|
Türkiye çok uzun bir zamandır laikliği tartışıyor.
Özellikle 22 Temmuz seçimleri öncesinde iyice tırmanan laiklik ve dincilik kutuplaşması kavgaları, seçim sonrasında da dalgalanarak farklı bir boyuta dönüştü.
Şimdi, Türkiye bir Malezya olabilir mi sorgulaması ile gelecekten korkunuz cephesi var.
Bu cephenin karşısında ise, darbe mi istiyorsunuz, bu korkular için kendinizden utanmalısınız cephesi.
Malezya tartışmasını başlatan Amerikan Eski Dışişleri Bakanlarından Richard Halbrook da geçtiğimiz gün yanlış anlaşıldığını söyleyerek özür diledi.
"Ben, Müslüman bir ülkede laik demokrasinin var olabileceğine en güzel örnek Türkiye'dir demek istemiştim diyen Halbrook, aslında daha önce, "11 Eylül'den beri ABD, dünyanın her yerinde ılımlı İslam demokrasileri istiyor. İşte, sadece iki tane var: Türkiye ve Malezya... Türkler çok dramatik bir seçim yaptı. Ilımlı Müslüman bir parti, meşruiyetlerini Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Atatürk'ten alan ünlü milliyetçi partileri mağlup etti. Bu ılımlı Müslüman parti, İsrail ile de iyi ilişkiler içinde ve AB'ye üyelik istiyor. Ben de bunu kuvvetle destekliyorum" demişti
Türkiye gelecekte bir Malezya olmayabilir.
Malezya, bağımsızlığını 50'li yılların sonunda kazanmış.
Üniter bir yapıya sahip değil. Eyaletlere ayrılan ülkeyi sultanlar ve eyaletler içindeki yönetimler şekillendiriyor.
Krallıkla yönetilen çok partili demokratik sisteme dayalı, federal parlamenter bir monarşi, Malezya.
Ve son zamanlarda, uzaya gönderilecek ilk astronotlarına İslami şartları uzayda da yerine getirme konusunda verdiği eğitimler konuşuluyor.
Türkiye, geçmişiyle, tecrübeleriyle ne kadar acılar yaşasa da çok daha uzun bir demokratik ve laik geleneği temsil ediyor.
Yine de şu andaki tartışmanın boyutlarına bakılırsa, Türkiye'de giderek şiddetlenen bir mahalle baskısı oluştuğu da kesin.
Medya da bu baskıyı iyice körükler nitelikte.
Özellikle son zamanlarda, zincirlerini kırmış ve haklı intikamını almaya çalışan bir ibadet edenler ve inananlar fotoğrafı konuluyor önümüze.
Şehirlerarası otobüslerde namaz molası verilmelidir kavgaları, apronda namaz kılmaya çalışanların haklılığı tartışmaları ile buna benzer örnekler çoğalıyor.
Hürriyet gazetesi de bir başka haberinde yine Ramazan'da oruç tutmadıkları için dövülen gençleri ön plana çıkardı.
Bunlar şüphesiz ki yeni anayasa tartışmalarının tuzu biberi niteliğinde.
Dünyaca ünlü Kıbrıslı Türk psikanalist Vamık Volkan, mahalle baskılarından endişe ediyor. Bu endişesini de her platformda dile getiriyor.
Ortadoğu dahil dünyanın sıcak ve soğuk çatışma yaşamış birçok sorunlu bölgesinde toplumlararası çatışmalara mercek tutmuş bir isim, Vamık Volkan.
Politik psikolojiyi, uluslararası çatışmaların çözümünde ilk kez kullanan Volkan, Freud'un yaşayan tek temsilcisi olarak kabul ediliyor.
İki kez Nobel'e aday gösterilmiş.
O, gelecekte bu tarz mahalle baskısının artacağını ve iki ayrı kutup arasındaki kavganın tırmanacağını söylüyor.
Geçtiğimiz günlerde, Bahçeşehir Üniversitesi'nde katıldığı bir seminerde de benzer temeller üzerine yerleştirdi sunumunu.
Ve ilginç bir saptaması vardı.
Kadın sadece seks ve sütten ibaret olarak algılanıyor diyor.
Türkiye için bu ne kadar geçerlidir, mutlaka çetrefilli bir tartışma konusu, ama, bütün bu kavgaların kadın üzerinden yapıldığı bir gerçek.
Örtünmesi gereken kadın ve bir kenara ayrılması gereken de yine kadın.
Töre ve namus cinayetlerinin baş sorumlusu da kadın.
Daha da ilginci, Pazar günkü Hürriyet Gazetesi'nin Herald Trübune gazetesinin bir haberinden yaptığı alıntı.
Herald Tribune'e göre, İslami moda pazarı 96 milyar dolarlık bir kapasiteye sahip.
Ve bu günden güne gelişen bir pazar.
Seks ve süt objesi konumundaki kadının örtünmesine özel şekiller bir moda akımı yaratıyor artık.
Üstelik kayda değer meblağların telafuz edildiği bir moda akımı.
Dünya moda pazarına yön veren Yves Saint Laurent'in, Tayvan'da yaptığı bir defileden de başörtüsü ve türban motiflerinin tarz çalışmaları, medyada ilginç görüntüler oluşturdu.
Pazar kadın üzerinden genişliyor.
Kadının belli değerler tarafından yerleştirildiği yerin sağlamlaşması üzerinden.
Vamık Volkan, daha da ileri giderek, Türkiye'de yaygınlaşacak bir mahalle baskısının Kuzey Kıbrıs'ı da etkileyeceği görüşünü de dile getiriyor.
Bugünden bakıldığında bu gerçekleşmesi zor bir saptama olarak çıkıyor karşımıza. Ama kenarından köşesinden bulaştığımız bu kavgalara bakıldığında da en azından düşündürüyor.
Türkiye'nin simgesi Çankaya Köşkü'nde artık türbanlı bir first lady oturuyor.
Ve dengeler bu hassasiyetler üzerinden kurulmaya çalışılıyor.
İlk resmi ziyaretini Kuzey Kıbrıs'a yapan Gül'ün ziyaret programı da bu hassasiyetler üzerinden oluşturuldu.
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Gül onuruna verilen resepsiyona, sınırlı sayıda kadın davetli çağrıldı.
Milletvekillerine eşsiz davet yapıldı.
Fotoğraf, siyah takım elbiseli, bir erkekti.
Ekonomistler, piyasanın, gelecek beklentileri önceden satın aldıklarını söyler.
Acaba genişlemeye devam edeceği söylenen 96 milyar dolarlık İslami moda piyasası, şu anda neyi satın almış?
Türkiye'de düşündürücü bir kutuplaşma ve bu kutuplaşmanın da beslediği genel bir tartışma var.
Ve bu tartışmaların içinde başrolde de yine kadın yerleştiriliyor.
Yarattığı kimlikle İslami ülkeler ve dünyada ciddi bir örnek oluşturan Türkiye bu kavgaları şekillendirirken, on yıllar boyu tüm dünyanın üzerinde kafa yorduğu kadın kimliği tartışmaları üzerine de yaratıcı yeni örnekler ekleyecek gibi görünüyor.
|