|
Yaklaşık bir yıl önce eşcinsellerle ilgili olarak yazdığım yazılara, bugün 1 yıl sonra, hâlâ çeşitli görüşler ve elektronik postalar alıyorum.
Bunlar, genellikle toplum tarafında dışlanmanın ya da dışlanma korkusunun altında ezilen, ancak, ses veremeyen kişilerden geliyor.
Toplum olarak, neredeyse homofobik ve eşcinselliği bulaşıcı bir hastalık olarak gördüğümüz gerçeği, en sıradan sohbetlerde karşımıza çıkabiliyor.
Eşcinsellik bulaşıcı ve ölümcül bir hastlalık!
Bu kişilerin varlıklarından bahsetmek ise, en tehlikeli uğraş, belli düşüncelere göre. Çünkü, her an, sağlıklı yapımıza bulaşabilir.
Bu konuyla ilgili gelen görüşlerin bir tarafında, bu dışlama refleksi, diğer tarafında da bu dışlama sonucunda yaşanan sıkıntı var.
Cinsel tercihleri, "biz"den farklı olanlar, karşı cinsle evlenmek zorunda bırakılıp, kendi kimliğini inkâra zorlanıyor.
Ve böylelikle, hepimizin normalleştirdiği sosyal bir cezalandırma süreci yaşanıyor.
Konuyla ilgili gelen elektronik postalardan birinde, ailesi tarafında cinsel eğilimleri sorgulanmaya başlayınca evden kaçıp, ülke değiştiren bir eşcinselin hikâyesi vardı.
Tekrar geri dönmeyi ve ailesiyle yüzleşmeyi düşünemediğini, ancak tercihleri doğrultusunda evlenmek istediğini söylüyor.
Bir başka postada ise, farklı yerlerde kendine kabul görebileceği bir düzen arayışının yıkıcılığını anlatıyor bir akademisyen.
Özellikle son zamanlarda gelen birkaç elektronik posta, bu konu ile ilgili beni tekrar düşünmeye yöneltti.
Bu düşünceler de kısa bir araştırma yapmaya.
Eylül 2006'da 34 Avrupa ülkesi ile birlikte Kuzey Kıbrıs'ta da bir araştırma gerçekleştirilmiş.
KADEM işbirliği ile Eurobarometer tarafından yapılan bu araştırma, temelde eşcinsel yönelimlere toplum olarak nasıl yaklaştığımız ile ilgili.
500 kişi üzerinde yapılan araştırmada, eşcinsel evliliklere izin verilmesine, %74.8 oranında karşı çıkıyoruz.
Aynı zamanda, Avrupa'da eşcinsel çiftlerin evlat edinmesine de yine %72.4 oranında karşıyız.
KADEM Direktörü Muharrem Faiz, bu oranların, Avrupa'daki en düşük oranlar olduğunu söylüyor.
Ve sosyal bir sorun yaratan bu anlayışın, ancak sivil toplum inisiyatifleri ve siyasi iradeyle değiştirilebileceğini söylüyor.
Konu hâlâ çok ciddi bir tabu.
Ama, Cumhuriyet Meclisi, bir süre önce, Avrupa Birliği ile uyumlaştırma kapsamında, cinsel eğilimle ilgili ayrımcılık içeren yasaların tadil edilmesine karar vermişti.
Bu konu ile ilgili bir de komite oluşturuldu.
Ancak aradan geçen bir yıllık süre içinde bu yönde bir gelişme sağlanamadı.
Bizdeki ceza yasasına göre, eşcinsel ilişkiler, sadece erkek varlığı göz önünde bulundurularak, "doğaya aykırı" kabul ediliyor ve bu tercihte bulunanların, hapislikle cezalandırılmasını öngörüyor.
Avrupa Birliği ise, cinsel eğilim hakkındaki kurallarla ilgili olarak, tüm üye devletlerine 2003 Aralığı'na kadar yasal sistemlerini ayrımcılık karşısında uyarlamalarını şart koşmuştu.
Güney Kıbrıs, Avrupa Birliği'ne üye olmadan kısa bir süre önce, kilise dâhil, karşılaştığı her türlü tepkiye rağmen, yasalarını uyumlaştırdı.
Kuzey Kıbrıs'ın herhangi bir uyumlaştırma için yasal bir aceleciliği yok.
Ancak bu olmamasına rağmen meclisin aldığı karar önemli.
Umarım, yeni dönemde bu konuda bir gelişme yaşanır.
Yine de yasalardan öte, anlayışlar konusunda da yapılması gereken çok şey var.
Yapılan çeşitli araştırmalarda, Kıbrıs genelinde, 25.000 eşcinselin yaşadığı belirtiliyor.
Bunlardan birçoğu, baskı sonucu kimliğini açıklayamama ve sağlıksız psikolojik koşullarda hayatını sürdürmeye zorlanma gibi sorunlar yaşıyor.
Uzmanlar, ülkedeki birçok eşcinsel arasında, intihar eğiliminin oldukça yaygın olduğunu vurguluyor.
Ama bu çile niye?
Toplum içinde beslenen böylesi reddedişler, sadece cinsel kimlikler değil, "standart dışı" kabul ettiğimiz her konuda yasakçı ve dışlayıcı bir anlayışı çoğaltmaktan başka bir işe yaramaz.
Sırf kendi kurallarımıza göre yaşamıyorlar diye ceza vermek, ağır bir yumruk olup, görünmez dayaklar atmak, ne kadar insani değerlerle bağdaştırılabilir ki?
|