|
Herşey insanoğlunun toprağa buğday tohumunu ekmesi ile başladı. ekilen buğdaylar boy verdi, olgunlaştı, zaman geldi toplandı. Öğütüldü "un" oldu. Birileri bu unu su karıştırıp yoğurdu "hamur" yaptı. bu ilkel hamurun içine isteyen istediği malzemeyi katarak adına "pasta" denilen binbir çeşit yiyecek oluşturdu. İşin içine yumurta girdi, süt girdi, tuz katıldı, şeker ilave edildi, olmadı başlangıçtaki un daha fazla öğütülerek beyazlatıldı, maya ile kabartıldı. Meyveler, sebzeler de işin içine katıldılar. Uzmanlaşmalar başladı, el üstünde tutulan pasta uzmanları ortaya çıktı. pastacılık eğitimi için okullar açıldı. Sanayi devrimiyle elde yoğrulan hamur makineler de yoğrulmaya, yumurtalar elektrik enerjisiyle çırpılmaya başlandı. Üretim çoğalmasıyla ticari bir ürün haline geldi pasta ve pastaneler açıldı. Çok yoğun ilgi gören bir kolu ekmek, dinlerdi baş tacı edildi. "Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler" sözüyle Marie Antoinette'in tarihe adını yazdırdı. Kimse uzun yıllar deneye yanıla elde ettiği reçetesini bir sır gibi sakladı. Kiminin yaptığı pastanın tadından çok, müthiş görüntüsü konuşuldu. Sonuçta masum bir buğday tohumuyla başlayan bir çığ gibi büyüdü ve bugünlere kadar geldi. şimdi gözler ince detaylarda, hem de en ince detaylarda. Artık dünya üzerinde sayısız çeşit pasta üretiliyor. Birçoğunda kullanılan malzeme ve teknik bir yere kadar ortak, ayrılan tek yer, küçük nüanslar. İşin sırrı artık burada düğümlendi, ve inkar edilmeyecek bir diğer düğüm de kişisel beceri. Bir gerçek var ki, insanoğlu küçüklüğünden tanıştığı bu tadı kaybetmek istemiyor. "Pasta" adı, duyulduğunda dahi insanları gülümsetip, sarıyor. Pastayla birlikte insanların yaşantısına giren pastane kültüründe, pastayla lezzetlenen sohbetlere doyum olmuyor. Geçiyorsunuz vitrinin önüne ve damaklarınızdan bir sıvı iniyor midenize doğru. Seçim yapmanız zor, artık hepsini istiyor canınız. Haklısınız da.
|