarıdır (ki onların da başka işleri vardır).
Bakın, tarımda amacımız gerçek çiftçi ve hayvancıya yardım etmek ise, o vakit bütün yardımları DGD ve "sosyal sigortalara kayıtlı gerçek üreticiler" bazında yapalım. İşin doğrusu budur! Gerisi toplumun paralarını birilerine peşkeş çekmektir....
Bir kaç yıl önce doğru bir kararla, ilgili tüzükler kapsamında kuraklık ödemelerini münavebe sistemine bağlamıştık. Yani, toprağına bir sene tane (arpa-buğday), ertesi yıl kaba yem ekenler ancak kuraklık kapsamı içinde olabilirdi. Bu hem toprakların verimini artırmak hem de başta söylediğim arpa-buğday ekimi motivasyonunu engellemek, sapmayı ortadan kaldırmak için akılcı bir uygulamaydı.
Ama bu yıl, ağalar ne yaptılar ettiler, popülist siyasetçileri de kafaladılar ve yasal tüzüğe rağmen Bakanlar Kurulu'ndan yetersiz yağış, verim düşüklüğü nedeniyle, tıpkı eskide olduğu gibi sigortaya yapılan arazi beyanına göre kuraklık parası çıkardılar.
Kuraklıkla ilgili ödemeler, sigortaya yapılan arazi beyanı üzerinden (çarp) dönüm başı kuraklık için biçilen fiyat üzerinden yapılacak. Zaten, bu işi yapanlar, genelde bu kapsama girebilmek için baştan arazilerini çeşitli isimler altında bölerek beyan yapıyor.
Yani, toprağa bağlı üst limit kısıtlamalarının bir esprisi yoktur. Düşünün, bir ağa çeşitli isimler altında arazileri bölerek binlerce dönüm ekecek ve biz onu kaç dönüm ektiyse cebimizden finanse edeceğiz. Ayıptır bu! O yüzden, sosyal sigortaya kayıtlı profesyonel gerçek çiftçiye belli miktarda ve şartlarda yardım yapalım diyoruz. DGD de zaten budur....
MAZOT ÖDEMELERİ
Yakın zamanda hükümet, tarıma destek amacıyla, tarıma ayırdığı ödeneklere ilaveten yaklaşık toplamda 15 Milyon YTL'yi bulacak mazot desteği vermeyi de kararlaştırdı. Tarımda girdi desteklerinin yanlış olduğunu, çünkü hem fiyatı bozduğunu hem de yanlış ellere gittiğini anlatmaktan göbeğimiz çatladı.
Bu şartlarda, sapmayı engelleyecek limit ve kısıtlama olmaksızın "hayvan başı ve toprak miktarı" üzerinden yapılacak bir girdi desteği yanlış ellere gidecektir. Orta direk gerçek hayvancı ve çiftçiye 3 lira giderse, büyüklere ve ikinci işi olanlara toplamda 10 lira gidecektir.
Hükümet, arpa-buğday ekene, yani tane üretimine dönüm başı 11 lt; kaba yem ve sulu tarıma 20 lt; bunun yanında inek başı 0,185 lt ve koyun başına 0,025 lt gibi mazot desteği yapmayı düşünüyor. Bu çok yanlış bir uygulamadır.
Düşünün, adam binlerce dönüm arazi ekti (başka isimler altında bölerek beyan yaptı), yani adam aslında çiftçi değil tüccar. Ve biz bu tüccar ağaları veya bu işi ikinci iş olarak yapanları, yeterince ürün alamadığı için ektiği ve sigortaya beyan ettiği arazi miktarını, dönüm başına ödeyeceğiz.
Yahu, riske giren sanayicinin, işadamının, bu tüccar çiftçilerden ve bu işi ikinci iş olarak yapanlardan ne farkı var. Bu çok ayıp! Böyle yaptıkça sittin sene bu çarktan kurtulamayız.
Mazot ödemelerinin bir de "hayvan bazlı" tarafı var. Düşünün, rekabet yasasının olmamasından ve tarımda uyguladığımız yanlış politikalar yüzünden, yüzlerce-binlerce ineğe ulaşan, günde binlerce ton süt üreten dev hayvancıları, kota ve üst limit olmaksızın, sahip olduğu inek sayısına göre destekleyeceğiz. Hayvan sayısı (çarp) litre başı mazot desteği, AYIPTIR!...
Elbette, hayvancılığın, bilhassa büyükbaşın belli ölçekte ve profesyonelce yapılmasını destekliyorum ama bu adamları bu şekilde finanse etmeyi, onlara kamu eliyle servet transfer etmeyi asla kabul edemem.
Bu çok AYIPTIR!...
|