Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
UFO'lar yine geldi!
Ya eşel mobil ya da 13. maaş
6 haftalık bebek, kürtajla alındı
Eşel-mobil gerdi
10 bin YTL ile serbest kaldı

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

DAVA DOSYASI HAZIR AMA...

Aysu Basri

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   25 Eylül 2007, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Geçenlerde ajanslara düşen bir haber ilgimi çekti.

Amerika'da bir çiftçi Tanrı'yı mahkemeye vermiş.

100 milyon dolar tazminat istiyor.

Son sekiz yıl içinde, başına 3 kez yıldırım düşen adam, buna bir anlam verememiş ve bütün dini gerekliliklerini yerine getirmesine rağmen, yaşamak zorunda kaldıkları karşısında isyan edip, dava açmış.

Davanın kabul edilip edilmeyeceği merak ediliyor.

Tabii, haberi okuduğunuzda ister istemez bir gülümseme beliriyor yüzünüzde.

Ne de olsa, alışıldık bir durum değil.

Ama bu haber, nedense bana kendi halimizi anlatıyor.

Yani, çiftçi, karşılaştığı muameleden rahatsız ve hakkını aramaya çalışıyor.

Başına yıldırım düştüğü için.

Peki biz, tüm gerçekleri ile bu ülkede, bu şartlarda yaşamak zorunda bırakıldığımız için hangi Tanrı'ya dava açmalıyız?

Hergün sayfalar dolusu haber sıralanıyor önümüze.

Kaçını öfke duymadan dinleyip, izleyebilme şansına sahip oluyoruz?

Normalleştirdiğimiz mafya düzenini mi, hergün ardı arkasına patlayan bombaları mı?

Faili hep meçhul kalan cinayetleri mi?

Yoksa değişecek diye beklediğimiz hiçbir şeyin, aslında değişmeyeceğini, sessiz sedasız kabullenişimizi mi?

Bugünlerde, partilerin, meclisin yeni dönemi başlamadan, bir uzlaşı yakalama şansları yeniden gündemde.

Aylardır muhalefetsiz tek parti iktidarı ile devam eden meclis karşısında, aslında kimsenin edebi tepki dışında şekillendirdiği samimi bir tepkisi yoktu.

Gerçek sonucu mutlaka bilimsel araştırmalar verecek ama, hiçkimsenin, rüyasında "seçim olsa, şu partiye oy versem" hayalleri gezmiyordur.

Bir seçim nasıl bir heyecan yaratır, 12 Eylül kokusu sinmiş, anayasa değişse, ya da değişikliğinin önü açılsa, kimin kalbi hızlanır çok hayal edemiyorum, bugünlerde.

Siyasi partiler, sürekli eleştiri yarışında.

CTP, ÖRP'nin kurulmasına, bu şekilde hükümete gelmesine tepki koyan ve bu senaryoda yer aldığını iddia ettikleri AKP adresine rağmen, Cumhurbaşkanı Gül'ün meclisteki olağanüstü birleşimine girmesini eleştiriyor, muhalefet partilerinin.

"Çelişkilidir ve artık boykot anlamını yitirmiştir" diyor.

Muhalefet partileri, konuyu birbirinden tamamen ayırmış.

Gül Cumhurbaşkanı, AKP ile hiçbir ilişkisi katiyen yok!

AKP de zaten Kıbrıs'ın yolunu bilmiyor!

Konu o kadar net siyasette!

Ve adını demokrasi ile eşanlamlı kılma çabası veren bir parti, ağır rüşvet iddiaları dahil her türlü olumsuzluğa sünger çekip, kendini kanıtlayamamış bir partinin, basın danışmanlığını gönüllü yürütebiliyor.

Ve uyumlu devam eden koalisyon hükümetinin küçük ortağı, 1 Eylül dünya barış gününde, Rumlar tarafından katledilen Türklerin, en iyi bu günlerin anlamını bileceğinden bahsediliyor.

Bu kadar uyumlu koalisyon!

Ardından da ortak Müslüman Kıbrıslı Türk kimliği yaratma çabaları türeyebiliyor biryerlerden.

Ağırlığı nedir, ne anlam ifade edebilir yorumları bir tarafa, telafuzu bile, üzerine onyıllar boyu savaş verilmiş her değerin sorgulanmasını beraberinde getirebilecek birşey.

Bunun ötesinde, henüz rüştünü ispatlayamamış bir oluşumu kendinden çok sahiplenip, hükümet ortaklığını her pahasına yürütme noktasına gelen sol bir partinin, dolaylı da olsa, bu ortamı besleyebilecek noktaya gelebilmesi, mutlaka üzerinde düşünülmesi gereken bir nokta.

Hedef neydi, şimdilerde başarımız nelerle sınırlı kalıyor fotoğrafı da var karşımızda.

Suriye ile başlatılan feribot seferleri dünyayı ürkütecek, bizi de büyütecek!

Nerede Birleşik Kıbrıs, askersiz, silahsız gelecekler sorusunu sorarken, oyunu ilk defa kullanmış binlerce genç, "çözüm olmadan, tek asker gidemez, Bosna olur buralar" diyebiliyor, bugünlede, CTP Genel Sekreteri.

Çünkü, can tehdidi altındayız ve şimdi şükür ki, korunuyoruz.

Düşünün,

On yıllar boyunca, bu ülkede her şart ve koşulda yaşamak için çaba gösteren herkes, acaba kimi, hangi Tanrı'ya şikayet edebilir ki?

Kimin için kimden yardım rica edebilir?

Birleşik Kıbrıs bir hayal değil, olması gereken bir gerçeklikti bir zamanlar.

Şimdi, belki de en uzak yere düştü hayal edilebilme noktasından.

Çünkü, ilk defa, Resmi Rum yönetiminin, Birleşik Kıbrıs hayaline büyük bir aşk beslemediğini öğrendik!!!

Ve kızgınız şimdilerde.

O kadar ki, referandumun üzerinden geçen 3 buçuk yıla rağmen, iktidarda çözümün ve iki toplum ilişkilerinin öncülüğünü yapan bir parti olmasına rağmen, ikili ilişkilerin geliştirilmesi yönünde arpa buyu yol ilerlenemedi.

İlerlenmek istenmedi.

Öncelikler, sandığımızdan ve beklediğimizden farklı olarak çıktı karşımıza.

Ve tam aksine uzaklıklar düşmanlıkla beslendi.

Acı olan, bu şartlara bir şekilde tahammül etmek zorunda olan hiçkimsenin, hiçkimseyi biryerlere şikayet etme lüksü bulunmadığı gerçeğini yaşamamızdır.

Ve daha da kötüsü, siyasetçiye ucuz politika yapamayacağını, iradesi ve yarattığı dinamizmle gösteren bir toplumun tekrar en başa dönebilmesi.

Çünkü, kimseyi kimseye şikayet edemediğimiz bu arenada, söylemler de duruşlar da bu hareketi yaratan topluma ağır bir hakarettir.

Üstelik bu sadece Birleşik Kıbrıs'ı ya da çözümü desteklemiş olan kitleye değil, karşısında duran kitleyle birlikte bütünsel olarak toplumun tümüne aynı ölçüde hakarettir.

Çünkü karşı etkiyle de beslenen bir süreçte siyasetçinin ve siyasetin temellerinin her yönü ve şekliyle sorgulandığı bir süreçti yaşadıklarımız.

Yani dindar çiftçi gibi, biz de toplum olarak tüm görevlerimizi yerine getirmiştik. O yüzden isyan etme ve hakkımızı arama hakkımız var.

Ama galiba bizim tazminat talep edip, davamızı götürebileceğimiz birileri de yok ve daha da kötüsü, bizim dava edebileceğimiz bir Tanrımız da kalmadı buralarda.

   866 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
09 Temmuz 2008, Çarşamba   CTP YA FARKLI BİR KABUS YARATACAK YA DA FARKLI BİR RÜYA
08 Temmuz 2008, Salı   EŞEL MOBİL KAVGASI
05 Temmuz 2008, Cumartesi   AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK
04 Temmuz 2008, Cuma   KILIÇ SESLERİ ARASINDA KALAN LİDERLER
27 Haziran 2008, Cuma   BU HAVADA, BU ADADA KANSER OLMAK
25 Haziran 2008, Çarşamba   DÜNYANIN DEĞİŞEN FOTOĞRAFLARI
19 Haziran 2008, Perşembe   ÇARESİZLİĞE DENEYİMLİ FARELERİN ÇIRPINIŞI
18 Haziran 2008, Çarşamba   FREKANS KAVGALARI ve YAYINCILIK
17 Haziran 2008, Salı   BELLİ Kİ BU REZALETE KİMSE DUR DİYEMİYOR
14 Haziran 2008, Cumartesi   O GECE



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

SUÇ KİMDEDİR...

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Talat, boşuna nefes tüketiyor...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (25)

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

HALDUN DORMEN, KARPAZ'DA TİYATRO OKULU...

Bilbay Eminoğlu

Sendikaların gözü hükümette

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınlarının insan sağlığı üzerindeki...

Dr. Umut Altunç

Kıbrıs Güneşi, Ultraviyöle ve Bebekler

Aysu Basri

CTP YA FARKLI BİR KABUS YARATACAK YA DA FA...

Sevilay SADIKOĞLU

Yalnızlık ve yeşeren düşünceler...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Doğum öncesi genetik tanıda yeni bir adım

Dr. İsmail KEMAL

G-8 zirvesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

II. Uluslararası Şiir Buluşması

Psikolog Ayla Kahraman

Psikososyal istismar

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Cildi koruyan gıdalar

Osman Ertuğ

Şah-MAT mı olduk?

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

TEK HALK GERÇEĞİ

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Teferruat!

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital