|
Hardal, bundan yaklaşık 5 bin yıl önce Hindistan ve Çin'de ilk kez yetiştirilip kullanılmaya başlanmış. O zamanlar ya susam yağında pişirilir, ya da et veya buğday unundan yapılan yemeklere katılırmış. Eski Yunan uygarlığında yemeklerin ana katkı maddelerinden biri haline gelmiş. Avuç dolusu kullanılan hardal tohumlarının, bozulmaya başlamış etlerin ağır kokusunu astırmada diğer baharatlardan daha etkili olduğu söyleniyor. Eski Mısırlılar da hardalı aynı özelliğinden dolayı tercih ediyorlardı. Yunanlılar hardalın iki özelliğinin daha bilincindeydiler. Onun antiseptik etkisini ve sindirimi kolaylaştırdığını anlamışlardı. Hardalı mutfakta olduğu kadar çeşitli ilaçlarda da kullanıyorlardı. Ancak hardalı dövüp tozunu macun haline getirerek, onun özelliklerini bütünüyle ortaya çıkarmayı ilk kez Romalılar buldu. Romalılar toz halindeki hardalı üzüm şırası, sirke, zeytinyağı ve balla karıştırıyorlardı. Hardal tohumu çeşitli turşulara da katılıyor, etlerin uzun süre saklanması için kullanılıyordu. Bu iş için de genellikle bal, tuz ve sirkeyle karıştırılıyordu.
Çok eski dönemlerde hardalın yaprakları sadece yemek olarak pişirilmiş. Özellikle uzak doğu ülkelerinde hâlâ hardal yaprakları pişirilip yeniliyor. Ancak tohumları giderek yapraklarından daha fazla önem kazanmış ve yemeklere lezzet katmada da kullanılmış.
Fransız topraklarına da hardalı Romalılar tanıttı. Fransızlar kısa sürede hardalı benimsediler ve yüzyıllar içinde bu bitkiyi başarıyla geliştirip değerlendirdiler. Özellikle Paris teki St.Germains des Pres keşişleri 10. yüzyıldan itibaren hardal üretiminde çok ustalaştılar.15.yüzyıldan itibaren Paris belediye başkanı hardal yapım hakkını ve teknolojisini Dijon'daki sirke üreticileri ile paylaştı.Zaman içinde Dijon hardal konusunda ülkenin bir numaralı kenti haline geldi.O dönemde hardal çoğunlukla evlerde hazırlanıyordu.Önce bir havanda hardal taneleri ezilir,sonra su ya da sirkeyle karıştırılırdı.15.yüzyıldan itibaren hardal,tuzlu balık ve yabandomuzu yemeklerinin vazgeçilmez baharatıydı.
Hardal bitkisi, birbirinden az çok farklar gösteren üç türdür. Bunlar kara hardal, esmer hardal ve beyaz hardal. Bu adlar bitki tohumlarının renklerine göre verilmiş. Hardal tohumları ne renk olursa olsun, çiçekleri sarı bir bitki. Bizim yemeklerde kullandığımız hardal, gerek kara, gerekse esmer hardal tohumlarının, bazen de her ikisinin birlikte öğütülerek toz haline getirilmesiyle hazırlanıyor. Siyah hardal önce Uzakdoğu da yetişmiş. Beyaz hardalın anavatanı ise, pek çok bitki ve hayvan türünde olduğu gibi Anadolu, Ortadoğu ve Akdeniz havzasında da çok eski çağlardan beri yetişiyor. Ancak günümüzde pek çok ülkede hardal üretimi yapılıyor.
Geçmişten günümüze, hardal daha çok pişmiş bir yemeğin yanında baharat olarak kullanılmış ya da bir sebze olarak pişirilmiş, Ancak bugün modern mutfakta, yemeklere pişerken katılan önemli bir malzeme konumunda. Modern gastronomi, hardalın pişme sırasında yemeklere katıldığında, diğer baharat çeşitlerinin sağladığından çok daha kompleks aromaları yiyeceklere kazandırdığını keşfetmiş durumda. Ayrıca sosları koyulaştırıcı katkı maddesi olarak da çok değerli. Hardalın da çok yakıştığı yiyecekler var. Yağlı balık ve et çeşitleri. Bunların dışında domates, taze fasulye gibi malzemelerle de çok iyi uyum gösteriyor hardal. Pişerken yemeklere katıldığında su etkisiyle kısa sürede yakıcılığını yitiriyor, geriye yalnızca aroması kalıyor. Eğer yemekte hardalın yakıcılığının da kalması arzu ediliyorsa, mümkün olduğunca pişmenin son anında katılmasında yarar var.
Hardalın tedavide de çok önemli bir konumu var. Dünyanın birçok bölgesinde mahalli tedavi yöntemleri içerisinde hardaldan yararlanılıyor. Bitkinin bu amaçla en çok kullanılan bölümü tohumları. Hardal tohumu içindeki güçlü keskin yağın birçok özelliği olduğu biliniyor. Eski dönemlerde kalbi güçlendirdiğine, solunum ve sindirim sistemlerine iyi geldiğine inanılıyordu.
İnsanlık tarihinin en eski dönemlerinden bu yana sofralardan eksik olmayan hardal gerçek ağzının tadını bilenlere hitap etmeyi sürdürüyor.
|