|
Güller, çağlar boyunca yüreklere olduğu kadar, damaklara da mutluluk verdi. Halen de veriyor. Üstüne şeker ve gülsuyu dökülerek hazırlanan su muhallebilerinin lezzetine doyum olmaz, ya da incecik pudra şekerinden örtüsünün altından, minik kızıl noktacıkları sezilen güllü lokumlar. Onların damaklarda erirken yaydığı gül rayihası kolay unutulabilir mi?
Güller, yüzyıllar boyunca sofralara da mutluluk verdi. Hem de sadece vazolarda değil, tabaklarda, kadehlerde. C vitamini deposu olan gül yapraklarıyla tatlılar, çaylar, içkiler yapıldı. Dünyanın en romantik içkilerinden, berrak, pembe renkli gül likörü. Çinlilerin, kurutulmuş gül yapraklarını siyah çayla harmanlayarak hazırladıkları gül çayı.
Çağlar boyunca gül gastronomik olarak hep kullanılmış. Hem şifalı özelliklerinden, hem de lezzetiyle, aromasından dolayı tercih edilmiş. Yabani güllerin yapraklarından yüzyıllarca şuruplar, şaraplar, likörler hatta sirkeler yapılmış. Ortaçağdan günümüze kadar gelen yemek reçetelerinde gül, kimi zaman bir şurup olarak, kimi zamanda bir reçel olarak karşımıza çıkmış ve ufak tefek değişiklere uğramasına rağmen günümüze kadar gelmiş. Renkli ve kokulu yapraklarıyla, mutfakta, pastanecilikte ve şekerlemecilikte önemli bir yer tutmaktadır.
Ülkemizde eskiden gülsuyu evlerde damıtılarak çıkarılırdı. Onun kokusu bir bambaşkaydı. Gül reçeli de pek evlerde yapılmıyor. Bu geleneklerimiz gitgide kayboluyor. İnsan istemeden geçmişe karşı bir özlem duyuyor.
|