|
Bir yiyecek hakkındaki ilk hükmümüzü, önce o yiyeceğin görünümüne göre veririz. Aşçılar bu ilkeyi 'yemek önce göze, sonra ağza hitap etmeli' diyerek, dile getirir.
Yiyeceklerin renklerinin parlak olmasının, yiyeceğin tazeliğine işaret eden bir faktör sayılır. Yemeklerin canlı renklerde olması, mutfak dünyasında çok tartışmalı bir konudur. Ayva ve elma çekirdeklerinin renk verici özellikleri bilinir. Ayva ve elma tatlısı yapıldığında bu özellikten yararlanılarak pembemsi bir jöle elde edilir. Yine taze domatesten çorba yapıldığında çorbanın rengi hafif pembemsi olur. Domates çorbasının renginin kan kırmızısı olması gerektiğini düşünenler, rengi değiştirmek için salça ekler. Birçok sosun temel girdisi olan et suları, ne kadar uzun kaynatılırsa kaynatılsın, açık renkte olur. Japonlardan esinlenen, yani mutfak akımının öncüleri, 'bir yemek, tabakta bir tablo kadar güzel olmalı' derler. Tabakların boyutlarının büyümesi, buna karşılık içine konan yiyeceğin sınırlanması hep bir kaygının sonucudur. Bir tabağı tıka basa doldurmak artık geçmişte kaldı. 'Bir tablo kadar güzel' tabaklar yapmanın bazı kuralları vardır. Bunların başında, tabaktaki yiyeceklerin renklerinin birbiriyle ilişkisi gelir. Özellikle zıt renklerde yiyecekler birbirini açar, göze hoş görünür. Tabaktaki yiyeceklerin boyutlarının da birbiriyle uyumlu olması bir başka kuraldır. Soslar uzun zamandır, yiyeceğin üzerine dökülmek yerine, tabağın altına bir 'ayna' olarak konmakta ve yiyecek, sosun üzerine özenli bir biçimde yerleştirilmektedir.
|