|
İnsan hür olarak yaratılmış bir varlıktır. Hak ve hürriyetlerinin kaynağı beşeri değil ilâhidir. Bu sebeple bu hak ve hürriyetler, her ne şekilde olursa olsun çiğnenemez, yok sayılamaz. Asla vazgeçilmez ve tecavüz edilemez. İnsanın asıl gayesi. Yaradanına korkusuzca kulluk etmektir. Bu da en geniş manasıyla hürriyetle kaimdir.
İnsanın canı kadar hak ve hürriyetleri de azizdir. Hayat hakkı ne kadar muhterem ise hak ve hürriyetleri de o kadar masum ve muhteremdir. Ancak bu hak ve hürriyetler sınırsız da değildir. Dünyada her şeyin bir haddi ve hududu olduğu gibi, hürriyetlerin de bir sınırı vardır. İslâm, insana bu geniş hürriyeti tanırken onu başıboşluğa itecek, sorumsuzluluğa düşürecek tehlikelere işaret etmiş fıtratın yani yaratılışının tayin ettiği çizgiye uymasını istemiş, sınırları zorlamamasını emretmiştir.
Hürriyet, dünyada bedeli ödenemeyecek kadar ağır manevi bir değerdir. Çünkü hür olmak, insan olmakla eşdeğerdir. İnsanın hür olması demek, irade ve ihtiyarında serbest olması demektir. Fakat bu serbestlik ona, her istediğini istediği şekilde yapma, arzu ettiği bütün fiilleri başkasının zararına da olsa icra etme hürriyet vermez. İnsan kendisini sınırsız bir hürriyetin sahibi zannederse etrafına zarar vermeye başlar. İşte siyasi içtimai, ahlaki ve iktisadi huzursuzlukların kaynağı bu haksızlıklardır. Bunu neticesi insanlığın felâketidir.
Kişi ve toplumlar bu noktaya geldiği zaman kendisinin hakkı olduğunu zannettiği değer yargılarını kaybetmeye başlar; ilk kaybedeceği şey de hürriyeti ve ona bağlı olarak haklarıdır. Başkalarının haklarıyla sınırlı olan bu hürriyeti iyi kullanmak gerekir. Demek ki insanın hürriyeti başkalarının haklarıyla sınırlıdır. Hürriyetlerini elden çıkarmak istemeyenler, başkalarının hukukuna saygılı olmalıdır ki, hürriyetini sonuna kadar kullanabilsin.
İnsan kendisini, mutlak hürriyetin ve mutlak iradenin sahibi zannetmemelidir. Çünkü bu zan aldanıştır. Gerçi insanın şu fani hayatta "benim" dediği şeyler vardır. Ama bunlar gerçek manada "malikiyet" ifade etmez. Bunlar bize, asaletten geçici olarak verilmiş. Tasarruflardır. Dolayısıyla birer emanettir. Emanetler üzerindeki tasarruf hakkımızı son derece titizlikle kullanmalıyız. Aksi halde emaneti zayi etmiş oluruz.
Emaneti zayi edenler, hem kendilerine, hem yüklendikleri emanete, hem de diğer canlılara karşı zulmetmiş olurlar. Unutmayalım ki, hürriyetler sınırlandırılmadığı takdirde kendi kendini yok eder. Hürriyetin gücü sınırsızlılığında değil, başkalarının haklarıyla sınırlı olmasındadır. Çünkü mutlak manada hürriyet, yalnız Yüce Allah'a mahsustur.
|